13 Eylül 2026

Çile bülbülüm Allah...

Hello çiçeklerim,

Bu aralar başım da takvimim de biraz kalabalıktı. Aylardır aklımda her yere gezdirdiğim Çınar ile İngiltere seyahatini bile ancak yazabildim.

Sizin de böyle aklınızda gezdirdiğiniz yapılacaklar listeniz var mı? 

Yarım kalan tüm işlerim, tüm hobilerim, yapmayı düşündüğüm her şeyin bir checklisti var kafamda desem? Özellikle yarım kalan her şeyden çok rahatsız oluyorum. O yüzden mesela içerikten hoşlanmasam da başladığım her kitabı bitiririm, izlediğim şeyleri yarım bırakmam. Beynimde yüküm zaten ağır, listenin giderek kalabalıklaşmasına ihtiyacım yok.

Kendi kendimi aşma yolunda da bazı çalışmalarım var; tek başıma gittiğim LP konserinde inanılmaz keyif aldım. Çevredeki çiftleri görünce bi -mı acaba? dedim ama, ben bana yetebiliyorum da aslında. Kendi kendimin sırtını sıvazlamayı da elini tutmayı da iyice öğrendim.

Konser günü öncesinde Ayşemin iş yerine uğrayıp bir kahvelerini içtim, biraz da Ayşemle kitapçı gezdik. Sonrasında kendimle yemek keyfi yaptım. Yalnız hamlamışım, dokuzda başkayan konser için dokuza çeyrek kala alana vardım. Biletim sahne önü olmasa beklemem gereken sıra Maçka Parkı'na kadar uzanıyordu... Neyse ki ucuz yırttım. Konserden aldığım keyif ise eve dönüş yolculuğunu vapurla yaparken maksimuma ulaştı. 

Sonrasına hızlı bir iş seyahati sıkıştırıp, döndükten sonraki gün de İrem'le Can Bonomo konserine gittim. -İrem'i motive etmek için ona da bilet alıp, emrivaki yapmış olabilirim.- İremciğimin doğum gününü kutlayamamıştık kendisi tatilde diye, o yüzden kendisini evden alıp eve bırakmalı, mum üflemeli artı konserli full paket bir deneyimle gönlünü aldım.

Bilmem kaç bileti yaktıktan sonra sonunda Can Bonomo konserine giderek makus talihime nanik çektiğime, şeytanın bacağını kırdığıma inanıyorum. Başardım arkadaşlar! SONUNDA! 

Kalkın oynayacağız!!!

Konser sonrası biraz trajikomikti, birincisi uzun süredir araç kullanmadığım için hamlamışım zaten diken üstündeydim. İkincisi de bu navigasyon uygulamalarının Avrasya Tüneli ile anlaşması mı var nedir her türlü yol tünelden geçiyordu. Yani sorarım size arkadaşlar, Sarıyer'den cumartesi gecenin köründe karşıya geçmek için ne trafiği olabilir ki??? Şehrimizde üç adet köprü var, hepsi de mi tıkandı anlamadım ben??

Resmen kulağımızı tersten tuttuğumuz bir rota izleyerek tünele yol aldık, o sırada navigasyonla doğru yola çıkmaya o kadar odaklanmışım ki... Tam böyle yola çıktık oh be diye bir nefes almışken, yoldaki tabelada Edirne yazısını görmeyeyim mi?! "İreeeem biz niye ters tarafa gidiyoruz!" diye panikledim tekrar... Neyse ki İremle birbirimizi boğazlamadan tüneli bulduk da konu olaysız kapandı.

Ama yani bir ara "Neden eve dönemiyoruz, nerede bu köprü, neden gidemiyoruz?" diye sinirimden ağlamama ramak kalmıştı. Ben karşının taksisiyim arkadaşlar, panik oluyorum Avrupa yakasında. Eve geldiğimde "Taşına, toprağına kurban olduğum Asya yakasıııı!" diye yerleri öpecektim sevincimden.

Sonraki hafta Çin ekibini İstanbul ofisinde ağırladık, ben aslında kendilerine Dubai ofiste de eşlik etmiştim. Türk kahvesi istiyorlardı bende hediye olarak hepsine kahve götürdüm, show business deyince de ben arkadaşlar... Diğer ekip arkadaşım da akşam Çinlileri yemeğe götürelim dedi. Tamam olur dedim ama aslında hiç de gidesim yoktu. O sırada Çinliler biz kebap yemekten bıktık deyip Çin restoranına hotpot yemeğe gitmek istediler.

