4 Ağustos 2025

Durum Raporu: Herkesin derdi para olmuşsa...


Ben geldiiiim,

Bu sefer de böyle konuya dan diye gireyim istedim. Şu hayatta en zorlandığım şeylerden biri blog yazılarına başlık bulmaktı, onu çözdüm, şimdi de giriş cümlesinde bir miktar zorlanıyorum neden bilmem?..
  • Nerelerdeydim diye sorarsanız eğer? Bilirsiniz ki sormazsanız da söyleceğim. Cevap veriyorum dostlarım sıkı durun; evdeydim. Bütün bir yazı başarı ile evde sonlandırmaya çok yaklaştım bakın. Bende kendime şaşırmıyor değilim ama napalım, kısmet.
  • Arada annem geldi, bir hafta için gelmişti ama madem geldi deyip alıkoydum iki hafta kadar kaldı. Milletin annesi gelince yemek yapar, ev temizler falan, ne bileyim bir takım yardımlar olur yani, benimki gidince ben ev temizledim. Hayat zor.
  • Annemi burda alıkoyduğum süre içerisinde hızlıca bir Mısır'a iş seyahati yapıp geldim, onu artık bilahare başka bir yazıda anlatırım. Hem Mısır'ın bence anlatılacak çok şeyi var, hemde seyahatim boyunca yanımda olan iş arkadaşım sağolsun olaysız beş dakikamız geçmedi.
  • İstanbul'da kimseyle görüşemiyorum, koca bir yaz mevsimini böyle kendi başıma elim böğrümde yedim gibi. Hafta içi sürekli Çınar'la beraberim ancak çocuklu arkadaşlarım ile denk getirebilirsek görüşebiliyoruz. Hafta sonu rutinimiz olmadığı için (hala herşey çok karışık) hiç bir plan yolunu bulup da tamamına eremiyor benim hayatımda. Haliyle bende plan yapmayı bıraktım.
  • Ex eşim bana Can Bonomo için konser bileti almış, bir ay kadar önce de vermişti. -Zamanında aldığım ama kendisi beni hep son dakika ektiği için gidemediğimiz etkinliklerin diyetiydi sanırım bir nevi.- Çok sevdiğim ve dosdoğru dinleyebilme şerefine asla erişemediğim bu sanatçının konserine bu biletlerle gidesim de hiç yoktu açıkçası. Kızlar "O kadar alınmış bilet ziyan mı olsun, iki bilet de sende zaten git istediğin gibi." deseler de ne bileyim işte bir şekilde içime sinmiyordu. O gün yine aldığı bileti unutan ex eşim "Akşama işim var Çınar sende kalsa olur mu?" diyerek kendi hediyesini kendi baltaladı.
  • Elbet bir gün dinleyeceğim seni Can Bonomo, sırf çektiğim şu kadar şeyin hatırına en ön sıradan mı alsam acaba bileti? Düşüneyim bakalım.
  • Dişlerim yapıldı, hatta takıldı, ama bilmiyorum ki gerçekten benim dişlerim mi bunlar. Tastamam olmuş gibi hissetmiyorum. Geçici dişlerden çok daha konforlu olsa da tam da olmadı sanki, cuma günü doktorcuğumla randevum var bakalım ne diyecek. Kalıcı olarak yapıştırmaya karar verecek mi göreceğiz.
  • Bu arada kimseyle görüşemiyorum demiştim ya, arada işte güncel durumları bilen -sınırlı sayıda- arkadaşlarımdan bazıları mesaj atıyor. Her zaman her mesajlaşma ya da konuşma mutlaka şuraya geliyor. "Aman tüm haklarını al, aman hiçbirşeyini karşı tarafa yar etme, para, para, para, para!" Gerçekten yıldım, sinirlenip çemkirsem o da işe yaramıyor. Çünkü karşı tarafın varsa bir tecrübesi (bizzat veya dolaylı yoldan) illa ki örneklendirmeye başlıyor. Yani herkesin mi dini imanı para oldu? Ben nasılım, ne durumdayım, iyi miyim diye merak eden asla yok. Yalandan bir ay görüşemedik diyip hoop para konusuna gene geri geliyorlar. "Malımın, mülkümün ortağı mısınız ya?!" diye çıldırsam da anlamayacakları için bende bu gibi sorularda iletişimi pat diye kesmeye başladım. Yetti artık.
  • Sürekli Çınar'la beraber olduğum ve günlük kaosun içinde kendimi kaybettiğim için sanırım ağlamaya asla vaktim olmuyormuş benim. Mısır'a vardım, akşam odada yalnızım öyle tavanı seyrediyordum (en sevdiğim aktivitelerden biridir) beni bir ağlamak tuttu. Böyle hıçkıra hıçkıra, sarsıla sarsıla deli gibi ağladım. O kadar çok ağladım ki, bir süre sonra kendi kendimi "tamam sakin ol, geçecek hepsi" diye telkin ettiğimi fark ettim. Kendi kendimin sırtını sıvazlarken ben anlarından biri daha tarihte yerini aldı. Aman neyse fakat ne ağladım be canım, iyi geldi.
  • Geçen gün gene parkta, park teyzeleri ile olaylara karıştım. Bu arada, hani olur ya bir gün karakola falan düşersem kesin arkasından bir park kavgası çıkar. Demedi demeyin.
İşte durumlar böyle; kısmetse üç, beş, bilemediniz on güne kesin gelirim. Bu hafta izinliyim de. :)

Öperim gözlerinizden.

