Dostlarım,
Uzun zamandır Çınar'la yaptığımız ilk yurtdışı gezisini yazmak istiyordum, ancak kısmet oldu. Hazırsanız başlayalım! Bu oldukça uzun bir yazı olacak, çayınızı-çerezinizi yanınıza almayı unutmayın.
İlk yurtdışı gezimiz tabii ki de Çınar'ın Merme'sine olacaktı. İngiliz Merve'yi görmek için mart ayında düştük yollara. Bu arada biletleri o kadar uzun zaman önce almıştım ki, ara tatile denk getirip Çınar'a sürpriz yapmak istemiştim ama bir yerde bana da sürpriz oldu. Çünkü meğerse tatilimiz tam olarak Ramazan'ın son haftasına denk geliyormuş.
İkinci gün Londra'ya gittik. Çınar'ın Londra metrolarındaki rahatlığı beni benden aldı. Metrolar korkunç pis olduğu için ben elimi cebimden çıkarmazken oğlumdaki rahatlık seviyesini soldaki ilk fotoğrafta görebilirsiniz.
Natural History Museum'u Çınar'la detaylı gezerim diye daha önceki gelişimde kısacık gezmiştim. Çınar sadece vahşi hayvanlar ve müze shopları ile ilgilendiği için ancak dinozorlara kadar görebildim.
Solda dinozor mutlusu Çınar, ortada Çınar'a genel kültür yüklemesi yaparken Merve, en sağda da ahretliğim ve ben.
Solda, St. James parkında sicap besleyen yavrum mutlu ama aslında sincapları beslemek yasakmış, oysa ki kajuyu ona acıktı diye atıştırmalık olarak vermiştim ne bileyim arkamı dönünce sincapları besleyeceğini.
Ortada, Victoria & Albert Müzesinin kafesinde yine mutlu edemediğim evladım. Ne yapsanız yaranamazsınız bazen, oruç aklımızla sürekli Çınar'ın yemek yemesi için mekanlarda oturmak bi tık zorlamadı desem yalan olur. Bir de üzerine günde neredeyse yirmi bin adım attığımızı hesaba katarsanız, hayat bir hafta boyunca oldukça zordu arkadaşlar.
En sağda Science Müzesinden aldığı astronot yemeğini bize öven Çınar, o kadar ama o kadar övdü ki şu dandik şeyi, gidip bir tane de kendimize mi alsak, iftardan sonra denerdik diye düşündük.
Londra gezimizi Open Iftar etkinliği ile sonlandırdık. Trafalgar Meydanı'nın tamamı bu etkinlik için kapatılmıştı. Open Iftar oldukça prestijli bir etkinlikmiş ve bir çok Avrupa şehrinde yapılıyormuş, Merve'cim bir daha ne zaman Ramazan'da geleceksiniz sanki deyip bize de bilet almış.
Etkinlik çok kalabalıktı, kalabalık olacağından da bir saat kadar erken gidip giriş yaptık. Öncesinde birlik beraberliğe çağıran konuşmalar yapıldı, meydanda kuran okundu, namaz kılındı. Bu anlamda çok güzeldi. Tek kötü yanı bir saat boyunca beklerken donduğumuz için yemeklerin de soğuk dağıtılmasıyla beraber hepten donduk.
Öğrendiğime göre ilk kez bu sene böyle soğuk yemek servis edilmiş, neyse katıldığıma mutlu oldum ancak bir sonraki sefere böyle bir etkinliğe gidersem yanımda yemeğimi götürürüm.
Dipnot: Dağıtılan hurmalar mükemmeldi, ben hurmanın asıl membağı olan ülkere seyahat ediyorum ama bu kadar büyük hurmaya hiç denk gelmemiştim.
Sonraki gün Cambridge'e gitmeye karar verdik. İlk fotoğrafta arabadan iner inmez bana çiçek toplayan küçük romantik sıpam var.
İkinci fotoğrafta bir bir köprünün üstündeyiz ama kadrajda ünlü Matematik Köprüsü var.
Son fotoğraf ise bulunduğumuz köprüden nehrin diğer yakası...
Cambridge'de inanılmaz bir göz şenliği yaşadık, her yerde pembe beyaz manolyalar açmıştı. Gezdikçe içimiz açıldı.
Ortada bir kilise bahçesinde bulduğum manolya ağacı altında çocuklarım.
En sağda ise Newton'un başına düşen elmanın ağacının torununun torununa bakmaktasınız.
Solda sokaklarda şen şakrak gezen benimkiler. Ortada Fitzgerald Müzesi'nin girişi, en sağda ise müzenin iç merdivenleri.
Bu müzeyi ben atmosferi yüzünden çok sevdim, Çınar ise sergiledikleri kılıç kalkanlar açısından.