Misafirin de böylesi... Kardeşim biz niye İstanbul'da Çin restoranına gidiyoruz, kaldı ki siz Çindeki ile eşdeğer olacağını mı düşünüyorsunuz bunun anlamadım ki... Neyse bu da bahane oldu dedim "no  thanks arkadaşlar, size iyi eğlenmeler" sakin sakin evime geldim. Benim uzakdoğu mutfağı ile aram yok, kaldı ki kebap mı hotpot mu deseler, tartışmaya bile açık bir konu değil bence! Hotpot diyeni yakarım!!

Evdeki robot süpürge uzun süre önce emekliye ayrılınca bende uzun bir düşünme süresi sonrası yenisini aldım. Eşik falan çıkabilen versiyonunu alıp, bir sürü para ödedim ama süpürge o eşiği aşmaya çalışırken hasar gördü biraz, şimdi birincisi servis çağırmam lazım, ikincisi de eşiği sökmem lazım. Aslında söktüm de ama altında alçı varmış, oraya bi çözüm bulmam lazım, çözümü de düşündüm ama yapmak isteğim hiç yok. Aklıma babam geldi burada olsaydı bari ya, en azından yapardı dedim. O sırada da düşündüm dedim ki; "Çiçeğim, canım benim, onlar senin başının çaresine bakacağına o kadar eminler ki asla seni, senin nasıl olduğunu sormak için aramıyorlar. Sadece kendilerinin birşeye ihtiyacı varsa bunu çözmek için seni arıyorlar." 

Sonuç olarak, eşiği benim yapmam lazım, bana gene yapı-market yolları göründü. İkinci sonuç; umut asla ölmüyor, bu da bence çok yorucu düşünün ki hala babam yapsaydı diyebiliyorum. Fakat babam da onun işlerini çözeyim diye bana müracaat ediyor. Ebeveynlerimin ebeveyni olmaktan çok bunaldım. 

Tam bu sıralar şirket bilgisayarımın gözü toprağa bakmaya başladı, o kadar yavaş ki... Donuyor, kilitleniyor, inanılmaz ısınıyor. IT ekibi zamanı gelmeden yenileme yapabilir miyiz diye araştırıyor şu an ama kendimden korkuyorum. İşlevini yerine getiremeyen hiçbir alete tahammülüm yok. Vallahi bir sinir anına bakar, kaldırıp atabilirim. Sen sabır ver Allahım...

Okullar da açılacak yarın malum, bir yandan servis ablası bir yandan öğretmen sürekli mesaj atıyor. Cinnet getirip akşam haberlerine manşet olabilirim her an... Son dakika okul yarın 10:00 - 12:30 arası olacak dediler, trafiği önlemek içinmiş... Ya bizde çocuk olduk, bizde okula gittik, hiç böyle saçmalıklar yoktu. Ayrıca pazartesi olan trafik salı olmayacak mı yani? Bu nasıl bir saçmalık ya, otur savun bu fikri desem, elde tutulacak yanı yok. Beyinsiz insanların eğitim öğretim sektöründen men edilmesi lazım artık, yeter!

Bak yazarken bir daha sinirlendim. Sabır yarebbim, sabır Allahım...

Ay bir de alengirli işlerimiz var; birincisi kuzenim evleniyor, evdeki kıyafetleri komple deneyip uygun bir kombin yapmam lazım. İkincisi diğer bir kuzenim de hamile, baby shower yapacağız, o yüzden hazırlık yapıyoruz Melikeyle.

Doğmamış çocuğa don biçme aktivitelerini sevmem aslında, ben kendim de yapmamıştım ama hazırlık yaparken düşündüm de bu bizimle değil çocuğu doğuracak kişiyle alakalı. Şu anda hiçbirimizin baby shower diye bir hevesi olmasa da bu işin kuzenimi çok mutlu edeceğini bildiğimiz için şu anda hepimiz can-ı gönülden bu etkinliğe çalışıyoruz.

Neyse o sürpriz yapılacak arkadaşlar!

Öperim gözlerinizden, bende gidip çayı demleyeyim Ayşem gelecek de...

Not: Ayşe gelecek diye tatlının yanına çay demliyorum ama aklımdaki tek şey "bir kahve içsem" kendimin kendime hayrı yok benim... :)
11 Eylül 2026

Çınar'la İngiltere turuna çıkıyoruz.