Applesoda.
15 Temmuz 2025

Buraya umutlu günler koydum. Şimdilik uzak gibi görünüyor, ama kimbilir, birazdan uzanıp dokunursun.

Selam gülibrişimlerim,

Yaslı gittim, şen döndüm ve de ilginç bir şekilde çok çabuk döndüm. 

Uzaktan bir tanıdığım var. Farklı şehirlerde ikamet ettiğimiz için nadiren görüşebiliyoruz ama kitap sevdalarımızdan ötürü sosyal medyadan hep iletişimdeyiz.

Paylaştığı bir kitabın ismi ilgimi çekince "ismi ne kadar ilginçmiş" diye yorum yaptım, o da bana "Didem Madak misali biraz" dedi.

Tam o sırada kızlara hediye ettiğim Didem Madak kitaplarını bitiren kızlardan birisi story atıp beni etiketlemişti onu da görünce "Ahh sen zaten Didem seviyorsun o zaman." dedi.

Bende tabii ki hemen "söz konusu kadın şairse sadık yarim Birhan Keskin'dir." dedim.

Hiç duymadım demesin mi, hemen adresini aldım ve Birhan'ın tüm kitaplarını hediye olarak gönderdim.

Kitapları teslim almış ve Fakir Kene kitabının kapağını açar açmaz ilk gördüğü "Kargo" şiiri ile de Birhan'a vurulmuş bile. Başlığı sizin için bu şiirden seçtim.

Fahri Birhan elçisi olarak görevimi başarıyla tamamlamanın musmutluluğu içerisindeyim. (Musmutluluk, mutluluğun bir üst levelidir benim lügatımda.)

Birde size Birhan falımdan bahsedeyim, Birhan'ın tüm kitapları benim yatak odamın girişinin oradaki kitaplıkta duruyor. 

Hani bazen insanın aklı sorularla dolu olur, ne bileyim bir işaret arar. Ya da çok sıkılır, bunalır da böyle bir umut arar... İşte tam öyle anlarda yatağa gitmeden önce elime kitaplardan ilk hangisi gelirse alıp açıyorum ve bakıyorum o gün şiir falımda ne var.

Biliyor musunuz hiç yanıltmaz cağnım Birhan'ın şiir falı, bazen aradığımı, bazen aradığımı bile bilmediğimi, bazen de bakıpta göremediğimi gösterir.

Varsa bir Birhan kitabınız açın bakın bakalım, bugün şiir falınızda ne var?

Sevgiler.
Applesoda

Not: Fotoğraftaki çiçeğin adı gülibrişim imiş, bende Ayşe'den öğrendim, yazının giriş cümlesi de oradan geliyor anlayacağınız üzere. Sevdiğimiz insanlarla sevdiğimiz şeyleri paylaşıp da çoğaltmaya bayılıyorum.

Notun Notu: Hem gülibrişimler hemde Birhan'ın kitapları mutluluğun paylaştıkça çoğaldığı ilkesini bir kez daha kanıtlıyor sanırım.

Notun Notunun Notu: Çınar gülibrişimlere "güliblişim" diyor, çok komik, yani bence. :)
14 Temmuz 2025

Direniyorum acılarına yine dünya...


Hello iki gözümün çiçekleri,

Yine bir gün acılar içinde kıvranıyorumdur. Yıllardır dişlerimden yana çektiklerim bana yetmemiş olacak ki bu sefer de kalktım, farklı bir işe giriştim. 

Doktorum tüm üst dişlerini zirkonyum kaplayalım da bitsin artık bu çile dediğinde olur dedim, bu öneri bana daha önce yapıldığında gözüm yememişti açıkçası ama arada geçen sürede çektiğim dertler ve çilelere bakınca artık fikir giderek daha da iyi görünmeye başladı.

Tabii ben nereden bileyim saat birde girdiğim dişçiden neredeyse saat yedide çıkacağımı... Bütün üst dişlerim kesildi ve geçici dişler için ölçüler alındı. Ben dinlenme odasında acılara gark olmuşken geçici dişler yapıldı ve takıldı.

Şimdi sanki ağzımda anneanemin dişlerini ödünç almışım gibi bir hisle dolaşıyorum. Yemek yemenin düşüncesi bile içime sıkıntılar bastırıyor. Bu dişlerin "gerçek" olanları da takılınca hala bu his devam ederse ne yaparım bilmiyorum... Kafamda deli sorular.

Bugün sözde izinliyim, son dakika gelen bir toplantıya gireyim diye bilgisayarı bir açtım. Sonra da orada kayboldum, o mailden bu maile, yolumu şaşırdım.

Bir de son dakika gene acil bir vize işinin içinde buldum kendimi, neden şöyle sakin, dingin ilerleyen işlerim yok benim acaba? Hep stres, hep kaos.

Bu kadar stresin vücuduma nasıl bir etkisi oluyor ve ne zaman sonuçları görmeye başlarım diye de ufaktan bir tırsmıyor değilim ama...

Ay neyse kendim bile daraldım şu an yazdığım bu yazıdan.

Öperim gözlerinizden ve yeni dişlerimle geri gelirim diye umuyorum...

Adios.
Applesoda
1 Temmuz 2025

Delilirikler

O eski hikâye bitti,
şaşkınlığımdan doğdum
denize düştüm
kuruyup geliyorum.


demiş Birhan Keskin "Kim Bağışlayacak Beni" isimli kitabında. ❤︎

30 Haziran 2025

Tanıdık bi yerde bul beni...

Hello,

Bazen kaybolduğunuzun farkında bile olmamışken işte buldular beni diye düşündünüz mü?

Tam anlatamadım, durun biraz açalım.

