Kral Midas'ın kulakları eşek kulakları....
Baş edemiyorum...
Cuma günü hastanede bölümler arasında gider-gelir ve kendimi insanlara çarpan bir pinpon topu gibi hissederken, cumartesi günü yapılması gereken tetkiklerin listesi dağ gibi büyüdü.
Bütün cumartesi günümü hastane personeli ile haşır neşir olarak geçirip, 16 tüp kanımdan ve bir miktar da akıl sağlığımdan feragat ettim.
Pazar günü evde gözümü açamaz ve alerjiden de bu kadarı olmaz artık diye düşünürken bir de ne göreyim...
ŞİŞMİŞİM!!!
İlaçlı BT için verilen ilaç alerji yapmış, bütün vücüdüm şişmişti... Eh bu da alerjiydi ama ilk aklıma gelen mevsim alerjisi değildi neticede...
Yine soluğu acil serviste almak durumunda kaldım, ilaçlar vs derken kendime geldim ama bir günde şişen vücüdumun şişliği tamamen atması neredeyse üç gün sürdü.
Salı günü evde sessiz sakin çalışırken okuldan aradılar, Çınar'ın pantolonu yırtıldı yedek pantolon ile gelin dediler. O sırada öğretmen asla duymak istemeyeceğim bir sürü de şey söyledi... Böyle üzerimden atamadığım ufak çaplı bir şoka girdim.
Aynı gün birde okulda Çınar'ın halkoyunları gösterisi vardı, akşam hiçbirşey yokmuş gibi gösteriye gitmek zorunda olmak bana çok koydu arkadaşlar. Hayatın hay huyu arasında bir saniye sinir krizi geçireceğim diyecek kadar bile zamanı olmayabilir mi bir insanın ya?!
O kadar yerle yeksan olmuştum ki, Ayşe ile İpek'de gösteriye geldi. Gösteri sonrası da yemek yemeye gittik. Eve geldik bir yandan "Neyse halledeceğiz artık" diye kendime telkinde bulunurken bir yandan da Çınar'ı duş alması için banyoda yönlendiriyordum. Öyle bir gümbürtü oldu ki...
Bir de baktım mutfağın tavanı düşmüş... Yani bakın o kadar ama o kadar sakin karşıladım ki... Baktım, dedim olabilir, geçtim.
Ben mesele etmeyince mesele de mesele olmaktan çıktı o kadar hızlı halloldu ki anlatamam size, dört gün içinde sanki hiçbirşey olmamış gibi eski haline getirdik mutfağı, usta sağolsun.
Perşembe ofise gittim evde usta var diye, gün içinde öyle bir başım dönmeye başladı ki... Ekip arkadaşıma diyorum ki bayılacağım, o da iş yüzünden şaka yapıyorum zannedip gülüyor. Oysa ki ben bayılmaya ramak kalaydım... Neyse ki bayılmadan günü kapattım, iyi direndim yalnız.
Cumartesi uzun zamandır görüşmeyi ertelemek zorunda kaldığım bir arkadaşımla görüştük. Oğullarımız aynı yaşta onlar oynarken bizde otururuz demiştik ama bir süre sonra çığlıklar, ağlamalar derken... Küçük bir kıyamet koptu sanki! Misafir çocuk üzerime atla deyince benim oğlum da atlamış.
Atlamış yani, sorgulamamış bile! Yanlış olduğunu bile bile atlamış. Öbürü de iyi birşey yapmış gibi "evet ben dedim" diyor.
Hayatımda ilk kez ama bakın gerçekten ilk kez bir misafir kalkıp evimden gitsin istedim. Artık baş edemedim ve oturup sadece ağlamak istedim ya. Elim ayağım çekildi sanki...
Bu sıralarda Yelit de bana "Ama eskiden beri böyle, hatırla, nerede böyle garip bir olay var, gelip seni bulurdu." demesin mi...
Bu beni biraz yıktı. Hakikaten.
Derdi veren rabbim direnme gücü de veriyor, fakar hayatcığım birazcık ara mı versen? Şöyle bir miktar salsan beni de, bende bir nefes alsam olmaz mı?
Soruyorum ya soruyorum sadece.
Evet olağanüstü haberler serisi sona erdi.
Olağan, sıkıcı günlerde buluşmak dileğiyle...
Applesodaa.
Hayatı kontrol edemediğimde...
Geçenlerde çok zor geçen bir haftanın ardından kendimi yine kuaförde buldum. Çok uzun zamandır saçımda böyle bir değişiklik yapmamıştım ve aklımda saçımı boyatma fikri de yoktu aslında...
Yıllardır aynı kuaföre giderim ve tek bir kez başka kuaföre gittiğimde yaşadığım turuncu saç faciası yüzünden de önerilerim asla kabul görmez, kuaförüm kendi başına karar verir ve uygular.
Çok güzel bir sarıyla kuaförden ayrıldım, herkes çok beğendi, hatta bende beğendim. Eğer bu saçları kendi yüzümle hayal etmezsem gerçekten inanılmaz güzeldi. Ama bu sapsarı saçlı kız ben değildim...
Tam bir ay kendime gittim geldim baktım ve bir ay sonra tekrar kuaföre gidip, saçımı biraz koyulaştırmalarını istedim. Herkesin "Ama çok güzel olmuştu!..." nidalarına da "Evet, bence de güzel oldu, ama ben bu kız değilim, bu kadar sarı olmak istemiyorum." dedim.
Saçımı istediğim tonlarda doğal sarıya evirdik, ben mutlu, ekstra aldığı ücretten kuaförüm mutlu yollarımıza ayrıldık.
Saatlerimi kuaförde geçirirken de düşündüm; "Neden?"
Neden hep birşey olduğunda saçımızdan çıkıyor acısı? Saçların hafızası var diyorlar, kestirip hafızamızdan siliyor muyuz yoksa boyatıp hafızamızdaki gerçekliği çarpıtıyor muyuz?
Aslında bence en temel neden hayatı kontrol edemediğimizde, kontrol edecek birşeye ihtiyaç duymamız. Saçımızı kontrol edebiliriz... Kestiriririz olmadı yeniden uzatırız, boyatırız olmadı yeniden boyatırız, şekil verdiririz... Seçenekler çok ama biliyoruz ki hepsinde kontrol bizde! Bu bizim saçımız, kontrol edemediğimiz hayatımız değil...
Hemde bir teorim de var; o kadar kötü geçen zamanlardan sonra eğer saçımızı beğendiysek mutlu oluruz, havamız değişir işte. Ya da çok kötü olur, oturur saçımızı bahane eder bir güzel ağlarız.
Hem kökü bizde değil mi canım, yeniden uzatırız işte...
Öyle yani...
Bana deli deli rüzgarlar eserse, beni kuaförde arayın, hiç şaşmaz! Bazı konularda gerçekten çok istikrarlıyım.
Sevgiler sarışınsoda! :)
Not: Eğer merak ettiyseniz yıllar önceki saç maceramın bir kısmı şurada...
Notun Notu: Fotoğraf saçımın ilk boyandığındaki hali.
Durum Raporu: Yıkılmadım ama bi bayılmam gerekti...
Annemin matematiği...
Search
About
Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.
Copyright © 2008 dövüsürken hanımefendi degilim.... All Rights Reserved.
Design by Padd IT Solutions - Blogger Notes Template by Blogger Templates