 Dostlarım,

Uzun zamandır Çınar'la yaptığımız ilk yurtdışı gezisini yazmak istiyordum, ancak kısmet oldu. Hazırsanız başlayalım! Bu oldukça uzun bir yazı olacak, çayınızı-çerezinizi yanınıza almayı unutmayın.

İlk yurtdışı gezimiz tabii ki de Çınar'ın Merme'sine olacaktı. İngiliz Merve'yi görmek için mart ayında düştük yollara. Bu arada biletleri o kadar uzun zaman önce almıştım ki, ara tatile denk getirip Çınar'a sürpriz yapmak istemiştim ama bir yerde bana da sürpriz oldu. Çünkü meğerse tatilimiz tam olarak Ramazan'ın son haftasına denk geliyormuş.

Gezimiz daha havalimanında olaylı başladı, Çınar'ın uzun zamandır sallanan dişi havalimanında düştü, dişi de düşürüp kaybettik o hengamede. 

Yolculuk nedeniyle miktar duygusallaşan çocuğumun modu yerine gelsin diye, gel oyuncak bakalım dedim. Bu arada seyahatlerimizden önce bir oyuncak sınırı belirliyorum, bu seyahatta Çınar'ın dört oyuncak hakkı vardı. -Kendisi sıkı pazarlıkçıdır bu arada; bir diye başlıyoruz pazarlığa artık nerede insafa gelirse.-

Bir de Melike önceki seyahatinden kalan 20 poundu Çınar'a harçlık olarak verdi. Onunla alacaklarına da biz karışmadık ama seyahat boyu parasının hesabını yapması, kalanı artanı hesaplaması açısından hoştu.


Ben bileti çok uzun zaman önce alınca, havayolu firması da on dakika, yirmi dakika diye diye bileti aylar boyunca öteleyince kendimizi gece yarısı seyahat ediyor bulduk.

Çınar'ın bi uyuyup bi uyanması bakımından benim için çok zorluydu, çünkü uçaktan inince trenle Gatwick'den Luton'a geçmemiz gerekiyordu.

En trajikomik olansa, Luton bileti gece yarısı diye onu almayıp daha erken bir saate Gatwick için bilet almıştım. Ama günün sonunda havayolu firması sağolsun gene olmaktan korktuğum yerde buldum kendimi.

Bu arada inişimizle trenin kalkışı arasında 40 dakika vardı. Havalimanının içinde depar attım çocukla ve iki valizle resmen. Tam herşeyi hallettim, tren biletlerini makineden çıktı aldım, oh be dedim ki....

Çınar "Anne tuvaletim geldi." dedi. Ağlamadım arkadaşlar, içime attım, bir de üstüne bir tur daha havalimanında depar attım. Ama sonuç olarak o trene yetiştim.

Maşallah bana!

Neyse ki sonrasında Merve bizi Luton'dan aldı, Ramazan olduğu için arkadaşı da bizi sahura davet etmiş, arkadaşına sahura gittik. Gittiğimiz evin çocukları da Çınar'la yaşıt olunca, uykusu sürekli bölündüğü için nemrut nemrut bakınan oğlumun yüzüne renk geldi.

Bu arada sol üst fotoğraf Merve'nin köyü Cranfield'dan, Merve'nin küçük evinin manzarası, sağda ve sol altta Merve'nin okulunda tura çıkan küçük danam, en son fotoğraf da Merve'nin gecikmeli doğum günü kutlaması.

İkinci gün Londra'ya gittik. Çınar'ın Londra metrolarındaki rahatlığı beni benden aldı. Metrolar korkunç pis olduğu için ben elimi cebimden çıkarmazken oğlumdaki rahatlık seviyesini soldaki ilk fotoğrafta görebilirsiniz.

Natural History Museum'u Çınar'la detaylı gezerim diye daha önceki gelişimde kısacık gezmiştim. Çınar sadece vahşi hayvanlar ve müze shopları ile ilgilendiği için ancak dinozorlara kadar görebildim.

Solda dinozor mutlusu Çınar, ortada Çınar'a genel kültür yüklemesi yaparken Merve, en sağda da ahretliğim ve ben. 

Solda, St. James parkında sicap besleyen yavrum mutlu ama aslında sincapları beslemek yasakmış, oysa ki kajuyu ona acıktı diye atıştırmalık olarak vermiştim ne bileyim arkamı dönünce sincapları besleyeceğini. 