Haftasonu olmasına rağmen çalışıyordum, kargo dahil kimseyi beklemediğim bir anda kapı çaldı.  Toplantıdaydım hatta, kapıyı bir açtım nenem.

Hiç beklemiyordum. Bu arada hiç bir aile büyüğüm maalesef hayatta değil, baba tarafından aile büyüklerim ben doğmadan önce vefat etmişler. Annemin babasıyla hemen hemen hiç anım yok yine erken vefat etmişti kendisi, anneannemle güzel günlerimiz oldu en azından.

Ama onların hiç birini tanımadan da önce nenem ve dedem vardı, manevi aile büyüklerim. Annemler ilk evlenip İstanbul'a yerleştiğinde onlarıın evini kiralamışlar.

Ben onların evinde doğdum, her zaman beni ilk torunum diye sevdiler. Annem-babam çalışıyordu, onlar göz kulak oldular. Çocukluğuma dair hatırladığım bir çok anımda onlar var.

Hatta zamanla kendi torunları oldu ama ne bana ne kardeşlerime asla öz torunları olmadığımıza dair birşey hissettirmediler.

Bugün böyle hiç bilmediğim bir yerimdeki bir boşluğu pıt diye elipyle bulup kapattı sanki nenem. "Ben seni çok özledim, bayram da geçti gelmedin, sen böyle yapmazdın." dedi.

O kadar kendi dertlerime dalmıştım ki gerçekten unutmuşum. Bayram da zaten bayram gibi geçmemişti, aklıma bile gelmedi.

Kaybolduğumu bile bilmediğim bir anda, çocukluğum gelip buldu sanki beni.

Haftaya gelirim oturmaya dedim, gelmeden ara dolma yapacağım dedi.

Hani demiştim ya bir kaç yazı önce, iyiliğimin gözetilmesi nasıl birşey bilmiyorum diye. Belki ondan oldu bilmem ama çıkıp gelip buldu beni.

Bu sıra biraz fazla yorgunum, daha önce hep dalgasını geçtiğim tükenmişlik sendromuna bu sefer kesin girmiş olabilir miyim acaba?

Neyse yazıya bir şarkı bırakıp kaçıyorum.


Sevgilerle, Applesoda.

Not: Resimdeki kutuyu çok beğendiğim için kendime ve kızlara hediye almıştım, kendime aldığımın içinden en sevmediğim kitaplardan biri olan "Kürk Mantolu Madonna" çıktı, inşallah kızlara iyi birşeyler çıkar.

Notun Notu: Ne demiştim size, "sizin kendinize vermediğiniz kıymeti kimse size vermez", yarın bu sözümü hatırlayıp kendinize ufak bir hediye alın.
23 Haziran 2025

Dünya tek, biz ikimiz...

Hello canımlar,

Öncelikle şunu belirteyim delirmedim ama yaz bitene kadar delirmeyeceğimi de garanti edemem, Bakırköy'de lütfen şahsım için bir boş yatak bulundurulmasına dikkat edelim.

Küçük danamla karne alma işinin altından başarıyla kalktık, bugünler biraz zor olsa da üstesinden gelmeye de çalışıyoruz.

Sokaklardan eve gelemediğimiz günlerdeyiz, üşenmedim bu akşam oturdum okulun açılmasına kaç gün kaldı diye takvim yaptım. Beni taşlamadan önce peki bir sorun bakalım, neden yaptım?
    
    1. Sayılı gün çabuk geçer tabii ki bunu benim söylememe gerek bile yok.
    2. Benim şu sıcakta kapasitemin yettiği tek şey uzanıp tavan seyretmek iken, evladım erkek olduğundan mütevellit; atlamak, zıplamak, hoplamak, hiç olmadı tepinmek bütün bunların yanında tüm gün aralıksız futbol konuşmak istiyor ki.... Bakın iki günde temiz tükendim.

Eğer uyum haftası dedikleri şey yalan çıkmazsa, geçtiğimiz iki günü de düşersek 69 gün daha direnmemiz lazım, yok geçen seneki gibi okula gidince; "Tamam tanıştık, şimdi gidin haftaya gelin." derlerse eğer uzaklara bakmaya gerek yok beni gazetelerin üçüncü sayfa haberlerinde bulabilirsiniz.

Gidip instagramdan story atacağım çocuğumla tüm gün futbol konuşacak, arada biraz oynayacak, sokakta takılırken göz kulak olacak aklı selim bir kişi aranıyor diye.

Olmadı yaz okulu şart artık, ben durumlarımız neticesinde yaz okulu nasıl olur kestirememiştim. Gerçi yaz okulu dedikleri de nitelikli dolandırıcılıkta yeni bir seviye ama deniz düşen yılana ay pardon dolandırıcıya sarılır yapacak birşey yok. 

Ya da akıl sağlığımın farklı bir kısmından feragat edip bir süre annemlerin yanına gideceğim, çocuğum temiz hava, bende sinir stres yükleneceğim.

Seçeneklerin her biri, bir diğerinden daha iç açıcı nasıl karar versem bilemiyorum.

Amaaağğğnnnn neyse canım, bir şekilde su akar yolunu bulur, ben bir 69 gün daha elbet bir şekilde direnirim değil mi?

Burada bana güzel şeyler söylemeniz lazım yorum olarak, yalan olsa da inanırım.

Sevgilerle Delisodaa.
18 Haziran 2025

Sarılırsak geçer mi?

Hello,

Bayramın birinci günü dışarı çıkmaya ikna edildim ama daha evden çıkmadan bazı tatsızlıklar oldu.

