Hani filmlerde yaparlar, böyle olmadık bir anda rahatlamak için gidip bir tepeye çığlık atarlar avazları çıktığı kadar... Bende istiyorum.
Ama ben öyle bir tepeye falan çıkmak istemiyorum. Beni bu hale getirenlerin suratının orta yerine doğru böyle, kulaklarını patlatacak kadar bağırmak istiyorum.
Çünkü hayatımın bazı noktalarında sanırım bunu yapmadan kimseye kendimi anlatamayacağım.
İki önceki başlığa giderseniz açıklaması olmadan yayında duran bir başlık var. Ben onu bilahare yazacaktım, otomatik yayınlamaya koymuştum ama kafam yerinde olmadığı için baktım ki ben yazamadan yayına girmiş.
Sonra kaldırdım, sonra da dedim ki amaaan dursun. Dursun orda, bu da böyle bir gündü işte kafamı kaşıyacak vaktim yoktu da kendiliğinden yayına girmişti derim beş sene sonra. :)
Herkesin herşeyi sizden istediği bir durumda kalıyor musunuz hayatınızda? Misalen ben hep öyle bir yerdeyim. Üzerimden iki saniye ellerini çekmiyorlar allah sizi inandırsın.
"Bana bir doktor randevusu al!" son yıllarda en nefret ettiğim cümle. Facebook hatta instagram kullanan bir insanın doktor randevusu alamıyor olmasını zekam kavrayamıyor. Artık o kadar yılgın ve de bıkkınım ki bu konuda geçen sene kayınvalidemi kadın doğuma ama planlı gebelik kliniğine göndermişim. :) Gerçekten o küçük ayrıntı gözümden kaçmış. Bu sabah da anneme sadece gebelere bakan kadın doğum doktorundan randevu almışım. Neyse ki o gitmeden fark etti de düzelttik.
Bankadan para da çekemiyorlar, para mı lazım gidip çekmemiz gerekiyor. ATM'ye girişi berecemiyorlar ama yedi göbek sülalemizin dedikodularını hafızalarında tutabilecek kadar da yetkinler.
Yaşlandıkça böyle mi olunuyor? En önce kendi konforları mı geliyor??
Kendi hayatımın yüküyle boğulurken bir de bu ufak tefek görünen ama biriktikçe çoğalan, çoğaldıkça bunaltan ıvır zıvırlar, saçma sapan talepler, acayip beklentiler beni tüketti. Gündüz çalışıyorum lakin bir yandan onun randevusu, bunun faturası, şunun kirası, memleketten alınan birşeyin ödemesi, bilmem kimin düğün takısı gibi binbir türlü ayrıntıyla da sürekli haşır neşirim.
Bu taleplerin her biri nedeniyle işimin yanında bilfiil telefon elimde geziyorum. Şunu da şu arada, bunu da bu arada halledeyim de akşam zamanım bana kalsın diye beynim plan program yapmaktan bitap..
Gün içerisinde çalışmak zorunda olduğumu kavrayan tek bir aile büyüğü yok; her an her saniye ulaşılır olmalıyım. Telefonumda şebeke yok demek için bile beni arıyorlar inanır mısınız?
Her işini kendi görebilen bir insan olmaktan gına gelmiş haldeyim. Salak birisi olsaydım da başkasının peşinde koşsalardı diye düşünüyorum ara sıra.
Televizyonda tv kanalını yanlışlıkla silince bile beni arıyorlar, bakın bence bu normal değil. Kaldı ki hayatımda dört aile büyüğü var benim. Yukarıdakilerin hepsi çarpı dört yapalım.
Kız kardeşim askerde, erkek kardeşim yurt dışında. Ay allahım işte tam tersi, onlar da sürekli beni arıyor. Kendimi anten gibi hissediyorum bazen, ya da uydu alıcısı.
Misalen kuzenimin nikahı var, kız kardeşim diyor ki tarihi sor bana yaz da ona göre bilet alayım. Yahu beni aradan çıkar kendin yazsana. Bana kadar mı çekiyor bu internet?
Erkek kardeşim asker dönüşü evlenecek ya, beyaz eşya derdine düştü. "Abla orda ne kadar gidip sorar mısın? Abla bu marka mı daha iyi, şu marka mı?" Abla, abla, abla, abla diye dünde beş kere arıyor.
Ablan kadar ...... diyeceğim de neyse işte. Yani ona, buna, şuna diyemediğim; dediğimde de idrak ettiremediğim ne varsa altında eziliyorum.
Sanırım bu yüzden son zamanlarda telefondan da iyice soğudum, elime almak istemiyorum. Benim tüm hayat enerjimi şu yakın çevremin bu saçma salak tavırları bitirdi.
Umuyorum bir yerlerde sizin de başınıza gelmiyordur... Geliyorsa da yorumlarda sövmek serbest.
Gönderin gelsin.



