Herkes gibi olmak istemeyen. Herkesin gittiği yoldan gidemeyen. Yolda çöp görünce üzerine basma isteği hisseden. İyi müziklerin geçmişte kaldığını bugünlerde daha sık düşünen, çok yiyen, çok konuşan, az gezen, buhran hallerini buralarda yazdığı yazılarla geçiren etrafı çok kalabalık bir yalnızın uğrak yeri burası.
Kim ne derse desin, sözcükler ve düşünceler dünyayı değiştirebilir.
-Dead Poets Society-
Katranı kaynatsam olur mu şeker? Cinsine yandığım, cinsine çeker.
Bizim Yenge'den :)
içimdeki yankın..
Rüya biter... Terleten uykulardan uyandırılırsın aniden. Artık eskisi gibi rahat da yaşayamazsın. Çünkü biliyorsun ‘‘Yâr’’dan az geçsen, Vazgeçeceksin kendinden.
Engelleri Kaldıralım!!
Büyüdüğünde kim olursan ol, ne yaparsan yap eşit yaşamak için çalışan insanlar var burada! Her insanın birçok engeli ve bir kalbi var. Kalbini engelleme, engelleri kaldır!
They are not you!
...loves peyton
...
Senden vazgeçtim vaaz geçtim yine otoban yine ezilmiş kediler avucumda kendimi ölü taşımaktan sıkıldım tamam kabul kendimden çok senden az geçtim... Sonuç: Kendimden rock, senden caz geçtim.
Ucuz teşbihler beyaz atlı prenslerdir Pollyanna, bir şiire gelir ve onu bu hayattan kurtarırlar.
-Didem Madak-
Hiçbir plan uygulamayla ilk temastan sağ çıkamaz.
-Andy Weir-
Ben o gemiyi limanla beraber yaktım. Belki içinde bende yandım ama yaktım.
-Marilyn Monroe-
Uçmak için kuş olmak gerekmiyor. Küçük sevinçler olsun yeter...
-Cemal Süreya-
Bir yaz yağmuru yağdı içime, ezildi iri üzüm taneleri camlarımda, gözleri kamaştı yapraklarımın...
-Nazım Hikmet-
-Şafak YOLCU-
İstisna bir yara gibi kal bende..
Hayra yorulan düşlerim ol,
Böl gecemi, destursuz gir mabedime,
Şifa niyetine dokun yüzüme..
Gel be, Gel işte!
Küfrüm tövbeme karışsın,
Aklım fikrime..
Öyle bir gel ki bana;
Nefes nefese....
Sen benimdin, rüyanın görkemiyle doldum. Ben rüyada sultandım, uyanınca hiç oldum.
-Shakespeare in Love-
İnsan sevdiğini öldürür diye bir söz vardır ya.. Aslında bakın, insanı öldüren hep sevdiğidir.
-Fight Club-
Ormanda yol ikiye ayrılıyordu. Ben az kullanılanı seçtim..
-Dead Poets Society-
Buradan kaçmanın bir yolunu bulursam benimle gelir misin?
-Papillon-
Houston, bir sorunumuz var.
-Apollo 13-
You can replace this text by going to "Layout" and then "Page Elements" section. Edit " About "
Döndüm. Sorsanız neredeydim diye; cevabım orada burada şurada olurdu herhalde. Fiziksel olarak bir yerlerde olmanın dışında kendi kafamın da içinde kaybolmuştum.
Bazen hayat insanı bir anda alabora ediyor sanki. Depremden sonra çok uzun bir süre canım hiç birşey yapmak istemedi. Her yerden elimi eteğimi çekip uzaklaşmak istedim.
Tam inzivada sona yaklaşırken Dubai'ye eğitime çağırıldım. Bu sefer de depresyona girdim. İngilizce beni streslerden streslere sokuyor çünkü.
Yemin ediyorum beynim öğrenmemek için savaş veriyor. O kadar İngilizce'nin gündeme gelmesinden nefret geldi ki, sıfırdan İspanyolca öğrenmeye çalışsam heralde daha kolay öğrenirim.
Neyse hal böyle olunca kendimi hızlandırılmış eğitime almam gerekti. Duolingo'da bir süredir çalışıyordum zaten, Cambly aboneliği alıp ordan da çalışmaya devam ettim. Kendim de çalıştım derken aşırı yoğun İngilizce'li bir ay geçirdim.
