17 Mayıs 2022

Ofisten bildiriyorum.

Sabah şerifleriniz hayrolsun dostlar,
Bu sabah böyle güne çok enerjik başladım nedendir bilinmez. Ay dur buldum, aylar sonra ilk kez bir pantolonun içine dert tasa çekmeden, tepinmeden girdiğim için olabilir. :)

Kilolu falan değilim de bu homofiste ye iç otur derken göbek yapmıştım ve pantolonlardan yana dertliydim. Ramazan ayında bayağı bir toparlamıştım ki Ramazan sonrası da iki öğün yemeğe devam etmeye karar verdim. Sabah ve akşam yiyorum. Aslında öğlenleri ben acıkmıyormuşum da, alışkanlıktan yiyordum demek ki... Şimdi öğlenleri kitap okuyorum ofiste ya da bahçede; bu düzeni sevdim bana iyi geldi.

Biraz ofis biraz homofis düzenine de henüz tam alışamadım. Çalışırken müzik dinlediğim zamanlar ofiste yüksek sesle şarkıya eşlik etmek geliyor içimden, alıştım tabi evde konser havasında takılmaya.

Konser demişken, çok konsere gidesim var. Ama Can Bonomo istiyorum ve henüz denk getiremedim. Neyse yaz yeni başladı, illa ki denk getiririm diye düşünüyorum.

Geçen gün instagramda bir arkadaşım kahve reelsi çekip paylaşmış. Kahveyi bardağa dökerken üç beş açıdan çekilmiş video parçalarını birleştirmiş. Ay düşündüm düşündüm, yani soğumuştur o kahve içilmez ki... Ne diyeyim çabasına sağlık valla üşenirim ben böyle şeylere.

Yolda gelirken Youtube Music'in bana önerdiği bir playlisti açtım. Ofise gelip tam yeni oturmuştum ki Sezen Aksu - Rakkas çalmaya başladı. Yav dedim noluyoruz, düğüne geldik sanki. Ama içimden bir oynamak hevesi de gelip geçmedi değil.

Akşama misafirim var. Yurtdışına transfer olan iş arkadaşım geliyor, bende kalacak iki gün çok mutluyum. Misafirin de işte böylesini severim, kendini özletenini, bilmem anlatabildim mi. :)

Dün öğlen ofise girdiğimden beri herkes beni tebrik ediyor. Ne oluyoruz ya falan oldum bir an, meğerse hepimizin dinlemesi gereken ikinci çeyrek değerlendirme toplantısında (ben kulaklığı bi kenara koymuş başka işler yapıyordum) satışı yapılan son projemiz için beni tebrik etmişler. Ben tabi konudan bihaber... Neyse toplantı kaydını yollamışlar açayım da bakayım ne demişler. :)

Bende durumlar böyle işte güzel insanlar.
Sizler nasılsınız?
14 Mayıs 2022

2022 Nisan Ayı Okuma Raporu

 

Nisan ayını geride bırakalı epey oldu ama okuma raporu için ancak fırsat bulabildim. Benim açımdan 10 kitapla verimli bir okuma ayı oldu, ne zamandır beklettiğim bazı kitapları okunmuşa havale etmenin rahatlığı var üstümde...

Körelten Hançer: Fantastik kitapları seviyorsanız tartışmasız öneririm. Bu kurguyu daha önce okumamış olmanın da güzelliği var tabi. Beşleme olarak yazılan serinin ikinci kitabı, tuğla kalınlığında ama nasıl bitirdiğinizi bile anlamayacaksınız. Bu hikayenin kurgusunun temelinde renkler var. Bazı renklere hükmedebilen kişilere ışıktar deniliyor ve tüm renklere hükmeden kişiye de Prizma deniliyor. Hikayenin tek bir kahramanının olmaması ve aynı anda devam eden yan hikayelerinin de olması nedeniyle gerçekten güzel yazılmış bir eser.

Yaz Geçer: Murathan Mungan'ın bu kitabındaki bir çok şiiri internet sağolsun zaten biliyordum ama yaz mevsimi yaklaşırken düştü aklıma bir okuma hevesi... Genel olarak çok güzel bir kitap, ben üstteki tuğlanın arasına alarak okudum.

Çengelköy Defteri: Bu kitabın bir hikayesi de yok, birşey anlatma derdi de... Ancak en çok sevdiğim Oruç Aruoba kitabı belki de bu oldu. Yazarın Çengelköy'de ikamet ettiği sırada tuttuğu not defterinden derlenmiş notlarını içeriyor. Yaşlılığın verdiği yalnızlığı, yalnızlığın düşündürdüklerini... Bir meşgale bulmak için olur olmaz şeylere kafayı takmayı anlatıyor. Ben çok sevdim. İlginizi çekerse öneririm.

