Bir kaç gündür gelememiştim ama oğlumun doğum günü, misafirler derken yoğun geçti. Sosyal yoğunluğun yanı sıra iş de hiç peşimi bırakmıyor diye bahsetmiştim.
İşin peşimi bırakmaması ile ilgili de bir gelişme oldu. Öyle birdenbire, durduk yerde terfi aldım. :)
Hak etmedim anlamında demiyorum. Allah sizi inandırsın akşamları çocuğu uyutup uyutup iş yetiştirmenin peşinde koştum.
Peki nasıl durduk yerde? İşte ne bileyim hiç anlamadım, sezmedim. Yoğunluktan böyle haberlerin peşinde koşamadım galiba. Sonra bir gün ekip liderim "Henüz söylemeye yetkin yok ama herşey çok güzel olacak." dedi.
Böyle gizemleri de hiç sevmem. Varsa bana bir süpriziniz direkt yapın efendim. Neden böyle merak içinde bırakırsınız ki insanı.
Zaten ben yoğunluktan çok da merak edemedim. Aynı akşam çalışırken bir yandan da Deniz'le (iş arkadaşım) online sohbet ediyorduk. Ona anlattım.
Kendisi iflah olmaz bir stalker olarak bu işin peşine düşmüş. Organizasyon şemalarından, şirketin kariyer sitesindeki profilime kadar karıştırmış ve terfi aldığımı belgelemiş. Sabaha güzel haberlere açtım gözümü.
Tabi kendi çevremde kimle paylaşsam "ooo zam da almışsındır sen şimdi" yorumları yapıldı. Yahu alırım almam sana nesi? Senin cebine girecek değil ya benim param!
Ben orada ne kadar çok çalışmışım da emeğim görülüp, karşılıksız bırakılmamış diye seviniyorum. İnsanlar da işte böyle...
Sonra düşündüm. Neden kimsenin mutluluğuna ortak olamıyoruz? Birisi güzel bir şey yaşayınca onunla neden kutlayamıyoruz? Sevinme hissinden önce kıskançlık hissi neden geliyor?
İşte baktım adabıyla sevincime ortak olacak kimse yok. Bende kalktım size geldim. Beraber kutlayalım istedim.
Sevgiler, Applesoda'dan.
Güzel bir gün dilerim.