Dışarı çıkmak da bana yaramadı, bedenen orada ama aklen ve kalben neredeydim allah bilir...

Eve dönüş yolunda bir şekilde kendimi ağlarken buldum, insanların ağlayan kadınlara uzaylı gibi bakmasını ne yapsak bilemiyorum bu arada...

Öyle ağlayarak ve yürüyerek sakince eve döndüm. Her ikisine de ihtiyacım vardı ve iyi geldi diyebilirim.

Ama o sırada birşey farkettim, neden ben hep yalnızım?

Biliyor musunuz ben birilerinin çocuğu olmak nasıl birşey hiç bilmiyorum sanırım. Yani sanmam gerçekten bilmiyorum. 

Babam sadece kendisi ile ilgilenen bir insandı, annemse babam yüzünden sinir hastası olmuştu. Kullandığı ilaçlardan uyuşuk uyuşuk dolaşırdı. İlaçları bırakınca da iş buldu ve evden kaçmak çaresi oldu.

Küçük anne diyorlardı bana, altı yaşındaydım ve evde kız kardeşimle yalnız kalıyordum. Mesela "küçük anne" tanımlamasından ne kadar nefret ettim insanlar asla bilmez, çünkü bana kimse sormadı bunu... Beni bu tanımlamanın karşılığına dönüşmek zorunda bıraktılar.

Saat kullanmayı ben o sırada öğrendim. Akşam annemin eve geleceği saati beklerdik, kızkardeşim ağlardı. Bazen susturmayı başarırdım bazen de başaramaz bende ağlardım. Camda otururduk beraber ağlardık.

Yani anneliği çok iyi bilmekle beraber (çünkü çok uzun süredir kardeşlerimin annesiydim), bir ebeveyne sahip olmak nasıl birşey bilmiyorum. Seni düşünecek büyüklerinin olması her şartta iyiliğinin gözetilmesi nasıl birşey hiç bir fikrim yok.

Belki önceden bunlar canımı acıtmıyordu ama anne olduktan sonra sanırım eksik çocuk yanlarım ortaya çıktı.

Hatta kız kardeşim ve erkek kardeşim ben boşanacağımı söylediğimde çok şaşırdı ve nasıl tepki vereceklerini bilemedi. Aslında sanırım onlar için de sanki ablaları değil anneleri boşanıyor gibi bir durum oldu.

İşte o gün eve dönerken gerçekten her şartta iyiliğimi gözeten bir annem-babam yok diye çok ağladım. Yanlış anlamayın kendi kendimin sırtını sıvazlamayı çok iyi biliyorum. Bilmem yine de ağlamama engel olmasa da.

Önceki gece Çınar'a durumu anlattıktan sonra sarıldık yattık Çınar'la. Düşünüyordum o sırada, kendi kendimi telkin ediyordum, geçecek hepsi zamanla diye...

Sonra dedim ki kendime belki de biz Çınar'la birbirimize sarıldıkça benim yaralarım da geçer.

Ne diyorsunuz sarılırsak geçer mi sizce de?

An itibariyle bugün boşandık, cuma günü gidip son resmi evraklarımızı teslim alacağız. Çınar bugün babasının evinde ve eğer isterse orada kalacak. "Burada kalmak çok iyi bir fikir." diyormuş babasına.

Sanırım ben kocamı, Çınar'da beni terketti. Tabii ki bu işin şakası.

Biliyorsunuz yaşarken hiç komik değildi ama üç beş sene sonra geri gelip okuduğumda yazının içerisinde gülebileceğim küçük anlar olsun istiyorum.

Muhtemelen yakında yine gelirim, kalın sağlıcakla.

Eksik kalan çocukluklarınızı sevgiyle kucaklıyorum.

Applesodaa
28 Mayıs 2025

Durum Raporu: Canım ben şimdi çileden çıktım nereye geleyim?!

Selam dostlarım,

Tam olarak insanlara kendinize gelin sizi orada bekliyorum diye bağırmak istediğim günler geçiriyorum.

Bu arada boşanma başvurumuzu da yapınca artık yavaş yavaş insanlarla da kararımızı paylaşmaya başladık. Kızlarla bir akşam buluşmuştuk, "Eee ne var, ne yok?" sorusuna "Boşanıyorum." deyince herkese kal geldi. Kimle konuşsam "Ay ne desem bilmem ki.." şeklinde yorumlar duyuyorum. Arkadaşlar "Hayırlı olsun." denilebilir mesela, çok da abes kaçmaz yani.

Ay bir de kararımı eşimle paylaştığım ilk günlerde ev üstüme üstüme gelince kafeye gitmiştim çalışmaya, eşim de sonra uğradı bir şey için, konumuz boşanma ama kafede "Sevgi anlaşmak değildir, nedensiz de sevilir." çalıyor. B*k biliyorsun sen diyesim geldi şarkıcıya da diyemedim, içimde kalmasın size yazayım bari.

Daha önce de dediğim gibi kavga gürültü olmayınca, ortada insanlara mantıklı gelen bir sebep görünmeyince şımarıklıktan işte tutturdum bir boşanma, bana rahat battı havaları esiyor eşimin arkadaş grubunda. 

Eşime "velayeti sen al, boşanmıyorum de bırak sürünsün mahkemede yıllarca" şeklinde akıllar veriyorlarmış. Adamı delirtmişler, elimden bir kaza çıkacaktı dedi. Allah insanı dost görünümlü düşmanlardan korusun. 