Selvi Boylum Al Yazmalım: Öncelikle evet vallahi çekilen Türk filmi ile neredeyse birebir aynı diyebilirim. İkincisi neden esas kızın adının Asya değil de Asel olduğunu daha önce hiç duymadım bilmiyorum ama siz de eğer duymadıysanız benden duymuş olun. :) Aytmatov çok geç okumaya başladığım bir yazar olsa da çok sevdiğim bir yazar oldu. Belki de daha önce okusam bu kadar sevmezdim. Böyle çok sevince de sevgili Leylak Dalı'nın önerdiği bütün Aytmatov kitaplarını sipariş ettim. Maceralarımız devam edecek efenim. :)

Rakipler: Baştan uyarıyorum bu kitap 18 yaş üstü ve de önermiyorum. Vi Keeland'ın kitaplarının hepsini okudum. Çoğunu da severim fakat en az sevdiğim bu oldu diyebilirim. Ana konu güzeldi aslında ama artık "yok ben bu adamdan nefret ediyorum lakin cazibesine dayanamıyorum" çerçevesinde yazılan kitaplardan da bıktım. Yok illa okuyup bende biraz sinir olayım derseniz. Yorum bırakın bendeki kitap sizin olsun. :)

Soğuk Kazı: Elimdeki Birhan Keskin kitapları bir bir tükeniyor ve yazar yenisini de çıkarmıyor. Hafif depresifim bu hususta... Ah canım Birhan, yine çok güzeldi.

Şeftali Kokan Bir Aşk: Sonunda bu seriye noktayı koydum. Serinin bence en güzel kitabı ilk kitabıymış ama neyleyelim diğerlerini de okudum, yoksa merakımdan duramazdım. Çok fazla para vermediğim için üzgün değilim ve küçük kitap arkadaşıma göndereceğim için onun yaşı itibariyle kıymetini benden daha çok bileceğini düşünerek kendimi avutuyorum.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü: Bu ay ki kitap okuma rutinimde her telden çalmışım görüyorsunuz. Klasik olmadan olmazdı. Kitabı bloglardan birinde görüp not almıştım ama affola blogun ismini anımsayamadım. Bu kitabı çok sevdim ve sayfa sayısı itibariyle de yormadığı için bence merak eden herkes okumalı. Zaten konusu isminde aşikar olduğu için çok bir yoruma gerek yok bence.

Aşk-ı Memnu: Bildiğim hikayeleri okumak niyeyse ilgimi çektiğinden almıştım kitabı malumunuz. Bence bu kadar eski tarihte yazılmış bir kitabın dizi uyarlamasını yaparken muhteşem bir iş çıkarmışlar. (Gerçi diziyi de tastamam izlemiş değilim, annemler izlerken aralarda gördüğüm kadarıyla vâkıfım.) Diziyi izlediyseniz kitabı okumanıza gerek yok. Pek az olay, bolca ruhsal durum analizi barındırıyor. Bu tarz okumayı sevmediğim için beni okurken bayıltmasına ramak kaldı diyebilirim.

Tanrı Tavşanken: Sarah Winman ile geçen sene Teneke Adam kitabıyla tanıştım. İlginç bir dili var; çok akıcı, günlük dile çok yakın, çok yalın ve naif. Kendisini okumayı bu nedenle sevmiştim. Bu kitap da beni yanıltmadı. İki küçük arkadaşın çocukluğundan başlayıp günümüzde sona eriyor olay örgüsü. Sarah Winman kitapları biraz farklı değerlendirebilir sanırım çünkü "eh işte" diyecek kimse olmayacaktır diye düşünüyorum. Ya çok seveceksiniz, ya da hiç sevmeyeceksiniz. Arası yok hissi veriyor. Ben seven kısma dahil olduğumdan son kitabını da sepetime attım.

Bu ay okumalar böyleydi işte, biraz o türden biraz bu türden. 
Sizde nasıl durumlar? Neleri okudunuz?

Sevgiyle kalın.

9 Mayıs 2022

Durum Raporu: Ay resmen ünlü oldum!


An itibariyle ünlü oldum sayılır dostlarım.
Sevgili Momentos blog tanıtımlarını yaptığı son podcastinde bana da yer vermiş.
Şuradan Momentos'un bloguna gidebilirsiniz.

Bu renklerini bilemediğim Beylerbeyi Sarayı'nın bahçesinde gördüğüm laleleri de teşekkür
olarak kabul etmeni isterim sevgili Momentos. :)

Not: Annem siyah lale olduğunu iddia ediyor, bende olmadığını o yüzden rengine siz karar verin.

Sevgiler.

7 Mayıs 2022

30 Mutlu Gün 30/21...30

Nisan ayı jet hızıyla sona erdiği için etkinliğin kapanışını bir türlü yapamadım. Hazır iki saat bir boşluk bulmuşum, kalktım size geldim.

21. Gün: İşlerin pek yoğun olmaması sebebiyle homofiste tembellikle geçen bir gün olmuştu. Bayağı bir mesuddum...

22. Gün: Eşimin kuzeninin evi için aldıkları boyanın yanlış çıkması, kimseye sormadan boyayı yapmaları, üzerine de Serabın ben bu boyayı mı seçtim deyip en baştan boyatması ile komedi tadındaydı...

23. Gün: 23 Nisan sebebiyle çocukları alıp Migros'a gitmiş ve oyuncak indirimlerinden faydalanmıştık. Çınar'ın bulduğu herşeyi sepete doldurup sonra da "Ben bunları aldım anne, hadi gidelim." demesi...

24. Gün: Çınar ve kocamı balkona attım ve kış boyu günyüzü görmeyen balkonu temizlettim. Çok keyifliydi. :)

25. Gün: İftara evinde boya badana olan misafirlerimiz vardı.

26. Gün: İşe mont giymeden gittiğim çok güzel bir sabahtı.

27. Gün: Bayram öncesi son ofis keyfisini yaptık.

28. Gün: Şirketin bayram hediyesini abartıp eve bayram kolisi yolladığı gündü. :)

30. Gün: Son iftar hazırlıklarını ailecek güle oynaya yaptığımız gündü.

Mutlu Nisan ayını böylece kapattık.