Seçim günü oy verip yola koyuldum. Dört günde orada sıcaklardan sıcak, soğuklardan soğuk, streslerden stres beğenemedim. Oraya giderken kuş kadar yoluna koyduğum birtanecik yabancı dilim de dönüşte ziyan oldu. Neden? Çünkü sürekli Arap ve Hintli arkadaşlarla konuşmak zorunda kaldım. İddia ediyorum onlar İngilizce konuşuyorsa bizim konuştuğumu Tingilizce falan bence. Korkunçlar bende tabii iyiye değil, kötüye meyledip onlara döndüm hemen. Dönüşte Cambly'deki hocamla konuşurken aşırı zorlandım.
Geldikten iki hafta sonra bir daha oy verme merasimi akabinde de tatile gidiş derken beynim artık bitmişti de tatilde suya yatırır temizlerim diyordum ki... Beterin beteri oldu. Gittiğimiz bölgede salgın hastalık başladı otellerde... Herkes bağırsak enfeksiyonu, herkes kusuyor, herkes ishal, her yer serum. Bizde sadece kocam hasta oldu. Çınar'la bende birşey yoktu çok şükür. Tatili yarıda kesip apar topar döndük. Doktor otelden çıkmanız lazım sizi hasta şey zaten orada bu gidişle kalan sağlamlar da hasta olacak dedi.
Otelden çıktık, acentamız bize kullanmadığımız günlerinin ücretini aide etti. Ama devlet hastanesine bir görünün vaktini varsa, kaydınız olsun, hukuki birimimiz işlem başlatacak dedi. Nasıl olsa yola çıkmadan tekrar serum taktıracaklar bari devlete gidelim dedik, gittik. Doktor otellerden bu kadar çok insanın aynı vakayla gelmesini şüpheli bulup jandarmaya bildirmiş. Oradan ifade vermeye Jandarma Karakoluna gittik.
Eşimle arkadaşlar ifade verirken bende Çınar'la bir lavaboya gideyim dedim ki herkes "Hayıııır!" diye ayağa kalktı. Dedim ne oluyoruz tövbe ya. Meğerse karakolun tuvaletine yılan girmiş. Onu yakalamaya çalışıyorlarmış.
Çınar'a giremiyoruz gel dönelim arabaya dedim. "Neden?" deyince tuvalette yılan varmış dedim. "Anne beni kandırmıyorsun dimi?" dedi. :) Yok dedim. Gitti jandarmalara diyor ki "Yılan ne renkmiş?"....
Bu olay da Çınar'a yer etti sürekli herkese gülerek bu olayı anlatıyor. Çok komiğine gitti çocuğun nedense, oysa ki ben ay allahım bi yerden çıkacak diye korkumdan üç buçuk atıyorum.
Neyse ki herkes iyi, olay adli vaka olduğu için birşey yapamıyoruz artık. Bu da böyle bir anımızda beh dedim geçtim ama kafam hala bi milyon.
Bir kaç gündür gelememiştim ama oğlumun doğum günü, misafirler derken yoğun geçti. Sosyal yoğunluğun yanı sıra iş de hiç peşimi bırakmıyor diye bahsetmiştim.
İşin peşimi bırakmaması ile ilgili de bir gelişme oldu. Öyle birdenbire, durduk yerde terfi aldım. :)
Hak etmedim anlamında demiyorum. Allah sizi inandırsın akşamları çocuğu uyutup uyutup iş yetiştirmenin peşinde koştum.
Peki nasıl durduk yerde? İşte ne bileyim hiç anlamadım, sezmedim. Yoğunluktan böyle haberlerin peşinde koşamadım galiba. Sonra bir gün ekip liderim "Henüz söylemeye yetkin yok ama herşey çok güzel olacak." dedi.
Böyle gizemleri de hiç sevmem. Varsa bana bir süpriziniz direkt yapın efendim. Neden böyle merak içinde bırakırsınız ki insanı.
Zaten ben yoğunluktan çok da merak edemedim. Aynı akşam çalışırken bir yandan da Deniz'le (iş arkadaşım) online sohbet ediyorduk. Ona anlattım.
Kendisi iflah olmaz bir stalker olarak bu işin peşine düşmüş. Organizasyon şemalarından, şirketin kariyer sitesindeki profilime kadar karıştırmış ve terfi aldığımı belgelemiş. Sabaha güzel haberlere açtım gözümü.
Tabi kendi çevremde kimle paylaşsam "ooo zam da almışsındır sen şimdi" yorumları yapıldı. Yahu alırım almam sana nesi? Senin cebine girecek değil ya benim param!