Sevemedim karagözlüm ben senin arkadaş grubunu yıllarca diyemedim mi, yok valla dedim. Dedim yani içimde tuta tuta geldik buralara, artık saldım çayıra mevlam kayıra ama tabii saygı çerçevesinde. İstedim ki görsün ki uzak tutsun hayatından bu faydasız yaratıkları, ona da bi zararları dokunmasın.

Bir de bu gruptan birinin eşi bana nasılsın iyi misin, var mı bir ihtiyacın şeklinde bir mesaj attı. Üzerine yazışmaya başlamıştık ki "Görüşelim bizim de durumlar sıkıntılı zaten, benim konuşmaya ihtiyacım var." dedi. Bak dedim iki gün sonra boşanacağım dersin benden bilirler, sen gene de git başkasıyla görüş. Tabi ben aslında dalga geçiyordum ama o sırada kız bana "Neyse kocam geldi, sonra konuşuruz, şimdi senle konuştuğumu görmesin." yazdı. Galiba ben yasaklandım arkadaşlar, RTÜK herhalde bana da yayın yasağı getirdi. Ay şaka gibi... Ama gerçek.

Aaa bu arada şey demişler arkamdan, kararı çok kesin, gemileri yakmış. Gemileri yaksam ruhunuz duymazdı ben limanı dinamitledim aslında ama neyse...

Yani bir de neden arkamdan söylenen her söz de bir şekilde önüme geliyor ya, çekilin gidin hayatımdan yeter be yeter diye naralar atacağım en sonunda.

Bir de mesela bekliyorlar ki salya sümük ağlayayım, perperişan olayım. Tamam da o evreleri biz evin içinde yaşadık, üstelik de çocuğumuza çaktırmamak için deliler gibi çabalayarak. Ağladık, zırladık, bir noktada da tükendik. Sizi inandırmak için biraz da size mi ağlamamız lazım anlamadım ki?

Ben ağlayamıyorum artık şu noktada, işi bir miktar deliliğe vurmak beni daha güçlü yapıyor. Bende böyle yaşıyorumdur belki acımı, size ne yahu?! Sözüm tabii size değil çevremizdeki densizlere.

Gördüm ki çevremi güzel insanlarla donatmışım, kimse bana neden, nasıl demedi. Herkes bir karar vermeden enine-boyuna düşünüp öyle karar verdiğimin farkındaydı. Bana sadece bir ihtiyacın var mı, ne yapabiliriz senin için, çıkmak konuşmak ya da değişik birşeyler yapmak istersen söyle. Neye ihtiyacın olursa söyle şeklinde destekleyici yorumlar geldi.

Ne gelirse manasız, faydasız, çıkarcı, dedikodu yapmaya yönelik yorum eşimin çok sevdiği o arkadaş grubundan geliyor. Eh işte bazen de acı gerçekleri insan böyle zamanlarda görüyor. Gerçekten çevresindeki insanlardan bunaldı ve destek alacak da bir arkadaş bulamıyor. Onun için de durum çok zor ama elimden dua etmekten başka birşey de gelmiyor.

Boşanma talebi benden geldiği için eşimin bu fikre alışması zaman aldı. Dinledi, anlamaya çalıştı, hak verdi, bazı noktaları fark etti ama yine de boşanmaya gönülsüzdü. Bir yanı kabul etse de gerçekten bir yanı da direniyordu. 

"Başvuru yapmaya gitmeden önceki gece sabaha kadar düşündüm. Gitsem mi gitmesem mi diye deliler gibi kafa yordum. Ama en sonunda dedim ki elinin değdiği ne güzel olmadı şimdiye kadar. Bir çok talebine direndim istemedim ama sonucu görünce de çok beğendiğim, tahmin etmediğim kadar güzel oluyordu her seferinde. Ya da direndiğim her kararın, güzel sonuçlara varıyordu, ancak sonradan görebiliyordum. O yüzden bunu istiyorsa, bunun herkes için iyi olacağına güveniyorsa vardır bir bildiği dedim." dedi bana. 

Böyle düşünerek bulabilmiş içinde o gücü, ben kendisinden razıyım dostlar, kayıtlara geçilsin. Boşanmaya giderken bile bu kadar güzel düşünebildiği için ne desem bilemiyorum, azıcık da ağladım tabi...

Yine de nazar etmeyelim de bakın henüz boşanmadık, bu arada tarih 18 haziran olarak verilmiş, hakkımızda hayırlısı... 

Görelim bakalım mevlam neyler, neylerse güzel eyler.

Not: Bu arada milletin ne söylediğini gram kafama takmıyorum, ama gün olur devran döner ilerde kim ne demişti diye hatırlamam gerekirse diye herşeyi kayıtlara geçmeye ant içtim. İntikam almam gerekirse ileride hanımefendi olmayabilirim yani kimseye öyle bir söz vermedim. 

22 Mayıs 2025

Alırım başımı, başım bir deli nehir...

Bu şarkıyı ilk dinlediğimde bu dizeyi çok sevmiştim. Çok "ben" gibi hissettirmişti.

Burası benim için bir günlük, hayatımın bir kaydı, hatta en zor anlarımda hep kendimi yazarak ifade ettiğim için hayatımın en zor anlarının belki de en önemli tanığı.

Şimdi bu şarkıyı başa sarıp sarıp dinlerken hayatımın en önemli kararlarından birini burada anlatmaya geldim.

Boşanmaya karar verdim. Boşanıyorum.

Kolay bir karar değildi. 4 yıl süren sevgililik dönemi, üzerine neredeyse 10 yıllık bir evlilik ve 5 yaşında bir çocukla bu kararı kolayca vermek mümkün olmaz, olamaz.