Görüşmek üzere...
20 Nisan 2022

30 Mutlu Gün 30/12...20

Biraz uzun bir ara oldu ama sonunda gelebildim. İstanbul'a bir türlü gelemeyen baharın kasveti üzerime çökmüştü sanırım. İçimde hiçbirşey yapmadan tavana bakmağı isteği vardı sadece. Neyse efenim gelelim mutluluklarıma.

12. Gün: Niyetli olmadığım için ofisten arkadaşlarla öğle yemeğine gittim. Uzun ama uzun bir aradan sonra sohbet ederek yemek yemek çok hoştu gerçekten. İnsan bazen sürekli yaptığı şeylerin kıymetini ancak yapamadığında anlayabiliyor.

13. Gün: Hem Çınar'ın kontrolünü hem de benim sürekli ertelediğim Cildiye randevumu halledebildiğimiz mükemmel ötesi bir gün oldu. Gerçi şimdi de plastik cerrahiye gitmem gerekiyor. Allahım bana dirayet ver.

14. Gün: Kayınvalidemler memleketten İstanbul'da kalan eşyaları götürmek için geldiler. Her ne kadar sonunda ayrılık olan bir kavuşma olsa da oğlumun sevinci görülmeye değerdi. Bir de aile iftarı hazırladım ki sormayın, tam Ramazan ayına yakışır bir gün oldu; sevinciyle, coşkusuyla...

15. Gün: Genelde eşimle ben sahur yapmıyoruz. oniki bir arası birşeyler yiyip yatıyoruz, tekrar kalkmıyoruz. Ama evde misafir olduğu için yılın ilk sahurunu yaptık. :)

16. Gün: Çınar mahalledeki bütün ablaları ile beraber futbol (kendisi pitbol olarak telaffuz ediyor) antrenmanına gitti. Soranlara da "Ben Şinem'i pitbola götüğdüm." diyordu. Onun o eğlencesi, keyfi, geldiğinde sürekli sıkılmadan aynı şeyleri anlatması gerçekten beni de o kadar mutlu etti ki. Kendim gitsem öyle mutlu olmazdım heralde.

17. Gün: İftara kızlar gelecekti, İpek kızçem bizi son anda ekse de Ayşe kızçemle keyifli bir iftar yaptık. Gerçi iftarın keyfini en çok Çınar çıkardı ama neyse. :)

18. Gün: Ramazan dolayısıyla yemeğe gitmediğim için öğle arasını kitap okuyarak değerlendirdiğim bir gündü. Dışarısı, kasvetli ve yağmurluyken pencere kenarında oturup kitap okumanın keyfi başka hiç bir şeyde yok.

19. Gün: Sabah toplantım olmamasının verdiği güvenle kendime güzel bir sabah uykusu armağan edip bir sonraki otobüse bindim. :) Bizim otobüs seferlerinin arası yok 7:50'ye binersem ofise çok erken geliyorum ama trafikte kalmıyorum. 8:40'a binersem de ofise yarım saat geç kalıyorum. Arada geç kalmanın da bir keyfi yok değil tabi. (Bu ikisinin arasında başka otobüs seferi olmaması sadece bana garip gelmiyordur umarım.)

20. Gün: Uyandığımda güneşi görmek. :) Günlerdir kasvet kasvet üstüne, soğuk soğuk üstüneydi. Çamlıca eteklerinde oturunca da hava hiç yardımcı olmuyor tabi. Sabah gözümü bir açtım güneş parlıyor allahım nasıl bir mutluluktu anlatamam.

Eee nasıl gidiyor, küçük mutluluk durumları?

Sevgiler.

11 Nisan 2022

30 Mutlu Gün 30/5...11

Selam dostlar,

Etkinliği saldığımı düşünmeniz beni üzer. Biraz yoğundum ancak gelebildim. Öyleyse hızlıca küçük mutluluklarımı bir sıralayayım bakalım.

5. Gün: Çınar'ın ateşini düşürememize müteakip hastanede aldık soluğu ama neyse ki önemli birşey çıkmadı. Bugünün güzel hadisesi buydu.

6. Gün: Akşam işten dönerken güneşin batışı esnasında mahallenin çam ağaçlarına denk geldim. Gökyüzü arkada kıpkızıl, çamlar güneşin önünde gözüme siyah görünüyor. Göğü hafif hafif kesiyorlar aralarda, öyle durdum ve biraz izledim. Bazen manzaranın fotoğrafını beynime kazımayı çok seviyorum. Şimdi gözlerimi kapatsam canlanıyor aklımda yine, çok güzel bir duygu...

7. Gün: Ofisti, hastaneydi derken yorulan bünyeme yeniden homofis olmak çok iyi geldi. Perşembe yatıp kalkıp işe gitmediğime şükrettim.

8. Gün: Siparişi geçilen teklifte yaptığım minnoş bir hata yirmi bin dolar zarar ettirdi bize (rakamla yazmaya gönlüm elvermiyor)... Ama son dakika gelişmeleri ile beraber bunu da hale yola koyar gibi olduk da haftasonuna gönlüm ferah girebildim.