Ben orada ne kadar çok çalışmışım da emeğim görülüp, karşılıksız bırakılmamış diye seviniyorum. İnsanlar da işte böyle...
Sonra düşündüm. Neden kimsenin mutluluğuna ortak olamıyoruz? Birisi güzel bir şey yaşayınca onunla neden kutlayamıyoruz? Sevinme hissinden önce kıskançlık hissi neden geliyor?
İşte baktım adabıyla sevincime ortak olacak kimse yok. Bende kalktım size geldim. Beraber kutlayalım istedim.
Uzun zamandır yoktum. Nerelerdeydin diye sorarsanız eğer, hep buralardaydım ama yazma isteğim yoktu. Dönem dönem böyle bir yazamama hissiyatı gelip tüm benliğimi ele geçiriyor. Fıtrat olarak da zaten tembel bir insanım, ondan sonra bu parmaklar bu tuşlara nasıl bassın? Hep bir üşenme hali...
Bir de galiba şirketin hemen hemen tüm blogları engellemesi nedeniyle yazdıklarınızı takip edemez olduğumdan, okuyamayınca yazamadım sanırım.
Günlerimi ofis işleri ve de tembellikle bir boşvermişlik halinde geçirirken de şubat ayının sonunda bir haber aldık. Artık yolumuza üç kişi devam edeceğiz. Minik bir sıpamız olacak.
Tabii müjdeli haberi ilk aldığımızda çok sevindik, gözlerimizden kalpler fışkırdı. Bi kaç gün sonra bitmek bilmeyen kusmalar ve hastane kapısını aşındırmalar başlayınca ben, ben olmaktan çıktım...
Ondan sonrası bende bulanık, yeni yeni hafifleyen kusmaların sonrasında henüz kendime gelebilmiş bile değilim.
Ben hamileliği hayal ederken bunlar hiç aklıma gelmemişti. Gecenin körü karpuz isteyip keyfime bakacağım derken, yemek görmekten tiksinir hale geldim. E Allah'ın da sopası yok işte...
Evin tüm muhtelif yerlerine üç ila beş defa kustum. İki kez toptan hastanelik oldum. Günlerce ofise gidemedim evde yattım, ekmek ve türevleri ile beslendim.
Bir de on tanecik mide bulantı hapına 108 TL veriyorum. Hepsinden çok bana bu koyuyor galiba, 108 TL yahu içine bi onbeş-yirmi tane falan koysaydınız bari...
Peki bütün bunları niye yazdım? Evde sürekli beni "Kucağına alınca hepsini unutursun." ana sözü ile teskin etmeye çalıştıkları için, tüm çektiklerimi bir yere yazayım da ikinciye üçüncüye temkinli yaklaşayım diye.
Bende durumlar böyle, hala biraz keyifsiz, halsiz ve yorgunum... Bir miktar da balık etli...
Otuz Bir Buçuk Pişmanlık/ Rose Gardner Mystery Serisi 4 - Denise Grover Swank
Kumral Ada Mavi Tuna - Buket Uzuner
Bilinmeyen Bir Kadının Mektubu - Stefan Zweig
Olağanüstü Bir Gece - Stefan Zweig
Narsist - Vi Keeland & Penelope Ward
Dövüş Kulübü 2: Sayı 0 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 1 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 2 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 3 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 4 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 5 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 6 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 7 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 8 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 9 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Dövüş Kulübü 2: Sayı 10 -Chuck Palahniuk & Cameron Stewart
Asla Asla / Never Never Serisi 1 - Colleen Hoover & Tarryn Fisher
Tuhaf Masallar - Ransom Riggs
Uyku - Haruki Murakami
Tuhaf Kütüphane - Haruki Murakami
Mutlu Prens - Oscar Wilde
Travma Sonrası Aşk Çarpması - Anne Eliot
Sosyopat - Anna Snoekstra
O Sen Olmalısın - Jill Sharvis
Kuşlar Da Gitti - Yaşar Kemal
Birimiz Yalan Söylüyor - Karen M. McManus
Sessizliğin Müziği - Patrick Rothfuss
İyi Geceler Bayım - Mevlâna İdris Zengin
Bir Kuzey Macerası - Jack London
Martı Jonathan Livingston - Richard Bach
Zacharius Usta - Jules Verne
Bir Çöküşün Öyküsü - Stefan Zweig
Bu yılın toplam hasılatı rakamla 92 oldu. Her ne kadar hedefim 105 olsa da,
gerçekleştirememiş olmama üzülmedim. Hedefi belirlerken Zaman Çarkı
Serisini okumanın bu kadar uzun süreceğini tahmin etmemiştim.