Boşanmayı ben talep ettiğim için, çok güle oynaya boşanmaya gidiyormuşum bir bir algı var bazı insanlarda. Oysa ki hayatınızın onbeş yılını kenara koymaya karar vermek, güle oynaya verilecek bir karar değil.

Hayatınızın bazı anlarında çevrenizdeki insanları yeni baştan tanıyorsunuz. Mesela ailelerimiz beklemediğimiz kadar destekleyici bir şekilde kararımıza saygı duymayı seçerken, bazı yakın arkadaşlarımızsa bu kararı onlarla neden paylaşmadığımızı, onlara neden danışmadığımızı soruyorlar.

Bence aslında soruyu kendilerine sormaları gerek, özellikle eşim çevresinde bu kararını paylaşıp, destek alabileceği kimsesi olmadığını gördü. Haliyle boşanmaya giderken de yan yana yürüyoruz bu yolu.

Zaten kavga, gürültü eşliğinde, birbirimizi kırarak-inciterek alınan bir karar değildi. Çocuğumuzu olabildiğince az hasarla bu işten nasıl çıkarırız diye düşünerek geçirdik günleri. Ama eşimin duygusal olarak destek alacak kimseyi bulamaması da bu yükü benle paylaşmaya yönelmesine sebep oldu.

Evlilik çok garip bir şey arkadaşlar, on yılın sonunda çok iyi arkadaş olmuşuz, gerçekten kendisine minnettarım. Ama yolda bir yerde birbirimizi önemsemeyi, birbirimizi eş olarak görmeyi, sevgimizi göstermeyi bırakmışız.

Bazı şeyler; mesela sevgi gibi, pek ortalıkta görünmediğinde ise zamanla yok olabiliyor sanırım. Çünkü insan bir yerde karşısındaki kişi için önemini, ne ifade ettiğini, gerçekten sevildiğini bilmek istiyor. Ya da bana öyle oldu diyelim. Tabii ki her evliliğin dinamiği farklı, herkesin arayışı da elbet farklıdır.

Bugün aldığım karar bizi çok zorlasa da ileride herkes için en hayırlısının bu olduğunu düşündüğüm için bu yolu seçtim. 

Bir arkadaşım "On yıllık evliliğiniz, bir çocuğunuz var."  dedi. Evet var, bende kesinlikle farkındayım. Ama ben çocuklar için sürdürülen bir evlilikteki "o çocuktum", o hayat da tahmin edemeyeceğiniz kadar derin izler bırakıyor insanın ruhunda.

Bir başkası ise "İncir çekirdeğini bile doldurmayacak şeyler yüzünden yapmayın böyle." dedi. İncir çekirdeğini bile doldurmayacak kadar küçük şeylerin de insanları çok incitebildiğini farketsek mi artık?

Bir başka arkadaşımın ilk etapta sorduğu sorular beni çok sinirlendirse de sonradan anladım ki, duygularınız tavan yapmışken göremediğiniz bazı şeyleri birinin size göstermesi, sorması lazım. Acı ama bu da gerekli. Tabii bunu görmem için bir miktar zaman geçmesi gerekti.

Ben istedim ki karşılıklı saygımızı yitirmemişken, birbirimizi hala arkadaş olarak görürken ve değer verirken tam bu noktada yola nokta koyalım. Bu bir yoldu, hemde uzun bir yol, yürüdük ve bir yol ayrımına geldik, bu noktada hepimiz için en iyisini dilemekten ve bunun için çabalamaktan başka bir şey gelmiyor elimden.

Resmi başvurumuzu yaptık ve mahkemenin bize bir gün vermesini bekliyoruz. Yol uzun, biraz çetrefilli, duygusal olaraksa yükü inanılmaz ağır. 

Sadece güzel güneşli günlere çıksın yolumuz diye umut ediyorum.

Sevgiler.

Applesoda

8 Mayıs 2025

"Bazen hayatta hiç beklemediğin bir anda karşına bir şey çıkar ve parmağını uzatıp bir şey gösterir sana."

" Neymiş o şey?"

"Bir roman kahramanı mesela. Kitapta bir laf eder. Altı çizilecek cilalı cümlelerden değil ama, kendi halinde bir cümle. Bir tek sen cımbızlarsın onu kitabın kalabalığından. Sırf sana bir şey anlatır o cümle.

Başka herkese susar."


demiş Melisa Kesmez "Bazen Bahar" isimli kitabında.

7 Mayıs 2025

Gezmelerden geldim.

Herkese selam,

Biliyorsunuz bir iş seyahatine gidecektim; gittim ve de döndüm.

Pek gezecek zaman bulamasam da, iş nedeniyle gittiğim için keşif yapacak çok fazla zamanım olmasa da gittiğim şehirler hakkında bazı fikirlerim ya da hislerim oluşuyor zamanla.

Mesela Dubai, bir çeşit Nişantaşı benim için, içinden geçip giderken gözünü alan ama asla ait hissetmediğin havalı bir yer. Şehri gerçekten bir amaç için hızlıca inşa ettikleri her yerden hissediliyor. Çok planlı, geçmişi neredeyse yok denecek kadar az göze çarpan, her yeri ışıl ışıl bir şehir...

Riyad'ı daha çok sevdim, insanlar da bunu duyunca şaşırıyor. Evet Dubai kadar havalı değil ama bir ruhu var, bunu hissedebiliyorsunuz. Bir geçmişi var, görebiliyorsunuz.