9. Gün: Oruçtan zamanı nasıl geçireceğini bilemeyen kardeşim ve yamağımız Çınar'la beraber bizim yatak odasının değişimine başladık. İstemediğim tüm kısımları söktük ve mobilyaların ayaklarını değiştirdik. Darısı diğer işlemlerin başına... :) Günün kalan kısmında da Çınar'la beraber ailecek alışverişe çıktık. Otobüse biner binmez "Anne Ümraniye'de ne yicez?" diyen Çınar evlere şenlikti. O yedi biz seyrettik ama olsun analık neticede. :)

10. Gün: Onikiden akşam altıya kadar Çınar'ı babasına devrettim, sonra ikisini de evden dışarı attım ve evde temizliğe verdim coşkuyu! Valla ayıptır söylemesi ama ağız tadıyla temizlik yapmayı da özlemişim. :) Temizlik yaparak da mutlu olabiliyormuş insan esasen.

11. Gün: Bugünün mutlu hadisesi, yağmurlu sabah yürüyüşüydü... Eskiden yağmuru hiç sevmezdim lakin ergenlik işte; çıkardım hazırlıksız dışarı sonra eve gelene kadar sıçan gibi olurdum. Şimdi akşamdan hava durumunu kontrol edip, kılık-kıyafet ve bilimum koruyucu ekipmanımı (şemsiye) de yüklendim mi yağmurun bile keyfine varabiliyorum. İnsan bazen kendine de böyle hayret edebiliyor işte...

Ne diyorsunuz sizce nasıl gidiyor etkinlik?

Bir sonraki mutluluk yağmurunda görüşmek üzere...

Sevgiler.

6 Nisan 2022

2022 Mart Ayı Okuma Raporu

 

Fakat ne okudum be canım diyerek giriş yapmak istiyorum. Bu ay okumalarım genelde ağır aksak gitti. Zaman zaman evdeki herkesin birer tur hasta olmasından kaynaklı da okuyacak zaman kalmadı.

İşte iki arada bi derede okuyabildiklerim.

Gizemli Sular: Bu kitabı bana sevgili Kitap Eylemi hediye etti. Tam olarak da okumayı sevdiğim tarzda bir kitap; macera, polisiye, gizem, bir tık da entrika tamamdır. Kitabı çok sevdim, konusu ilginçti. Tek sevmediğim kısım kitabın gereksiz uzatılmış olduğu hissini vermesiydi. Bu kitaptan bir yüz sayfa çıkarılsa eminim daha bütün ve akılda yer edici bir kitap olabilirdi.

Erkeklerden Vazgeçmiş Kadınlar Apartmanı: Bu kitabı Amazon'da denk gelince almıştım. Kısa bir kitap olmasına rağmen yalın diliyle beni hemen kendisine bağladı. Bu apartmandaki kadınların her birinin geçmişinde acı bi tecrübesi var ve bu nedenle de erkeklerden vazgeçmişler. Kitapta hem günümüzdeki, hem de geçmişteki hikayelerini okuyoruz. İnsanların acılarlar baş etme yöntemlerini görmek adına çok ilginçti diyebilirim.

hani: Bir Oruç Aruoba kitabı... Okuduğum diğer iki kitabından daha az bana hitap etti diyebilirim. Okunabilir mi evet, ama beni çok açmadı bu sefer. Yine de altını çizdiğim bir çok yer oldu. İçinde çok etkileyici kısımlar da mevcut.

İkinci İlk İzlenimler: Sally Thorne'un yazım şeklini seviyorum. Çok ilginç konular bulmakta da bir usta diyebilirim. Nefret Oyunu'ndan sonra en sevdiğim kitabı bu oldu. Öyle çok üzerine kafa yormadan keyifli bir kaç saat geçirmek için okunabilecek bir kitap.

Y'ol: Birhan Keskin'in yazacağı ama benim sevmeyeceğim bir eseri olur mu acaba diye meraktayım. Bazen bazı yazarların dilini kendinize daha yakın bulursunuz. Birhan benim için öyle bir yazar. Anladığımda da anlamadığımda da seviyorum yazdıklarını... Bazen tam idrak edemiyorum mesela bu şiir ne anlatmış diye düşünüyorum ama düşündükçe yine seviyorum. Öyle bir Birhan sevdası bendeki...

İlkbahar Şafağı Ejderhaları: Bu kitapla beraber Ejderha Mızrağı Destanı'na da son noktyaı koymuş bulunmaktayım. Çok umduğumu bulamadım gibi hissediyorum geriye bakınca, güzel bir seriydi ama bayıldım diyemem. En çok ikinci kitabı sevdim, o kitabın olayları akarcasına anlatışı çok hoşuma gitmişti.

Dış Güzellik Yasaklansın, Ruh Güzelliğine Geçelim: Yasemin Sakallıoğlu'nu da severim malum, kitap çıkınca aldım hemen. Güzel yazılmış, insanın evlilik hayatına dair; "sahi bu neden böyle ya" diye sorgulatan kısımları mevcut. İlk kitabın günahı olmaz ama biraz daha üzerine düşünülüp bir elli sayfa daha yazılsa daha çok derinlik kazanabilirmiş eser... Bunu niye söylüyorum? Devam kitabı çıkacakmış çünkü, devamı yazılacak bir hikaye için eksik bir başlangıç hissi veriyor.

