Selam dostlar,
Bir günlüğüne bir başkasının adımlarını izlemeye karar vermiştim aylar evvel. Kendi kendime verdiğim kafa izni ile de bir hafta boşa düşünce ilk iş bu planımı uygulamaya niyet ettim.
Ettim etmesine de bu işlerin de acemisiyiz efendim, nereden başlasam bilemedim. Sabah izne çıktığımdan bihaber anneme çocuğumu çalışacakmışım edasıyla teslim edip biraz kitap okudum.
Sonrasında bilgisayarımı açıp (bu aralar hiç birşeye telefondan bakmak istememek gibi bir huy edindim) eve yakın sinemalarda neler gösterimde diye kontrol ettim. Bir miktar Başka Sinema filmlerine meyleder gibi olsam da tam anlamıyla beynimi hiç yormadan gelişine bir gün yaşamak istediğimden pas geçip, düşünmeye mahal vermeyecek bir ergen filminde karar kıldım.
O arada Rex olsaydı da gidip kocaman salonlarında keyif eyleseydim diye aklımdan geçince içim bir cız etti ama ne yapalım değişime ayak uydurmak zorundayız neticede...
İş trafiği olmayan saatlerde nereye kaç dakikada gidilir tamamen bihaberim, o nedenle erkenden evden çıktım. Niyetim örnek aldığım bloggerın tüm adımlarını takip etmekti, ancak evdeki hesap avm'ye uymadı.
Sinemaya geldiğimde önce biletimi almaya yukarı çıktım. Biletimi alınca -ki bilet fiyatları da el yakıyor- aşağı inip Migros'tan sağlıklı birşeyler bakacaktım ki yanlışlıkla sinema alanına giriş yaptığımı fark ettim.
Çıkıp geri girsem mi, yoksa kalsam mı derken aman neyse deyip bir köşeye oturup Aylin Balboa'nın satırları eşliğinde bir miktar kafa dağıttıktan sonra filmin başlamasına yakın salona girdim.
Günün ilk seansında sinemaya gelmenin kötü tarafı mısır alacak kimseyi bulamamamdı, bu biraz üzdü beni ama iyi tarafı ise salonda iki kişi dikkat dağınıklığı olmadan film keyfi yapmak oldu.
Filmde umduğumu buldum diyebilirim üzerine düşünmeyi gerektirecek hiçbir konu yoktu, sessiz salonda çarpıcı manzaralar eşliğinde karizmatik bir oğlan ve güzel bir kızı seyretmenin keyfine vardık. Her romantik film gibi mutlu sona bir şekilde ulaştık ve olaysız dağıldık.
Sonrasında sabahtan beri birşey yememiş olan bünyeme biraz can gelsin diye kendime bir hamburger ısmarladım -sağlıklı beslenmek de hamburgerciyi görene kadardı işte- uzun zamandır denk gelmediğim restoranın rokfor peynirli hamburgeri yerken güzeldi ama karnım doyunca da keşke yemese miydim olmadım değil...
Bir miktar vitrin seyretmenin keyfine de vardıktan sonra avm'den ayrıldım ve evin yolunu tuttum. Kulağımda Tilbe Saran'ın sesinden bir Orhan Pamuk romanıyla salına salına eve geldim ve gezmek de yormuyor değil derken yalancı mesai saatimin bittiğini fark edip, usulcacık anneme geçip işyerinde de ne kadar yoruldum diye bir iki söylenip günü kapattım.
Bu haftanın devamında da hergün çalışıyormuş gibi nerelere gittiğimi size yazacağım, takipte kalın. :)
Adios sevgili dostlar.