Ortada, Victoria & Albert Müzesinin kafesinde yine mutlu edemediğim evladım. Ne yapsanız yaranamazsınız bazen, oruç aklımızla sürekli Çınar'ın yemek yemesi için mekanlarda oturmak bi tık zorlamadı desem yalan olur. Bir de üzerine günde neredeyse yirmi bin adım attığımızı hesaba katarsanız, hayat bir hafta boyunca oldukça zordu arkadaşlar.

En sağda Science Müzesinden aldığı astronot yemeğini bize öven Çınar, o kadar ama o kadar övdü ki şu dandik şeyi, gidip bir tane de kendimize mi alsak, iftardan sonra denerdik diye düşündük.

Londra gezimizi Open Iftar etkinliği ile sonlandırdık. Trafalgar Meydanı'nın tamamı bu etkinlik için kapatılmıştı. Open Iftar oldukça prestijli bir etkinlikmiş ve bir çok Avrupa şehrinde yapılıyormuş, Merve'cim bir daha ne zaman Ramazan'da geleceksiniz sanki deyip bize de bilet almış.

Etkinlik çok kalabalıktı, kalabalık olacağından da bir saat kadar erken gidip giriş yaptık. Öncesinde birlik beraberliğe çağıran konuşmalar yapıldı, meydanda kuran okundu, namaz kılındı. Bu anlamda çok güzeldi. Tek kötü yanı bir saat boyunca beklerken donduğumuz için yemeklerin de soğuk dağıtılmasıyla beraber hepten donduk.

Öğrendiğime göre ilk kez bu sene böyle soğuk yemek servis edilmiş, neyse katıldığıma mutlu oldum ancak bir sonraki sefere böyle bir etkinliğe gidersem yanımda yemeğimi götürürüm.

Dipnot: Dağıtılan hurmalar mükemmeldi, ben hurmanın asıl membağı olan ülkere seyahat ediyorum ama bu kadar büyük hurmaya hiç denk gelmemiştim.

Sonraki gün Cambridge'e gitmeye karar verdik. İlk fotoğrafta arabadan iner inmez bana çiçek toplayan küçük romantik sıpam var.

İkinci fotoğrafta bir bir köprünün üstündeyiz ama kadrajda ünlü Matematik Köprüsü var.

Son fotoğraf ise bulunduğumuz köprüden nehrin diğer yakası...

Cambridge'de inanılmaz bir göz şenliği yaşadık, her yerde pembe beyaz manolyalar açmıştı. Gezdikçe içimiz açıldı.

Ortada bir kilise bahçesinde bulduğum manolya ağacı altında çocuklarım.

En sağda ise Newton'un başına düşen elmanın ağacının torununun torununa bakmaktasınız.

Solda sokaklarda şen şakrak gezen benimkiler. Ortada Fitzgerald Müzesi'nin girişi, en sağda ise müzenin iç merdivenleri.

Bu müzeyi ben atmosferi yüzünden çok sevdim, Çınar ise sergiledikleri kılıç kalkanlar açısından.

Müzede çocuklara kağıt - boya kalemleri vs veriyorlar, müzeyi gezerken resim yapsınlar diye.

Solda ressamımız Çınar Bey'e poz veriyorum, ortada ise ressamımızın eserini görebilirsiniz.

En sağda ise Çınar'ın müzeden aldığı şövalye, torunum olur kendisi.

Solda meşhur Corpus Clock'un mekanizmasını Çınar'a anlatan Merve, ortada bulduğumuz tatlış bir kitapçıda harita arayan Merve, en sağda da Cambridge sokaklarında benimkiler.

Soldaki ve ortadaki fotoğraf Cambridge Üniversitesi'nin kitapçısından, şurada oturup zaman geçirmek isterdim ama Çınar'la ne mümkün. En sağda ise İngiltere'de her yerde görebileceğiniz Harry Potter ürünleri satan dükkanlardan birisi.

Günü Cambridge Merkez Camii'nde sonlandırdık, iftarı da burada yaptık. Ramazan boyunca dünyanın her yerinden müslüman toplulukları bu şekilde iftarlar organize ediyormuş. İlk iki gün Merve'nin okulunda iftar yapmıştık, iftar organizasyonunu Türklerin yaptığı günlerdi.

Çok hoşuma gitti açıkçası, dünyanın her yerinden farklı farklı insanlarla iftar münasebetiyle bir araya gelmek; hem sohbet şansı hem iftarı paylaşma duygusu çok güzeldi. Oruçlu olarak gezmek ne kadar zorsa da iftarların güzelleği bu zorluğu gölgede bıraktı açıkçası ve Ramazan'da seyahat ettiğime de sevindim. Yoksa nasıl haberim olacaktı ki?