Hesap Günü: Bu kitabı sevgili Ayşem bana doğum günü hediyesi olarak almıştı. İlk kez bir Mustafa Kutlu kitabı okudum. Yazarın dili güzeldi. Bu kitaba has olduğunu düşündüğüm ilginç anlatım tarzını da çok sevdim. Uzun Hikaye'yi okumak aklımdaydı ne zamandır, bu kitapla yazara olan hislerim olumlu anlamda geliştiği için onu da en kısa sürede edinirim.

yolun başı: Bir önce okuduğum Ali Lidar'ın şiir kitabını göz önüne alınca bu kitabı daha çok sevdim. Diğer kitapların arasına almalık hafif bir kitap olarak önerebilirim.

Şeftali Kokan Sırlar: Şeftalili serinin ikinci kitabıyla ayın kapanışı da yapmış bulunuyorum. Bir önceki kitaba göre bir tık daha az sevdim diyebilirim. İlk kitap serpilip gelişen arkadaşlıkları anlattığı için daha çok hoşuma gitmişti. Bu kitapta ise arkadaşlıklarının bir nevi sınanmasını okuyoruz. Tabi bu sınanma ergen dramları üzerinden yapıldığı için bazen "ayhh yetti bana" dedim. Ama son kararımı sanırım serinin kapanış kitabıyla beraber vereceğim.

Bu ayı da 10 kitapla kapatmış bulunuyorum.

Sizde durumlar nasıl, neler okudunuz bu ay içerisinde??

Sevgiler.

4 Nisan 2022

30 Mutlu Gün 30/3-4

Selam dostlar,
Etkinliğe kaldığımız yerden devam edelim.

3. günün en mutlu eden hadisesi, annemlerin koltuğunda bayılırcasına kesintisiz üç saat uyumamdır kayıtlara geçelim. O kadar yorgundum ki kaç gündür Çınar'ın teyzesiyle bağıra çağıra aslan kaplan kovalama sesleri bile beni uyandıramadı. (Evde hayali bir safariye çıkıyorlar her gün.)

4. günün en mutluluk verici hadisesi ise o çok beklenen uzun uzak yollardan gelen, kaşesiz imzasız ülkeye giremeyen paketti.

Onun da içinden sırt çantası çıktı, çok zahmet etmişsiniz kuzum valla hiç gerek yoktu diyesim var.

Ama kocam çok beğendi, muhtemelen el koyacak. :)

Şimdilik böyle, sizin küçük mutluluklarda neler var bakalım??
Sevgiyle kalın.
2 Nisan 2022

30 Mutlu Gün 30/2

 
Bugünün mutlu hadisesinde Ramazan ayının ilk iftarı vardı.

Annem zaten bu aralar Çınar'a bakmaktan helak oluyor. İftarı ben hazırlayayım dedim.

Lakin gece üçte yattığım için ilk gün benim için de oldukça zor geçti. Sahura kalkan Çınar'ı uyutmaya çalışırken de su falan içmeden uyuyakalmışım. Susuzluk hissi beni bitirdi.

Resimdeki bu küçük beyefendi de bin dereden su getirip hepimizi delirtti ama neyse market alışverişi, yemek herşeye yetiştik.

Çorbasından tatlısına annemin sofralarını aratmayan bir sofra kurmayı başardım. :)

Eee sizde durumlar nasıl? Açıldı mı oruçlar içildi mi çaylar?

Sevgiler.

1 Nisan 2022

30 Mutlu Gün 30/1

 

Sevgili Şule'nin başlatmış olduğu "30 Mutlu Gün" etkinliğinin açılışını yapıyorum
arkadaşlar.

31 yıllık hayatımda birçok hediye almışımdır. Ama şu anda çocuklar gibi şen bir şekilde
sekiyorum evin içinde. :)

Sevgili kalbi güzel blog arkadaşım "Derya" çantaların altına yaptığım "ah ben bunları bilsem de örsem"
serzenişlerimden sonra bana bir çanta hediye etti.

Ben mutlu mesut çantama kavuşmak için paketi açınca içinden bir de küçük cüzdan çıktı.
Geçen gün bir kahve aldım pişman oldum, dükkan bana milyon tane bozuk para verdi ve hepsi
hala koyacak yer olmadığı için laptop çantamın diplerinde sürünüyor.
Bir bozuk para cüzdanı alacağım diye söylenirken ben evrene gönderdiğim mesajlar 
Derya'ya ulaştı sanırım. :)

Çanta ve cüzdanla o kadar mutlu bir şekilde sarmaş dolaş olmuştum ki Meraklı Defteri fark etmemişim
bile. Bunu Çınar'la ortak kullanacağız sanırım, eminim deftere bayılacak içi rengarenk. :)

El yapımı olan herşey o kadar hoşuma gidiyor ki, bir de söylemeden geçemeyeceğim ama
muazzam şeyler arkadaşlar ne kadar özenle yapıldıkları o kadar belli oluyor ki.

Bu sene aldığım en güzel hediye bu oldu diyebilirim. 

Emeklerin için ve bana hediye ettiğin için teşekkür ederim canım Derya. :)

Bugünün mutlu hadisesi bu güzel, ince düşünülmüş, çokça özenilmiş paket oldu benim için.
Musmutlu günler dilerim.

Sevgiyle.