Müzede çocuklara kağıt - boya kalemleri vs veriyorlar, müzeyi gezerken resim yapsınlar diye.
Solda ressamımız Çınar Bey'e poz veriyorum, ortada ise ressamımızın eserini görebilirsiniz.
En sağda ise Çınar'ın müzeden aldığı şövalye, torunum olur kendisi.
Solda meşhur Corpus Clock'un mekanizmasını Çınar'a anlatan Merve, ortada bulduğumuz tatlış bir kitapçıda harita arayan Merve, en sağda da Cambridge sokaklarında benimkiler.
Soldaki ve ortadaki fotoğraf Cambridge Üniversitesi'nin kitapçısından, şurada oturup zaman geçirmek isterdim ama Çınar'la ne mümkün. En sağda ise İngiltere'de her yerde görebileceğiniz Harry Potter ürünleri satan dükkanlardan birisi.
Günü Cambridge Merkez Camii'nde sonlandırdık, iftarı da burada yaptık. Ramazan boyunca dünyanın her yerinden müslüman toplulukları bu şekilde iftarlar organize ediyormuş. İlk iki gün Merve'nin okulunda iftar yapmıştık, iftar organizasyonunu Türklerin yaptığı günlerdi.
Çok hoşuma gitti açıkçası, dünyanın her yerinden farklı farklı insanlarla iftar münasebetiyle bir araya gelmek; hem sohbet şansı hem iftarı paylaşma duygusu çok güzeldi. Oruçlu olarak gezmek ne kadar zorsa da iftarların güzelleği bu zorluğu gölgede bıraktı açıkçası ve Ramazan'da seyahat ettiğime de sevindim. Yoksa nasıl haberim olacaktı ki?
Dipnot: Bu camiinin yapımı için birçok bağış toplanmış, ancak en büyük bağışların bir kısmı Türk Diyanet Vakfı ve Türkiye'den bazı vakıflar tarafından sağlanmış, o yüzden Türklerin camiinin yapımındaki katkısı nedeniyle camii Türk destekli olarak anılıyor.
Sonraki gün Oxford'a gittik. Solda Sighs Köprüsü, ortada Oxford'da deliler gibi koşturup her yere tırmanmak isteyen çocuğum ve en sağda ekibimiz.
Okul binaları Oxford'un tamamına yayılmış durumda, burası en meşhur olan Harry Potter'in yemek salonuna da ilham olan ana bina.
Turist olarak her binaya girmenin ayrı ücreti var, Merve ne kadar isterlerse vereceğimi bildiğinden, ev ekonomisi de yapmak amaçlı Oxford'da okuyan bir arkadaşına haber vermiş, arkadaşı bizi gezdirdi.
Oxford'da okuyorsanız yanınızda iki kişiyi ücretsiz binalara sokabiliyorsunuz, çoğu yerde Çınar'ı saymadılar, hep birlikte girdik dolaştık.
Burada bahçelerde koşturan küçük sıpam ve hoşuma giden bina girişlerinden bazı tavan detayları ile bakışmaktasınız.
Normalde Merve ne zaman birşey almak istesek gereksiz der, ona o para verilir mi der, hiç susmaz, birşey de aldırmaz. Merve'ye rağmen alışveriş yapmak zordur inanın.
Ama oruç başına vurduğundan Oxford'da gezerken aldıklarıma pek müdahele edemedi.
Solda basilik kanını bile çay bardağında içen Türkler olarak biz, sağda da aldığım turist kazıklama ürünü içeçekler.
Tadı güzel değildi, ayrıca sağdakinin kaymakbirası olduğunu iddia ediyorlara ama uzaktan yakından alakası yok dostlarım.
İşte böyle bütün bir hafta orası senin, burası benim gezdik. Orucumuzu her gün farklı bir yerde farklı insanlarla açtık. Çınar aldıklarından ve gördüklerinden memnundu.
Benimse bu tatil sonrası dinlenmek için bir tatile daha ihtiyacım vardı.
Çınar bu tatilden önce Harry Potter izlememişti ama eve döndüğümüzde ilk filmi izlemesine izin verdim. Filmde kırmızı otobüsleri gördüğünde "Aaa anne biz buraya gitmiştik dimi!" diye çok şaşırdı, sonrasında uçuş derslerinin olduğu sahne gelince yine gittiğimiz yeri tanıdı.
Onun dünyasının bu kadar küçük olması, dünyasında ve hayallerinde her yerin erişilebilir olması beni çok mutlu ediyor. Çünkü ben Harry Potter okuduğumda Londra benim için dünyanın bir ucuydu ve bir gün gerçekten gidip görebilir miyim diye o küçük aklım asla hayal kurmamıştı.
Buraya kadar okuduysanız azminize sağlık, gözlerinizden öperim.
Adios, Applesodaa.






