Bir sonraki yıl için hedefim 100 kitap.
Sevgiler Applesodaa. :)
Ben güneş gibi gireceğim her dar kapıdan Kimseye uğramam ben sana uğramadan Kavlime sâdıkım, sâdıkım sana Takvim sorup hudut çizdirme bana Ben sana çiçeklerle geleceğim -Ihlamurlar çiçek açtığı zaman.
-Bahattin Karakoç-
Bugün de güzel insanlardan Bahattin Karakoç'u kaybettik.
Bu aralar sürekli hastane projesi çalışıyoruz. Hastanelerden tam olarak bezmiş durumdayım. Doktora gitmem gerekse ayaklarım geri geri gidecek durum o kadar vahim.
Annem aşure mevlüdü okuttu. Bir kase aşureden sonrasını göremedim, ışık hızıyla tükendiler. Aşure yapan varsa, bana da bir tabak gönderse ya...
Havaların soğumasıyla inceden inceden mutlu oluyorum. Kışı seven tek kişi ben olamam değil mi? Kış çok güzel şey..
Bu aralar yollarda ya ilkokul öğretmenlerime, yahut ilkokul arkadaşlarıma denk geliyorum. Garip hisler içerisindeyim.
Bu sabah da metroda bir kıza denk geldim. Tahminim üniversite öğrencisi olduğu yönünde. Hava olmuş 15 derece, sürekli çiseleyen bir yağmur var. Kızın üzerinde crop top bluz var. Yani üstten dekolte alttan da göbek dışarıda. Kıza baktıkça bir üşüme geldi bana anlatamam size, kimin ne giydiğine karıştığımdan da değil ama o bluz bu mevisimin giysisi mi diye sorgulamadım değil.
Geçen gün de markette iki ufak çocuğa denk geldim. Okuldan artırılan harçlıklar itina ile harcanmaya gelmiş. Kasada önümdeler; kek ve meyve suyu almışlar kafadan hesaplıyorlar ne kadar tuttu, paramız yetecek mi telaşıyla. Bir düşündüm peynire gelen zammı takip etmekten ne kekin ne de meyve suyunun fiyatından haberim var. Sonra da bu zamanda bir çocuğa ne kadar okul harçlığı verilir acaba diye düşüncelere daldım. Sahi siz ne kadar harçlık veriyorsunuz çocuklarınıza?
Bende durumlar böyle, kış geldi diye resmen halim Leyla. Sevgiyle kucaklarım, Applesodaa.
Başlıkta yer alan sözleri şu şarkıdan çaldım. --> Sade Şarkı
Sevgili Hayalperest'in başlatmış olduğu "Kendi Kendime" mimini
çok eğlenceli bulunca bende yapmak istedim. :)
1. Elinde hangi sihirli güç olsun isterdin?
Harry Potter'ın sihirli asası ile uçan süpürge arasında gidip gelmedim değil ama oyumu asadan yana kullanmaya karar verdim. Şimdi mugglelar düşünsün. :)
2. En çok şaşırdığın tarihi eser neydi?
Kapadokya'da Derinkuyu Yeraltı Şehri...
3. En sevmediğin insan tipi?
Her şeyi çok bildiğini düşünenler, kendi bildiklerinin en doğru olduğunu düşünenler, gerekli gereksiz tartışmayı sevenler, başkalarının mutsuzluğundan mutlu olabilenler, merhametsizler, sürekli kendilerini acındıranlar... Off çokmuş, galiba pek insan sevmiyorum ha? 4. Obsesiflik derecesinde takıntın var mı?
Evde her şeyin düzenli ve yerli yerinde olmasından çok hoşlanıyorum. Beyim kişisi bunu artık takıntı derecesine kadar ilerlettiğimi söylüyor. Şahsen kendisi dağınık olduğu için bana çamur attığını düşünüyorum. :) 5. Başkalarının kötü ama senin iyi saydığın, sana ait bir özellik söyle.