31 Mart 2022

Karmakarışık

Gün geçmiyor ki bana bir rahat batmasın da ortalığı karıştırmayayım. Bugün yatak odası takımı sinirlerimi zıplatınca (yatak başı ve komodinler bir arada boydan boya üç metre oluyor ve arkasını temizlemek için birini bile çekmek mümkün olmuyor) "sen görürsün" diye bir hiddetle kalktım geldim boyaydı ayaktı ne lazımsa sipariş verdim. 

Kocam da iki hafta sonra Amasya'ya gidecek o yokken yatak odasını dönüştüreyim de gelince şoka girsin. :) Geçen gün bu takımı değiştirsek mi diye ağzını aradım, elinden gelmiyor sanki sen yaparsın birşeyler dedi. Yumruğu gösterip tokata razı etmekte bir dünya markasıyımdır yazalım bunu.

Pazartesi itibariyle de ofise dönüyorum. Üç gün ofis, iki gün homofis şeklinde yeni bir düzene geçiyormuşuz. Ofis günlerimizin pazartesi, salı, cuma olduğunu öğrenene kadar mutluydum aslında; niye peşpeşe yapmazlar şu günleri vallahi bilmiyorum...

Şirketin bana tahsis ettiği laptop çantası boş haliyle beş kg geldiği için gittim kendime çiçekli böcekli tahminen ağırlığı 300 gramı geçmeyen bir çanta sipariş ettim. Bakayım; bayağı iyi düşünmüşüm bence, acaba bunu da şirkete fatura edebilir miyim?

Ofise döndükten bir ay sonra da ofis taşınıyormuş. Yeni ofisimiz 23'üncü katta, ay bir ağlamak geldi bana şimdi düşününce. Bugüne kadar anamdı, kayın anamdı derken yemek yapmadan aç kalmamayı başardım ama ben o yüksek katlarda asansör sırası beklerken helak olurum. Artık mecbur evde yemek yapacağım arkadaşlar, sefertasımı yanıma almam lazım.

Bir de Amerika ofis bana beş yılım bittiği için (4 ay sonra 6 yılım da bitecek ama neyse) bir hediye göndermiş. Hediye gümrüklerde üç ay süründükten sonra dur biz bir haber verelim demişler ve bana ulaştılar. İşin komik tarafıysa gönderiyi firma adına yapmışlar, ilgiliye beni yazmışlar. Bundan mütevellit adını vermek istemediğim bir kargo firması ürünü çekebilsin diye kaşe imzalı yetki belgesi vermem gerekti. Bunun için kalktım ofise gittim mecburen, o da yetmedi üç gün sonra tarafıma gümrük masrafı fatura edildi. Firma adıma fatura ettiği için gümrükleme işlemlerine bakan firmamız ödeyemedi ben ödemek zorunda kaldım. Ekip liderim de bunu şirkete masraf gir dedi. Bu kadar dertli bir hediye daha almamıştım herhalde. Pazartesi göreceğim bakalım ne gelmiş. Bir de içinden sadece sertifika falan çıkarmış. Allahım aklıma mukayyet ol.

Instagramın beni herkesten daha iyi tanıdığını düşünmeye başladım. Bilenler bilir ben telefon alırken rengine bakarım, bir de android olması kafi. :) Geçen gün instagram bana bir telefon reklamı gösterdi, kafam tam olarak orada da değildi ama aklımda kalanlar; enfes bir sarı telefon, 256 GB hafıza, poco ibareleri... İki gün sonra düştüm peşine, yok yok yok bulamıyorum derken Xiaomi'nin sitesinde buldum şükür. 

Kocama ben bunu istiyorum dedim. O da itiraz etti Allahtan ki, birşey almak istediğimde hemen olur al derse hevesim kaçıyor. Bir kaç ay önce başka bir telefona heves etmiştim ki bayağı da pahalıydı, hemen al demesin mi, bak valla hevesim nasıl kaçtı belli değil. Soğudum bir anda telefondan... Şimdi itiraz ettiği için çok mutluyum, o telefon benim olacak arkadaşlar! 

Geçen haftadan bu haftaya kocamı ikna etmeyi başardım. Çocuk ruhum şenlensin diye 23 nisanda alacağız bana telefonu. :) Yaşasın hep çocuk kalan deli kadınlar. :)

Dert duvarına döndürdüm ortalığı ama fotoğrafın hikayesini de unutmayayım. Kayınvalimdeler memlekete göçerken horozlardan biri firar etmiş. Bizde işte gidip gelip horoz besliyoruz. Pazar günü de yolu hem parktan hem marketten geçen bir horoz besleme seyahati düzenlemiştik. Çınar bana bu çiçeği köküyle beraber hediye etti. :) Kendisine de bir sarı papatya koparmış. Bütün yol çiçeğim de çiçeğim diye elinde taşıdı durdu. Çocuklar çok değişik varlıklar, bazen dikkat etmeyi unuttuğun şeyleri bir anda gözüne sokuveriyorlar.

Öyle işte aklımın iplerini üzerinize saldım, şimdi gidip yatabilirim. :)

İyi uykular.

24 Mart 2022

Ağaç Ev Sohbetleri 135

 

İlk kez bir "Ağaç Ev Sohbetleri" yazısı yazıyorum. Bu haftanın konusunu sevgili "Deep" belirlemiş. "Ölmeden önce neleri yapmış olmak istersiniz?"

