17 Haziran 2026

Baş edemiyorum...

Dostlar,

İlk bayılmamın üzerinden iki hafta geçmişken tekrar bayıldım. Yalnız bu kez o kadar kötü düştüm ve kafamı öyle sert çarptım ki... Sonuçta acillik oldum. Neyse ki önemli birşey çıkmadı ama detaylı tetkikler için görünmem gereken bölümlerin bir listesi verildi.

Cuma günü hastanede bölümler arasında gider-gelir ve kendimi insanlara çarpan bir pinpon topu gibi hissederken, cumartesi günü yapılması gereken tetkiklerin listesi dağ gibi büyüdü.

Bütün cumartesi günümü hastane personeli ile haşır neşir olarak geçirip, 16 tüp kanımdan ve bir miktar da akıl sağlığımdan feragat ettim. 

Pazar günü evde gözümü açamaz ve alerjiden de bu kadarı olmaz artık diye düşünürken bir de ne göreyim...

ŞİŞMİŞİM!!!

İlaçlı BT için verilen ilaç alerji yapmış, bütün vücüdüm şişmişti... Eh bu da alerjiydi ama ilk aklıma gelen mevsim alerjisi değildi neticede...

Yine soluğu acil serviste almak durumunda kaldım, ilaçlar vs derken kendime geldim ama bir günde şişen vücüdumun şişliği tamamen atması neredeyse üç gün sürdü.

Salı günü evde sessiz sakin çalışırken okuldan aradılar, Çınar'ın pantolonu yırtıldı yedek pantolon ile gelin dediler. O sırada öğretmen asla duymak istemeyeceğim bir sürü de şey söyledi... Böyle üzerimden atamadığım ufak çaplı bir şoka girdim.

Aynı gün birde okulda Çınar'ın halkoyunları gösterisi vardı, akşam hiçbirşey yokmuş gibi gösteriye gitmek zorunda olmak bana çok koydu arkadaşlar. Hayatın hay huyu arasında bir saniye sinir krizi geçireceğim diyecek kadar bile zamanı olmayabilir mi bir insanın ya?!

O kadar yerle yeksan olmuştum ki, Ayşe ile İpek'de gösteriye geldi. Gösteri sonrası da yemek yemeye gittik. Eve geldik bir yandan "Neyse halledeceğiz artık" diye kendime telkinde bulunurken bir yandan da Çınar'ı duş alması için banyoda yönlendiriyordum. Öyle bir gümbürtü oldu ki...

Bir de baktım mutfağın tavanı düşmüş... Yani bakın o kadar ama o kadar sakin karşıladım ki... Baktım, dedim olabilir, geçtim.

Ben mesele etmeyince mesele de mesele olmaktan çıktı o kadar hızlı halloldu ki anlatamam size, dört gün içinde sanki hiçbirşey olmamış gibi eski haline getirdik mutfağı, usta sağolsun.

Perşembe ofise gittim evde usta var diye, gün içinde öyle bir başım dönmeye başladı ki... Ekip arkadaşıma diyorum ki bayılacağım, o da iş yüzünden şaka yapıyorum zannedip gülüyor. Oysa ki ben bayılmaya ramak kalaydım... Neyse ki bayılmadan günü kapattım, iyi direndim yalnız.

Cumartesi uzun zamandır görüşmeyi ertelemek zorunda kaldığım bir arkadaşımla görüştük. Oğullarımız aynı yaşta onlar oynarken bizde otururuz demiştik ama bir süre sonra çığlıklar, ağlamalar derken... Küçük bir kıyamet koptu sanki! Misafir çocuk üzerime atla deyince benim oğlum da atlamış.

Atlamış yani, sorgulamamış bile! Yanlış olduğunu bile bile atlamış. Öbürü de iyi birşey yapmış gibi "evet ben dedim" diyor. 

Hayatımda ilk kez ama bakın gerçekten ilk kez bir misafir kalkıp evimden gitsin istedim. Artık baş edemedim ve oturup sadece ağlamak istedim ya. Elim ayağım çekildi sanki...