Hobi konusunda çok ayran gönüllü olmam. Elimi atmadığım iş yok resmen... Geçen kapıları mı boyasam acaba diye sesli düşünürken "Gel gel, gel beni de boya!" diye bir serzeniş yankılandı evde... :)
6. En çok hangi özelliğin kıskanılır?
Tastamam bağımsızlığım... Beyim ve ben kişisel alan gerekliliğine inanıyoruz. (Ay bu nasıl bir açıklama olduysa...) O kendi arkadaşlarıyla takılırken ben de kendiminkilerle takılıyorum. Birbirimziden bağımsız dışarı çıkıyor oluşumuz ve ayrı zaman geçirmek konusunda birbirimizi hiç darlamıyoroluşumuz bayağı bir kıskançlık konusu olabiliyor.
7. Kız arkadaşların seni sevgililerinden kıskanır mı? Ya da böyle bir şey sezdin mi?
Kıskanan olmuşsa da ben sezmedim. Bu toplara da hiç girmeyeyim aman, kafam böyle çok rahat. :)
8. Yeniden doğdum dediğin an?
Hatırlamıyorum desem, ben daha aydınlanmaya ulaşamadım demek ki...
9. Şu dünyada en çok sıkıldığın ortam?
Annemin kadınlar günü ortamı ile sevmediğim yöneticilerle çıkılan gereksiz öğlen yemekleri ölümüne kapışır.
10. En son okuduğun kitap?
"İntikam Marka Giyer" isimli kitabı okuyorum şu anda, "Şeytan Marka Giyer" kitabının devamı olarak çıkmış.
11. Yanından ayırmadığın 5 şey?
Cüzdanım, çanta boy deodorantım, kırmızı kalemim, yedek tokalarım, "Borçlar Hukuku" adını verdiğim aylık hesap kitap defterim. :)
12. Son zamanlarda en çok dinlediğin müzik tarzı?
Tarz olarak bir şey diyemiyorum çünkü benim playlistim'den her an her şey çıkabiliyor. Bu haftanın sık dinlediğim müzisyenleri LP ve Manuş Baba olmakla beraber bu hafta en çok dinlediğim şarkı ise Dilan Ekinci-Paul Dwyer'den Deriko oldu.
13. Asla bitmesini istemediğin ama final yapmış bir dizi?
Yedi Numara, One Three Hill, Gilmore Girls, Ekmek Teknesi...
14. Çocukluğunu hatırlatan bir koku?
Sıcak ekmek kokusu...
15. Diyelim ki reenkarnasyon var ve sen bu dünyada ikinci hayatını yaşıyorsun. Sence ilk hayatında neydin?
Kamyon şöförü. :)
Challange da 19. haftanın konusu "Sevdiğiniz biri hakkında yazın." olarak seçilmiş.
Yeni bir yazı yazmadım. En bir sevdiğim dostumun doğum günü için daha önce yazmış olduğum bir yazıyı buraya ekliyorum.
"Bu resimde bizim arkadaşlığımız, kardeşliğimiz, dostluğumuz var.
Bu resimde birbirimize olan sevgimiz, herşeye rağmen yanyana oluşumuz,
huysuzluklarımıza rağmen birbirimizi sevdiğimizin kanıtı var.
Kırgınlıklarımız, küskünlüklerimiz, kavgalarımız, atışmalarımız ve
yeniden yeniden barışmalarımız var...
Bu resimde bizim birbirimize olan
güvenimiz var. Birimiz ne yaparsa, diğerimizin kaya gibi arkasında
duruşu var.
Bu resimde iş ortaklığımız, farklı fikirlerimize rağmen
tartışa tartışa çalıştığımız akşamların ağırlığı, gece dörtlerde yatıp
sabah yedilerde pasta teslimatına gidişimizin telaşları var. En güzel
günlerimizi birbirimiz için daha da güzelleştirmeye çalışma isteğimiz
var...
Bu resimde bizim çocukluğumuz, masumluğumuz, genç kızlığımız,
kadınlığa adım atışımızın ayak izleri var...
Bu resimde bizim 11
yılımız, geldiğimiz uzun bir yolumuz, varacağımız güzel bir geleceğimiz,
paylaşacağımız yeni güzelliklerin izleri var.
Bu resimde senin güzel
kalbin, benim sana olan minnettarlığım, benim sana olan sevgim,
dostluğumuzun verdiği güven var...
İyi ki varsın iş ortağım, kardeşim,
can yoldaşım, yol arkadaşım... Seni çok seviyorum. Nice güzel, mutlu,
senli-benli, bol paralı, bol müşterili, pastalı, kekli, mis kokulu güzel
yıllara... İyi ki varsın, sen olmasan eksik kalırdım..."
Sevgilerle Applesodaa.