- - -

İsteyenin bir yüzü kara dediler efenim bende pek çok şey istemeye karar verdim bir kaç sene önce, hayallerimi de büyükçe tutmaktan pek keyif alırım.

Hayali büyükçe kursam da, küçücüğü de kabul olsa razıyımdır bilen bilir. :)

Öyleyse niyet ettim ölmeden önce aşağıdakilerin peşine düşmeye diyebiliriz.

Çok çok çok gezmek istiyorum, deniz aşırı, okyanus aşırı, uzun uzak noktalara... Kıssadan hisse minimum 20 ülke görmek isterim ölmeden önce.

Bu ülkeleri gezerken; kuzey ışıklarını görmeyi çok isterim. Iguazu Şelalelerini, Fuji Dağı'nı, Everest'i, Mısır Piramitleri'ni, Amazon Nehri'ni ve Machu Pichu'yu da elbette.

Ülkemin tüm şehirlerini görmek istiyorum. Nerde görülecek bir yer varsa, gidip tadını çıkara çıkara gezmek isterim.

Hayvanların çoğundan korksam da safariye gitmek isterim, korkularımızın da üstüne gitmeyeceksek neyleyelim bu hayatta.

Paraşütle atlamak, glamping yapmak (çünkü elitlik bunu gerektirir kamp yetmez), rafting (bundan biraz tırsıyorum), bilimum extrem sporlara giriş seviyesi bileti işte. :)

Başka dillerde de okuma yapmak, eserleri orjinalinden okumak için bir iki dil öğrenmek. Belki bir kitap, belki bir senaryo ama yazıya dökülmüş bir esere sahip olmak.

Bir de hayırlı bir evlat yetiştirdiğimi bilerek gitmek isterim.

Başka da isteğim vardıysa da aklıma gelmedi şu sıra. Ne dersiniz çok istersek olur mu sizce?

Sevgiyle kalın, büyük düşler bol güneşler dilerim.

18 Mart 2022

Kadınlar Günü Hediyelerim

 

Bir Kadınlar Günü daha geldi geçti. Bu günü yaşarken ülkemde kadın olmanın ne kadar zor
olduğundan daha başka birşey düşünemiyorum gerçekten.
Koşullarımız da pek iyileşmiyor.

Kadın olmak herşey için iki kat çaba göstermek anlamına geliyor.
Ev hayatı olsun iş hayatı olsun her yerde diş göstere göstere hakkını almak anlamına geliyor.

İkinci sınıf vatandaş olarak görüldüğümüz gerçeği bence değişmiyor.
Kadın ölümlerine sebep olan failler ortalıkta elini kolunu sallaya sallaya gezdikçe de değişmeyecek.

Geç vakitte bir mahalle arasında korkuyorsan hala, giydiklerine ekstra ekstra dikkat etmek zorundaysan, akşam vakti yürürken sırf şaka olsun diye bile peşine birileri takılabiliyorsa, taksiye
bindiğinde plakayı veya konumunu birine bildiriyorsan, toplu taşıma aracında tek kişi
sen kaldığında tedirgin oluyorsan bu ülkede hiçbirşey değişmemiş
demektir.

Kadın olmak demek bu ülkede güvende hissetmemek demek, güvende hissedebileceğimiz bir
dünya diliyorum gelecek nesillerin güçlü kadınları için...

------------------------

Üstteki hediyeyi şirketim yollamış. "Seninle daha güçlüyüz." mesajı hoşuma gitti.
Benim şirketim pek sever janjanlı hediyeler yollamayı, bu aralar da hediye üstüne hediye gönderiyorlar
diyebilirim.

Alttakini ise eşimin şirketi yollamış. Benim şirketim sadece kadın çalışanlarına hediye verirken
eşimin şirketi eşlerine götürmeleri için erkek çalışanlarına da hediye veriyor.
Bunu çok hoş buluyorum.

Ayrıca zeytin ağaçlarının durumu ortadayken gönderilen bu hediyeyi çok ince düşünceli buldum.
Verdiği mesajı çok sevdim. Şimdilik saksısına diktik, eğer bir aksilik çıkmazsa yaza
köydeki evimizin bahçesine aktaracağız. Yaşlılığımızda gölgesinde oturabilelim istiyoruz.

Eee siz ne diyorsunuz, hangisi daha çok hoşunuza giderdi?


11 Mart 2022

Alice Müzikali

 

Geçtiğimiz Cuma akşamı arkadaşımla Alice Müzikali'ni izlemeye gittik. Müzikal ilk çıktığı zaman oyuncu kadrosunu da görünce merakım kabarmıştı. Sanırım biletleri Ocak ayında almıştım, şu anda Mayıs ayı sonuna kadar olan bütün biletler tükenmiş.

Öncelikle ben "Alice Harikalar Diyarında" kitabını okumadım. Sanırım okumayacağım da... Ama bir şekilde hikayeyi biliyorum (nereden bildiğimi bilmesem de)... Hikayenin girişi bir miktar günümüze uyarlanmış insanların ekran bağımlılığından bahsederek başlıyorlar ve Alice ekrandan geçerek gidiyor harikalar diyarına...