Arkadaşım bana şehrin isminin aynı zamanda "Yeşil Gardiyanlar" anlamına geldiğini söyledi. Bilemiyorum, etkin bir çeviri ile belki de yeşilin koruyucuları diyebiliriz, insanlar orayı eskiden yemyeşil bir yer olduğu için tercih etmiştir belki de...

Bu arada Riyad'a aşık olacak bir kişi biliyorum o da kuzenim. Şehir tamamen bej ve tonlarından oluşuyor gibi, kuzenimin en sevdiği renk kombinasyonları. Aslında farklı farklı renklerle yorulmadan gökyüzünde maviyi etrafta ise bej ve tonları ile yeşilleri görmek güzeldi. Sanki dinleniyormuş gibi hissettim.

İstanbul'da sağa sola baktıkça şehir üzerime üzerime geliyormuş gibi hissettiğimden sanırım, Riyad bana çok dingin geldi. 

Riyad için kıyafet seçmekte bir miktar zorlanmıştım ama sonra da seçtiklerimi çok beğendim. :) Aferin bana.

Bu arada ben oradayken minik bir de yağmur çiseledi, gittiğim her yere yağmurla gitmeme ne diyorsunuz peki?

Velhasıl-ı her seyahat insana bir şeyler katıyor, gittiğinizdeki halinizle döndüğünüzdeki haliniz asla aynı olmuyor.

Yemekler, insanlar, kokular, deneyimler, geçirdiğiniz süre boyunca hissettikleriniz insana kattıkları inanılmaz. 

Uçakta geçirdiğim sürelerde okuduğum kitapları mesela her zaman çok net hatırlıyorum.

Eh işte yediğin içtiğin senin olsun, gördüğün gezdiğin yerleri anlat derler ya anlattım.

Öperim gözlerinizden.
Applesodaa.
4 Nisan 2025

Hayırdır inşallah...


Bazı sabahlar uykudan aklımda bir şarkıyla uyanıyorum.
Size de olur mu böyle?

Bu sabah da bu eski şarkıyla uyandım, bir kaç gün dinlerim gibi görünüyor.

"Bu rüya nerden çıktı geldi sahi...
Hayırdır inşallah!"

diyelim öyleyse.

Sevgiler.
3 Nisan 2025

Durum Raporu: Durumlar öyle böyle...

Selamlar çiçeklerim,

Ne zaman içim sıkılsa soluğu aldığım yerdeyim. Buraya gelmek de bir nevi kendi kendime mi sığınmak aslında, bilemiyorum dostlarım.

Dün şöyle düşünüyordum; "Yanlış yoldayım ama yol nasıl güzel."

Bugün doğru yoldayım ama sanki hayatın rengini çekip aldılar.

Aman neyse anlayacağınız o ki depresyon modunu açtım yine. Genelde bahara doğru bana gelmezlerdi ama kısmet demek ki...

Gelelim haberlere;

* Yıllık performans değerlendirmem ummadığım kadar iyi geçti demiş miydim? Dememiştim. Çok iyi geçti gerçekten bende şaşırdım. Tam o sıralarda mevcut rolümde bir seneyi de doldurdum, Ramazan bitsin kutlama yapacağız modunda gezerken hoop müdürüm değişti. Hatta aynı hafta içinde iki kez değişti. Bakalım bundan sonra başımıza neler gelecek, yaşayıp göreceğiz.

* Dört günlük mini bir bayram tatili yaptık. Tatili mini de yapsan uzun da yapsan; "çocukla ve kocayla çıkılan tatil, tatil değildir" önermem bir kez daha kanıtlandı. 
- Kendime not kız kıza birşeyler ayarla.

* Tatilde Bolu'daydık, on - oniki yıl kadar önce Kubbealtı'nda yediğim yoğurtlu gözleme hala aklımda olduğu için yemeğe herkesi oraya götürdüm. Aradan geçen yıllarda Kubbealtı meşhur bir yer olsa da lezzetinden hiçbirşey kaybetmemiş, doyamadım...

* Kız kardeşim ve İspanyol boyfriendi yedi gün sonra ülke sınırlarına giriş yapacaklar. Hummalı bir misafir ağırlama seansı bizi bekliyor. İspanyol damat namzedi şimdiden Hünkar Beğendi istedi, kendisi de bize Paella pişirecekmiş; gelsin kaloriler.

*Benim ailem Ordu'da olduğu için damat görmeye gelemeyecekler ama kız kardeşimin en yakın iki arkadaşının ailesi damat adayıyla tanışmak istiyor. Çok eğlenceli günler bizi bekliyor gibi hissediyorum.

* Kız kardeşim gelince bir klasik olarak kuaför ve alışveriş seanslarımız olacak. Ne yapsam bu sefer saçıma kararsızım, var mı bir öneriniz?

* Misafirlerin geri döneceği sabah onlardan bile önce yola çıkmam lazım. İş için bir Riyad ve Dubai yapıp geleceğim. Aslında bu seyehatleri ayarlarken çok heyecanlıydım ama yolda heyecanımı kaybettim, şimdi de ayaklarım yerinden bile kımıldamak istemiyor. Bana şans dileyin.

* Okullar tatil malum, Çınar ve ben evdeyiz. Yeni gelen mobilyalar yüzünden ortalık darmadağın, ruh halime de uyuyor gerçi... Yarın Çınar'ın dişçi randevusu var, bundan biraz korkmuyor değilim açıkçası, umarım sorunsuz geçer.

Evet bizde durumlar böyle, sizde neler oldu yokluğumda?

Öperim gözlerinizden.
Applesodaa

Not: Fotoğrafın konusu "Oğlum bana çiçek verdi."
23 Mart 2025

Kalbin Arka Odası

"Can kuşum, bir tanem.

