Dün sabah her zamanki gibi kalkıp işe gittim. Biraz halsiz hissediyordum ama pek birşeyim de yok gibiydi. Yoğun tempoda bazı sabahlar böyle hissettiğim oluyor.
İşyerinde de iyiydim. Saat iki gibi daha da halsizleştim. "Yemek yemiyorum ya öğlenleri bugün de halsiz gibiydim birşeyler atıştırsam iyi olacak" düşüncesiyle aşağıdaki fırına gittim. Birşeyler yedim, oturdum dinlendim. Bir yandan da ateşim çıkmaya başladı hafif hafif. Kocamı arayıp gelip beni almasını istedim.
Onu beklerken de covid falan çıkarsam diye küçük tek kişilik odalardan birine gittim, bir yandan da beklerken eğitimi dinliyorum. Eşim gelene kadar daha da fenalaştım. Eşyalarımı arkadaşlar getirdi, aşağıya nasıl indim, arabaya nasıl bindim bilmiyorum.
Arabada artık kendimi bıraktım sanırım. Çok sık hasta olmam genelde de hepsini ayakta atlatırım. Yatak, döşek düşmem pek. Acı eşiğim de yüksektir. Eşimde bu halimi bildiği için arabada beni öyle görünce çok korktu, hemen hastaneye gidiyoruz dedi.
Gidiyoruz ama istemsizce gözlerimden yaşlar süzülüyor. Güneş ışığı gözlerimi yakıyor. Tenime sığmıyorum sanki. Kıyafetlerin bana değdiği her yerim acıyor.
Net hatırladığım şeylerden birisi ters yönden geldiğimiz için hastane otoparkına değil, arabayı İspark'a bıraktığımız. Caddeden karşıya geçmemiz gerekiyor ve "ben oraya kadar gidemem" diye ağlamaya başladım.
Bir şekilde gittik. Müdahaleler yapıldı. İlaçlar, serumlar ama ateşim gittikçe çıkıyor. İlaçlara rağmen yükselmesi doktorları bayağı bir korkuttu. Üstümü başımı çıkarıp soğuk kompres yapmaya başladılar. Bundan sonrası hep beynimin içinde yaşandı.
Derin bir karanlık görüyorum. Öyle bir karanlık ki, dönüyor girdap gibi... Sağ ucu minicik bir ışık sanki. Önce bayılıyorum sandım. Ama sonra beynim panik yaptı. -Şunu bilin ki bir kez bayılmışsanız bu hayatta her zaman bayılacağınızın bilincine varırsınız o son anlarda.- Bu o bayılmalar gibi değildi, çekiliyorum sanki karanlığa, beynim bağırıyor resmen bu bayılmak değil diye, ilkyardım eğitimlerinden hatıra "senkop" kelimesi çınlıyor kafamın içinde (bayılmanın tıbbi adı). Dedim ki galiba ölüyorum. Bu sefer de Çınar'ı göremeden ölücem diye ağlamaya başladım.
Eşim Çınar hastalandı diye düşünüyorum sandığı için Çınar'ın birşeyi yok, sakin ol. O iyi diyip duruyor ama ben kendim gidiciyim sanıyorum.
Sonrasında ilaçlar etki etmeye başlayınca ağrılarım, tenimin acısı geçti ama ateşim düşmediği için sayıklamalarım ve o uyku ile uyanıklık arasındaki halim devam etti. Acildeyiz, çocuklar var. Ağlıyorlar durmaksızın. Onlar ağladıkça Çınar ağlıyor ve ben gidip bakamıyorum diye bende ağlıyorum. Eşim de neden ağladığımı anlamıyor. Covid olmuşumdur ve Çınar'a bulaştırırsam o da bu kadar çok acı çeker benim elimden birşey gelmez diye korkumdan sürekli ağlıyorum. Çocuklar ağlıyor, ben ağlıyorum. "Allahım oğlumu koru" cümlesi bir mantra gibi zihnimde belki onbin kez tekrar etti...
Sesim çıktığında söylediğim ilk şey "Çocuklar ağlamıyor." oldu. Eşim de bitti tedavileri gittiler onlar dedi.
Sonra ne kadar geçti bilmem ayılır gibi oldum. Eşim görüş alanıma girdi bir an, bir baktım sapsarı kesilmiş. Aynı Çınar'ın sarılığı tavan yaptığındaki o görüntü. Tam tekrar bilinçsizliğe gidiyordum ki "Eray'a ne olmuş?!" diye korkuyla tekrar açtım gözlerimi...
Ondan sonra da giderek ayıldım. İki saattir hastanede bulunduğumuzu öğrendim.
Kan testimde çok hafif bir enfeksiyon çıktı. O kadar hafif ki içinde üç tanecik antibiyotik olan bir kutu ilaç yazmış doktor. Influenza da değilmişim. Covid'i bekleyelim, eve gidebilirsiniz ama ateşi çıkarsa hemen geri gelin demişler.
Eve geldik, yemek yedik, ilaçlarımı-vitaminlerimi içtikten sonra iyiydim. Hatta eşimi arkadaşı balığa çağırınca gönderdim zorla. Ölümüne korktu çünkü gitsin biraz havası değişsin diye.
Çınar'ı yıkayıp, yatıracak gücüm de vardı. Bir çay içip, yattım. Bu resimdeki de o çay, vallahi tadını pek almadım ama rengi bile psikolojime iyi geldi.
Gece eşim saati kurmuş üçte tepemde edevlet şifresi soruyordu. O baktığında sonuçlar çıkmamıştı. Ben altıda uyanınca baktım covid de değilmişim.
Neydi şimdi bu?
Ben hiç bilemedim. Belki de bir kaç senenin yoğun temposu sonrası vucüdumun kendine daha iyi bak, dur-dinlen isyanıydı.
Üzerine biraz daha düşüneyim.
An itibariyle "bu da böyle bir anımdı işte" oldu.
Not: Resimdeki "Mim & More - Christmas Kiss - Limited Edition - Narlı Yılbaşı Çayı"