Bu sıralarda Yelit de bana "Ama eskiden beri böyle, hatırla, nerede böyle garip bir olay var, gelip seni bulurdu." demesin mi...

Bu beni biraz yıktı. Hakikaten. 

Derdi veren rabbim direnme gücü de veriyor, fakar hayatcığım birazcık ara mı versen? Şöyle bir miktar salsan beni de, bende bir nefes alsam olmaz mı?

Soruyorum ya soruyorum sadece.

Evet olağanüstü haberler serisi sona erdi.

Olağan, sıkıcı günlerde buluşmak dileğiyle...

Applesodaa.

13 Mayıs 2026

Hayatı kontrol edemediğimde...

Hellooo,

Geçenlerde çok zor geçen bir haftanın ardından kendimi yine kuaförde buldum. Çok uzun zamandır saçımda böyle bir değişiklik yapmamıştım ve aklımda saçımı boyatma fikri de yoktu aslında...

Yıllardır aynı kuaföre giderim ve tek bir kez başka kuaföre gittiğimde yaşadığım turuncu saç faciası yüzünden de önerilerim asla kabul görmez, kuaförüm kendi başına karar verir ve uygular.

Çok güzel bir sarıyla kuaförden ayrıldım, herkes çok beğendi, hatta bende beğendim. Eğer bu saçları kendi yüzümle hayal etmezsem gerçekten inanılmaz güzeldi. Ama bu sapsarı saçlı kız ben değildim...

Tam bir ay kendime gittim geldim baktım ve bir ay sonra tekrar kuaföre gidip, saçımı biraz koyulaştırmalarını istedim. Herkesin "Ama çok güzel olmuştu!..." nidalarına da "Evet, bence de güzel oldu, ama ben bu kız değilim, bu kadar sarı olmak istemiyorum." dedim.

Saçımı istediğim tonlarda doğal sarıya evirdik, ben mutlu, ekstra aldığı ücretten kuaförüm mutlu yollarımıza ayrıldık.

Saatlerimi kuaförde geçirirken de düşündüm; "Neden?"

Neden hep birşey olduğunda saçımızdan çıkıyor acısı? Saçların hafızası var diyorlar, kestirip hafızamızdan siliyor muyuz yoksa boyatıp hafızamızdaki gerçekliği çarpıtıyor muyuz?

Aslında bence en temel neden hayatı kontrol edemediğimizde, kontrol edecek birşeye ihtiyaç duymamız. Saçımızı kontrol edebiliriz... Kestiriririz olmadı yeniden uzatırız, boyatırız olmadı yeniden boyatırız, şekil verdiririz... Seçenekler çok ama biliyoruz ki hepsinde kontrol bizde! Bu bizim saçımız, kontrol edemediğimiz hayatımız değil...

Hemde bir teorim de var; o kadar kötü geçen zamanlardan sonra eğer saçımızı beğendiysek mutlu oluruz, havamız değişir işte. Ya da çok kötü olur, oturur saçımızı bahane eder bir güzel ağlarız.

Hem kökü bizde değil mi canım, yeniden uzatırız işte...

Öyle yani... 

Bana deli deli rüzgarlar eserse, beni kuaförde arayın, hiç şaşmaz! Bazı konularda gerçekten çok istikrarlıyım.

Sevgiler sarışınsoda! :)


Not: Eğer merak ettiyseniz yıllar önceki saç maceramın bir kısmı şurada...

Notun Notu: Fotoğraf saçımın ilk boyandığındaki hali.

23 Nisan 2026

Durum Raporu: Yıkılmadım ama bi bayılmam gerekti...

Selam canlarım,

Bir giderim aylarca gelmem, bir gelirim günlerce gitmem. Bende böyle işte...

Son zamanlarda o kadar çok şey oldu ki... Ekimde şirket bana araç verdi, araç geldiğinin ertesi günü kapının önünde park halindeyken yolcu tarafını boylu boyunca birisi çizdi. 

Kaç kere lastiğim patladı, lastiğimin altından çivi mi çıkmadı, sileceğimi mi koparmadılar, üstüne çiziği tamir ettirince boydan boya bir daha mı çizmediler.... Gerçekten kimin bana garezi var bilmiyorum ama bitmek bilmeyen bu işlerden gına geldi.