Sonrası bildiğiniz yolculuk, ama sıklıkla özellikle de espriler aracılığı ile günümüze göndermeler yapılıyor. Hikaye yer yer güzel akıcı, yer yer de donuk, aksaktı. Bayıldım diyemem ama teknik anlamda vay be böyle şeyler de mi yapılıyormuş bizim ülkemizde demek için gidip izleyebilirsiniz.

Serenay Sarıkaya'nın performansı müthişti, hem müzikal anlamda hem de konuşmalar esnasında sesinin tonuna yansıttığı duygu durumları olarak enfesti. Onun dışında en çok Merve Dizdar ve Enis Arıkan'ı sevdim diyebilirim.

Merve Dizdar tam anlamıyla kedi olmuştu. Bir çok sahnede repliği olmadığı anlarda bile gözlerim sürekli ona gitti. Durup durup kedi gibi kulaklarını kaşıması, tastamam kedilerin yaptığı hareketleri canlandırması inanılmazdı.

Enis Arıkan ise kendi kişiliğine uygun yazılmış replikler ile tam olarak kendisi gibiydi diyebilirim. Repliklerin hepsi yazılmış mı bir kısmı doğaçlama mıydı anlamak mümkün değildi.

Serenay Sarıkaya'nın küçüklüğünü oynayan Ecrin Su Çoban'ın sesi ismiyle müsemma su gibiydi. Saat akşam on suları sahnede bir çocuk izliyoruz. Çocuk oyuncu olmak demek böyle birşey diye düşündürdü bana.

Sahne tasarımı ve kostümler için çok emek harcanmıştı. Dekorlar çok güzeldi. Hareketli sahne kullanılmıştı. Arka dekor sürekli değişti.

E tabi bir de müzikaldi işte her konunun sonunun bir şarkıya bağlanması durumu vardı.

Kısacası illaki gidip izleyin diyemem ama izlemeyin de diyemem. Kararı size bıraktım.

Öperim gözlerinizden.


Bir de dipnot: Bence ülkemizde her oyuncu özellikle diksiyon eğitimi almalı. Zaman zaman oyuncuların hepsinde ne dediklerini anlayamama durumu yaşandı. Özellikle de hızlı hızlı repliklerin geçildiği sahnelerde birşey duydum ama manası ne çıkaramadım açıkçası. Bunu da diksiyon eğitiminin yetersizliğine bağladım ben kendimce. Çünkü şarkıların söylenmesi esnasında herşeyi net bir şekilde anlayabiliyorsak demek ki ses sistemi kötü değildi. Bu nedenle elimde diksiyon kaldı.

10 Mart 2022

2022'de ikinci tur kitap alışverişleri...

 

Geçen gün çok sıkıcı bir toplantıda sıkıştım kaldım. Konuşmuyorum sadece dinleyiciyim aslında ama çıkamıyorum da toplantıdan... Böyle zamanlarda ne var ne yok diye kitap sitelerini gezmek alışkanlık oldu bende, yine gidip bir bakayım neler varmış derken baktım ki üç posta sipariş vermişim...

Elimin de ayarı yok, aldıkça alıyorum valla... Allah affetsin, kredi kartımın ekstresi affedilecek gibi değil...

Neyse şimdi maddiyatı bırakalım, bir daha mı geleceğiz bu dünyaya yahu. Resimde gördüğünüz sol taraf Amazon, sağ taraf İlknokta sitelerinden yaptığım alışverişler ilginç bir şekilde her iki sipariş de ertesi gün kapımdaydı. :)

Evelyn Hugo'nun Yedi Kocası ve Evelyn Hardcastle'nin Yedi Ölümü uzun süredir takibimde olan kitaplardı, Amazon'da fiyatları istediğim aralıklarda bulunca hiç kaçırmak istemedim. Yalnız bizde Hürmüz bunlarda Evelyn gibi bir düşünceye kapıldım, yedi sayısı da gözden kaçacak gibi değil.

Sağ tarafta ise sürekli bookstagram hesaplarında gördüğüm için merak ettiğim Erin Watt'ın Royal serisi var, çok bir beklentim yok çıtır çerez kafa yormayan okumalar yapmak için aldım. Yasak Aşkın Kanıtı indirimdeydi, kapağı da hoşuma gitti. Kargo parası ödemek yerine kitap alırım diye düşünerek de Mehmet Özkan Şüküran'ın şiir kitaplarından oluşan ikili bir setini aldım, yazarla ilk tanışmam olacak heyecanlıyım.


Evet, bu kısım da BKM alışverişim, Okuoku sitesi Kitapsepeti'ne satıldıktan sonra sadık yarim BKM oldu. Genelde siparişleri geç yolluyorlar ama üçüncü gün kapımdaydı bende şaşırdım. Martı Yayınları'nda ciddi bir indirim vardı.

Markus Zusak'ın üçlü setini 20 TL'ye, Ya Yarın Yoksa'yı da 35 TL'ye aldım. Geri kalan kitapların fiyatları 8 ila 12 TL arasında değişiyordu. Oldukça kârlı bir alışveriş oldu diyebilirim.

Genel olarak indirimde olanları gezdim, yorumlara va arka kapak yazılarına göre seçim yaptım. Umuyorum ki güzel vakitler geçireceğim her biri ile...

Eee içlerinde okuduklarınız, sevdikleriniz, sevmedikleriniz yahut merak ettikleriniz var mı?
Bu konunun bir kritiğini yapalım diyorum.

Sevgiler.

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.