Dipnot: Bu camiinin yapımı için birçok bağış toplanmış, ancak en büyük bağışların bir kısmı Türk Diyanet Vakfı ve Türkiye'den bazı vakıflar tarafından sağlanmış, o yüzden Türklerin camiinin yapımındaki katkısı nedeniyle camii Türk destekli olarak anılıyor.

Sonraki gün Oxford'a gittik. Solda Sighs Köprüsü, ortada Oxford'da deliler gibi koşturup her yere tırmanmak isteyen çocuğum ve en sağda ekibimiz.

Okul binaları Oxford'un tamamına yayılmış durumda, burası en meşhur olan Harry Potter'in yemek salonuna da ilham olan ana bina.

Turist olarak her binaya girmenin ayrı ücreti var, Merve ne kadar isterlerse vereceğimi bildiğinden, ev ekonomisi de yapmak amaçlı Oxford'da okuyan bir arkadaşına haber vermiş, arkadaşı bizi gezdirdi.

Oxford'da okuyorsanız yanınızda iki kişiyi ücretsiz binalara sokabiliyorsunuz, çoğu yerde Çınar'ı saymadılar, hep birlikte girdik dolaştık.

Burada bahçelerde koşturan küçük sıpam ve hoşuma giden bina girişlerinden bazı tavan detayları ile bakışmaktasınız.

Soldaki fotoğrafımız çok güzel çıkmış, bu geziden favorim bu fotoğraf.
Ortada ve sağda; New College binası aynı zamanda Harry Potter Felsefe Taşı filminde uçuş derslerinin çekildiği yer.


Burada New College'in iç kısmını keşfediyoruz, ortada yediği bazı bir takım haltlar yüzünden Merve tarafından azarlanan Çınar, sağda da ikisini kendi haline bırakmış olan ben.


Hala New College'dayız, ortada Harry Potter ve Ateş Kadehi filminde Moddy'nin Malfoy'u gelinciğe çevirdi o ağacın altı var.

Daha önce Merve ile Oxford'a gelen Melike bizim fotoğraflarımızı görünce "Ama ben buralara gitmedim." diye serzenişte bulundu. Bende "Merve Harry Potter izlemiş mi ki götürsün seni, ben elimde listeyle geldim." dedim. :)

Bir sonraki seyahatimizde Merve'yi satıp Melike ile Oxford'a gitmemiz lazımmış, notlarımıza ekledik.


Oxford okul binalarından vitray detayları, ortadaki kilise tam olarak hangi binadaydı hatırlamıyorum.


Yine Oxford okul binalarından bazı detaylar ve son karede eve dönüş yolunda minnak yavrumla ben.

Normalde Merve ne zaman birşey almak istesek gereksiz der, ona o para verilir mi der, hiç susmaz, birşey de aldırmaz. Merve'ye rağmen alışveriş yapmak zordur inanın.

Ama oruç başına vurduğundan Oxford'da gezerken aldıklarıma pek müdahele edemedi. 

Solda basilik kanını bile çay bardağında içen Türkler olarak biz, sağda da aldığım turist kazıklama ürünü içeçekler.

Tadı güzel değildi, ayrıca sağdakinin kaymakbirası olduğunu iddia ediyorlara ama uzaktan yakından alakası yok dostlarım.

İşte böyle bütün bir hafta orası senin, burası benim gezdik. Orucumuzu her gün farklı bir yerde farklı insanlarla açtık. Çınar aldıklarından ve gördüklerinden memnundu.

Benimse bu tatil sonrası dinlenmek için bir tatile daha ihtiyacım vardı.

Çınar bu tatilden önce Harry Potter izlememişti ama eve döndüğümüzde ilk filmi izlemesine izin verdim. Filmde kırmızı otobüsleri gördüğünde "Aaa anne biz buraya gitmiştik dimi!" diye çok şaşırdı, sonrasında uçuş derslerinin olduğu sahne gelince yine gittiğimiz yeri tanıdı.

Onun dünyasının bu kadar küçük olması, dünyasında ve hayallerinde her yerin erişilebilir olması beni çok mutlu ediyor. Çünkü ben Harry Potter okuduğumda Londra benim için dünyanın bir ucuydu ve bir gün gerçekten gidip görebilir miyim diye o küçük aklım asla hayal kurmamıştı.

Buraya kadar okuduysanız azminize sağlık, gözlerinizden öperim.

Adios, Applesodaa.

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.