Sonra bir akşam kuzenime gitmiştik oradan da çok geç döndük Çınar'la salona hiç uğramadan yattık. Sabah kalktım ki salonda duvarda duran ayna düşmüş, heryer paramparça cam kesiği....

Bir akşam yine kuzenime gittik, bu sefer kuzenimle döndük eve, gece yattık sabah kalktık ki yatak odasının prizi yanmış. Prizin bir tarafında süpürge, diğer tarafında ahşap konsol... Çok şükür bütün ev yanmadı diye mi sevinelim, bu iş inşallah biz uyurken olmamıştır, geldiğimizde fark etmemişizdir diye mi umalım....

Bütün bunların yanında Kasım ayında bir de kurdeşen oldum. Çok acayipti... El büyüklüğünde kocaman kırmızı kabarık lekeler çıkıyor, hatta çalışırken gün içinde gittikçe çoğalıyordu. Sonra acile gidiyorum ilacı damardan veriyorlar geçiyor. Bir profesöre de göründüm, bana stresten uzak dur dedi. "Hayatım olmuş stres, ben stressiz bir yaşam nasıldı biliyor muyum ki?" dedim bende. 

Bu arada kız neşesi gerçek bir antidepresan, kurdeşenle uğraşırken iki gün izin almıştım. Kızlarla dışarıda kahvaltı için buluştuk. Yolda giderken direksiyonda duran kıpkırmızı ellerimi gören Elif; "Allahım nasıl geçecek bunlar...." diye şaşkınlıklar içerisindeydi. Kızlarla geçen dört saatin sonunda Elifle yine okuldan çocuklarımızı almaya dönüyorduk ki ellerimde hiçbirşey yoktu. Stresinizi alan çiçek gibi arkadaşlarınız olsun inşallah!

Eh uzun zaman tabii iş için Amerika'ya Ürdün'e ve tekrar Riyad'a gittim. Çınarla ilk yurtdışı seyahatimizi gerçekleştirdik ve ara tatil için İngiliz Merve'ye gittik. Seyahati bir sene önceden ara tatile göre ayarladığımdan o tatilin aynı zamanda Ramazan ayına denk geldiğine hiç dikkat etmemişim, Ramazan'da seyahat ilginç bir deneyimdi, bunu bilahare anlatacağım.

İşte böyle yatıp yuvarlanır, durmaksızın çalışır ve birinci sınıfa giden bir çocuk anası olduğum için sabrım sürekli sınanırken iş arkadaşım Nazlı aradı, "Çok bunaldım, akşam yemeğe falan gidelim." dedi.

Bende Çınar'ı babası aldığı için "Güzel denk geldi gidelim." dedim, gittik, yedik-içtik sonra da eve döndüm. Çınar uyudu, bende dizi izleyerek uzanıyordum ki.... GÜP!!! Bir garip ses, tövbe estağrullah ne oldu diye bir kalktım, baktım Çınar yorgan ve yastığıyla beraber yere düşmüş, fakat o kadar konforlu düşmüş ki uyanmamış bile... Güleyim mi ağlayım mı... Çınar'ı kaldırıp yatırdım, bir kaç bölüm daha dizi izledim gece 2:45 gibi de duş alıp yatayım bari dedim. 

Duşta çok kısa kalırım, her zamanki aktivitelerime ek olarak sadece bir saç maskesi yaptım onu da uzun uzadıya bekletmeye bile üşendim, üç dakika sonra yıkadım. Tam duştan çıkacağım sırada karnıma bir sancı girdi, gözüm karardı. Arkadaşlar ben daha önce bayılmış bir insan olarak artık bayılacağımı anlayabiliyorum. Baktım ben gidiciyim, bari kafayı gözü yarmayayım diye bir elimle musluğu, diğer elimle de duşun kapısını tutup çömelmeye başladım....