Not: Resim temsilidir. "Bu resim" diye reklamını yaptığım resmi buraya koymadım. :)
Challange da 16. haftanın sorusu; "Daha az yapsam dediğiniz beş şey." olmuş.
Şahsen tembellikte lisans, yüksek lisans ve hatta mastır yapmış biri olarak söyleyebilirim ki; daha az yapsam dediğim ilk şey tembellik!
Lakin vazgeçemiyorum şu meretten. Öyle oturup oturup üşenmek istediğim zamanlar oluyor. Hatta inanır mısınız üşenmek için oturmaya bile üşenebiliyorum. Yok böyle bir tembellik.
İki numaraya abur cuburları seçiyorum. Abur cubur tüketmekten geri duramayan biriyim. Gün içerisinde ne kadar gereksiz ürün tükettiğimi Allah bilir. Olur da toptan hepsinden vazgeçebilirsem çok mükemmel olur.
Üç numaraya takıntıyı seçiyorum. Takıntılı bir insanım mesela; o tüller her zaman düzgün duracak. Masanın örtüsü kaymamış olacak. Mutfak tezgahı toplu olacak. Aslında güzel bir alışkanlık gibi görünüyor olabilir ama aşırı yorgun, bitkin olduğum günlerde bile bunları yapmak zorunda hissetmek beni boğuyor.
Dört numaraya tahammülü seçiyorum. Bazı konularda tahammülüm hiç yok. Durup dururken böyle pat diye patlayıp karşıdaki kişiyi şoka uğratabiliyorum. Bir miktar daha tahammülkar olmak güzel olabilirdi.
Beş numaraya hızı seçiyorum. İşlerimi hep hızlı halledeyim diye, koşa koşa iş yapıyorum. Bunun sonucunda da kendimi oraya buraya çarpıyorum. Bacaklarım morluk doludur her zaman bilmeyen biri görse koca şiddeti falan görüyorum zannedecek. Oysa ki şiddetle iş peşinde koşuyorum.
Bu beşini diyorum bir azaltabilirsem; her şey çok güzel olur bence.
Dik yokuşların başında sert fırtınalara kafa tutacaktık ama sırtımız üşüdü.
-Zeynep Selvili Çarmıklı-
Hava ne kadar hiddetli olursa olsun, yağmur ne kadar şiddetli yağarsa yağsın, deyimin aksine gök asla delinmez.
-Ursula K. Le Guin-
Söz sessizlikte,
ışık karanlıkta,
yaşam ölürken;
bomboş gökyüzünde
uçarken parlar atmaca.
-Birhan Keskin-
İnsanın, kendi varlığından hoşnut olarak yaşadığı,
kendi varlığını haklı kıldığı ve kuşku yok ki, yeryüzü
ile barışık yaşadığı ve mutlu olduğu bir zaman vardı.
Yoksa bizler bugün bu mutluluğun imgesi için bile
bunca telef olmazdık.
-Didem Madak-
2.75 miyoptum ve çizdirmeye hiç niyetim yoktu.
Göz görmeyince gönül katlanırdı insanlığa doğru.
-Ali Lidar-
Tanrı'm rica etsem
bir çocukluk ömür daha
ayarlayabilir miyiz bana?
Aşık Veysel
-Gülten Akın-
Seni sevdim!
Seni birden bire değil
Usul usul sevdim.
“Uyandım bir sabah” gibi değil,
Nasıl yürür özsu dal uçlarına
Ve gün ışığı sislerden düşsel ovalara…
Seni sevdim
Artık tek mümkünüm sensin
-Özdemir Asaf-
Gitmek gibi geleceğim.
Denizin delisine.
Delinin denizi gibi
O ne kadar giderse.
-Nazan Bekiroğlu-
Öyle zannetti ki çıkardığı sesten değil çıkarmadığı sesten mesuldür insan en fazla. Gün gelir hissetmediğin acının da hesabı senden sorulur, kalbimden sorumsuzum sanma.
-Cahit Zarifoğlu-
"Aklımdan çıkmıyorsun." dedim. Başka türlüsünü yorgunum anlatmaya...
-Sunay Akın-
Son karesi gibi Redkit'in, batan güneşe doğru sürerken atımı, gitme kal demeni bekliyorum. Ama yalnızca rüzgar çekiştiriyor atkımı...
- Ah Musin Ünlü-
İnsanların ayrıntılara boğulmadığı günlerden kalma güzel bir cümle vardır: 'Göz gördü, gönül sevdi.'