Neyi kaybettiysek, hangi uzvumuz yok olduysa onun yerine başka bir şey koymaya çalışırız.

Boşlukları kapatmaya, pütürlerin üzerini örtmeye, kopan halkanın yerine uygun olanı bulmaya çabalarız.

Karanlıktan korkmayız, asıl korktuğumuz şey bilmediğimiz bir şeye dokunma ihtimalimizdir, karanlıktan korkmayız asıl korktuğumuz şey dokunduğumuz şeyle elimizi kirletme ihtimalimizdir, karanlıktan korkmayız asıl korktuğumuz şey dokunduğumuz şeyle kendimizi yaralama ihtimalimizdir.

Bir ihtimalden korkarız."

demiş Ayşegül Genç "Kalbin Arka Odası" isimli kitabında.

7 Mart 2025

Temiz delirdim.

Bu okuldan çektiğim kadar başka birşeyden çektim mi bilmiyorum...

Saatleri bize uymadığı için geçen seneki okulumuza devam edemedik ve tam gün eğitim veren başka bir okula geçtik.

Çınar okula başladığından beri heyheylerim tepemde, herkese saygım sonsuzdur ama Çınar'ın öğretmenlerini evire çevire dövmeme ramak kaldı gibi bir hisse kapıldım bu akşam.

İlk önce yılın başında okuldan gelen bir videoda çalan müzik dikkatimi çekti. Çocuklar sandalye kapmaca oynarken arkada Tarkan'dan "Yolla" şarkısı çalıyordu. Sözleri bilirsiniz "Yolla kaderim yolla, acıları bana yolla..." şeklinde gidiyor. Sonra bir sonraki gün gelen videoda da "Waka Waka" çalıyordu.

Hafta başında yapılan toplantıda öğretmenlere kibarca sordum; Bu müziklerle çocuklara ne öğretmeyi amaçlıyorsunuz diye. Her ikisi de beş yaş repertuvarı için asla uygun değil sonuçta. 

Cevap: "Bazen bir müzik açıyoruz, sonra sıradaki müziğe geçiyor otomatik olarak ondan oldu sanırım, dikkat ederiz."

Bir hafta sonra oğlum bana şöyle dedi: "Anne ben okulda o waka waka şarkısını istedim öğretmenim açmadı, niye diye sorunca da annemiz izin vermiyor dedi. Sen mi izin vermedin?"

Şimdi ben gerçekten geçip karşısına "Seni ben eğitimci yapanın!!" diye sövsem haksız mıyım?!

Sonra çocuklar için bir etkinlik başlattılar, her hafta bir çocuk sırasıyla sunum yapıyor, şarkı söylüyor, kitap anlatıyor ve arkadaşlarına ikramda bulunuyor (bu da ayrı bir manasız geldi bana ama neyse). Çınar'a sordum hangi şarkıyı söyleyeceksin diye "Kırmızı Balık" dedi, çok iyi bildiği için de ekstra çalışmadık.

Çınar ilk sıralarda olduğu için ben olayı anlamamışım, bir kaç hafta sonra Çınar eve "Kara Kedi" diye bir şarkı söyleyerek geldi. Onun hemen arkasından da "Basit Numaralar" isimli şarkıyı söylediğini görünce dedim ne oluyoruz.

Bu şarkıları da o haftaların çocukları seçmiş meğerse... Yani gerçekten deli olacağım 5 yaşında bir çocuk neden bu şarkıları biliyor. Çınar bu okula başlamadan önce asla haberi bile yoktu böyle şeylerden...

Aralarda bir de arkadaşlarıyla kavga ediyorlar, o tabii olabilir.

Ama bugün artık çığırımdan çıktım. Okula gidince öğretmeni bana "Futbol oynarken kavga edip birbirlerine vurdular, Çınar biraz ağladı." dedi.

Eve gelince Çınar: "Futbol oynarken ben topu arkadaşımın ayağından alınca birisi boğazımı sıktı, öbürü bana tokat attı, diğeri de beni itti. Bende onlara doğru koştum, vuracaktım ama öğretmenim beni tuttu Bende ağladım." dedi.

Çınar'ı tutması iyi birşey olsa da, şu yukarıda saydığım eylemler yapılırken bu kadın neredeydi?! Kaldı ki bana neden üstü kapalı bir açıklama yapılıyor, neden detaylar verilmiyor.

Ayrıca boğaz sıkmak, tokat atmak?! Bu çocuklar evde nasıl eylemler görüyor da böyle davranabiliyor.

Gerçekten hayretler içerisindeyim. Birde bütün bu olanlardan sonra yarın ilk kez okul gezisine gidecek olan çocuğum tutturdu ben gitmek istemiyorum diye. Oysa ki üç gün önce ne heyecanlıydı bu gezi için, altından tabii ki arkadaşlarının yaptıklarının korkusu çıktı ama Çınar'ı sakinleştirip onunla konuşurken içten içe ben delirdim.

Şansıma yarın okula ben götüremeyeceğim Çınar'ı, çünkü katılmam gereken çok önemli bir toplantım var. Eşim evde olduğu için gidip lisanı münasiple o konuşacak. 

Eğer okula ben gitmiş olsaydım, sanırım ordan karakolluk olurduk, sonra da akşam haberlerinde veli terörü diye beni izlerdiniz.

Ama gerçekten haksızsam haksızsın deyin de, şu olanlara ben artık nasıl delirmeyeyim?

Of!..

İçimi döktüğüme göre gidip sahur yapayım bari.

Sevgiler.
Kızgınsoda.

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.