Sonrasını hatırlamıyorum. Belki beş saniye belki beş dakika sonra gözümü açtım. Hala çok kötüydüm kendimi çok zor yatağa kadar götürebildim. Bir onbeş dakika kıpırtısız yattığıma eminim, sonra daha iyi hissedince kalktım Çınar'ı kontrol ettim. Banyoyu bir kontrol edeyim dedim ki duşun camını kırdığımı fark ettim. Allahtan plastik olduğu için herhangi bir yerim yaralanmadı.

Bu da böyle bir anımdı koleksiyonumda yerini aldı. O sıralar annemin gelinin evinde mevlid telaşı olduğu için ona söylememiştim, mevlidden sonra söyledim. Bana diyor ki seni kim kaldırdı peki. Evde benden başkası mı var, ayılınca kendim kalktım diyorum, "Allah Allah" diyerek konuyu kapattı sonra da unuttu gitti. Valla telaşe memuru olan annem bile bayılmamı çok doğal karşıladı.

Şu yukarıdakileri okuyunca başlığa bir hak verdiniz mi? Ben şahsen çok doğal karşılıyorum, bence bunca şeye bir bayılma az bile...

Eh şimdi benim duşu tamir etmek için bir usta, kendime baktırmak için bir doktor bulmam lazım. Kendime nereden baktırmaya başlamalı acaba onu da bilmiyorum, bayılma için hangi bölüme gitmeli?

Bayılmazsam gene gelirim.

Öperim gözlerinizden,

Applesoda...
8 Nisan 2026

Annemin matematiği...

Hello hello dostlar,

Annem, arkadaşının oğlunun düğünü için İstanbul sınırlarından geçen hafta giriş yaptı. Sonra işte olaylar olaylar...

Ben bu yaşlıları da anlamıyorum, şahsen ben düğün için yarım saatlik mesafeye gitmeye üşeniyorum, annem kalkıp otobüsle 14 saat yol geliyor. Azmin olayım anne dedim tabii ki...

Düğünün yapılacağı yere en yakın ev benimki olduğu için herkes toplanıp buraya geldi, şimdi annem ve şapka çıkarılacak finansal aksyionlarına bir bakalım:

-Sabah erkek kardeşime; hesabımda 3000 TL var, onu bankadan çek de düğünde takı olarak takayım hepimizin adına dedi.

-Öğlen gelinine; (erkek kardeşim kuaföre gitmişti o sırada) hesabımda 3000 TL var, Atlas'ın (yeni torunu) mevlidi için eksik varsa söyle ben alırım dedi.

-Akşam bana; hesabımda 3000 TL var yakın arkadaşımın kızı evlenecek kendime güzel bir kıyafet almak istiyorum dedi.

Annem 3000 TL'yi her bir aksiyon için 1000'er TL olarak kullanmayı düşünmedi. Hepsini benim duyabileceğim mesafe sınırları içerisinde tek tek dile getirdi. Bilinçaltıma annemin 9000 TL'ye ihtiyacı olduğu düşüncesini işledi.

Annemin çok planı ve az parası olduğu için düğün takısı olarak hesabına attığım 3000 TL'yi uygun bankamatik bulunamadığı için çekemediğimizden hesabında 6000 TL'si oldu ama düğün takısı yine de 3000 TL olarak tarafımdan sağlandı.

Torununun mevlidi için börek sipariş etti, ödemeyi bana havale etti, kıyafet de beğenmiş seninle çıkınca alırız dedi. Bu da yine bizzat benim kartım tarafından ödeneceği anlamına gelir

Sonuç olarak annem parmağını kımıldatmadan istediği herşeyi yaptırdı, bütün hedeflerine ulaştı, üstüne üstlük bir de bu süreçte hesabındaki parayı ikiye katladı. Devletler gelsinler de ekonomi öğrensinler, adam yönetmek nedir görsünler. 

Bir de hani "Girl Math" dedikleri olay varya bence yukarıda yazdıklarımı göz önüne alırsak "Annemin Matematiği" Girl Math'i döver arkadaşlar

Bu arada beni de bu kadın doğurdu hani, ben de az değilimdir. 

Sevgiler,
Anasının Kızı

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.