Canlarım ciğerlerim,
Görüşmeyeli umuyorum ki hepiniz iyisinizdir. Ben ise henüz yeni durulmaya başlayan fırtınalı bir deniz gibiyim.
*Geçtiğimiz bu süre içerisinde bir arkadaşım çalıştığı şirkette bana çok uygun bir pozisyon olduğunu söyledi ve CV'mi istedi. Sonra oturdum baktım, ay benim ondanım yok ki....
*Harıl harıl CV yaptım, yolladım. Allahın İsveçlisi ile Paris üzerinden İngilizce görüşeceğim diye türlü sinir stres geliştirdim. Sonuç? Bu pozisyon için benimle devam edemeyeceklerini bildirdiler. Ya zaten ben size başvuru yapmamıştım ki siz beni önce çağırıp, sonra niye reddettiniz. Aşk olsun, gerçekten pek kırıldım.
*Bu arada dışarısı fırtınalı iken sanmayın ki bizim şirketin içinde durumlar stabil... Ekibimin içerisinde çok sinsi kişilikler var. Yani gerçekten insan ekip arkadaşına da arkasını dönemeyecekse... Lanet olsun sizin kurumsal dünyanıza diye sövüyorum gün aşırı...
*Bu arada ben herkese kendimi fazla açıyorum sanırım. Yani zannediyorum ki herkes de benim gibi iyilik olsun istiyor. Bir fikrimi söylüyorum, o fikrimi çalıp kendisinin gibi lanse ediyor. Ben karşımdakinin kıdemlisi olduğum halde üstüne gitmiyorum, o kuş kadar beyni ile benim projemi lead etmeye çalışıyor. Ben içerde bir pozisyon için başvuru yapayım diyorum. Hem üstü olduğum, hem kendisinden altı sene daha fazla bu alanda deneyimim olduğu, hemde o pozisyon için üç yıldır eğitimde olduğum halde bende başvurcam diye yüzüme böğürürcesine bir ifadeyle geliyor. Kardeşim engel mi olduk? Ne b*k yersen ye yahu allah allah...
*Ha bide ben valla fazla fazla açığım yapacağım iş görüşmesini bile ekip liderime söyledim. Yok ya ben kadın olmam (adam olmam çok cinsiyetçi geldi bir anda içime, çünkü kızdıklarımın hepsi adam cinsinden ya hani), akıllanmam ben...
*Bütün bu pozisyon, yeni iş streslerinin arasında birde annem ameliyat oldu. Refakatçilik görevimi başarı ile atlattım ve bir kez daha anladım ki "yaralı parmağa işememek" atasözü çok doğru. Tam lazım olunca herkes bir anda nasıl da ortadan kayboluyor değil mi?
* Dertlerim derya olmuş ben arasında başıboş bir kayık gibi salınırken bir anda Azerbaycan'a gitme mevzusu çıktı. Pazartesi gidebiliriz dediler. Pazar akşam yola düştük; uçağımız o kadar çok rötar yedi ki, gece birde varacağımız yere sabah dörtte indik, otele beşte vardık. Artık uyuyacak zaman kalmamıştı, o günü uyumadan atlattım ama bütün dengem şaştı yeminle...
*Tam eve döndüm sabahına kayınvalidemler yola revan oldular. Onları uğurlayıp ay ben bu evi nasıl temizleyeceğim diye iki gün depresyona girdim. Arkasından da aldım elime bezi başladım ovalamaya; orası bugün, burası yarın derken hallettim gitti. Daha da tam bitmedi ama akşamdan akşama ovalamaya devam, hemde stres atıyorum.
*Bloguma yorum yapan arkadaşlardan anladığım kadarıyla tüm blog alemi diyette... Diyet etkinliği falan vardı da bana mı demediniz? Bak valla çok bozulurum. :)
* Bu arada bilmem fark ettiniz mi ama iki aydır her postta yaza yaza hepinize en az on kez doğum günü kutlatmışım. Bende az sinsi değilmişim hani. :)
Bende durumlar böyle, kahvaltı hazırlamaya üşendiğim için ofise geldim, şimdi de oje sürdüm. Ofiste adeta bir tatil havası var bende ona uydum gitti...
Sizde neler var, neler yok? Anlatın biraz.
Çüs...





















