8 Eylül 2016

Derdim çoktur hangisine yanayım??


  • Aslında bugün çok da dertli değilim sevgili Casperlar. Bu yazıyı dün yazsaydım derdin biri bin paraydı o ayrı...
  • Ev aldığımızı, evin sadece temelinin olduğunu, sonunda nasıl bir evimiz olacağını bilmediğimi burada sizlere daha önce belirtmiştim.
  • Zamanın hiç yerinde durmayışının da etkisiyle, ev gitgide görünür hale gelmeye başlamıştı. En son baktığımızda tuğlalar da gelmişti artık yavaş yavaş evimiz şekil alacaktı...
  • Benim nev-i şahsına münhasır kocam da dün sabah nöbet dönüşü eve bir bakayım deyince olanlar oldu. Aradı beni ve "Ev olmamış, burası çok küçük, bizim hiçbir eşyamız sığmaz." dedi. 
  • Ben yandım, tutuştum ve de bittim. Akşamı zor edip, bir endişe içerisinde koşarak gittim ve ne göreyim. Ev olmuş, iyi de olmuş. Bayağı da olmuş yani.
  • Anladım ki benim kocamda göz bozukluğu falan var. :)
  • Ev tabi ki küçük ( büyük ev mi kaldı artık) olmakla beraber, kullanışlı da. Tabii birtakım çözümler üretmemiz gerekmedi değil. Küçük tuvalet olarak planlanan alanı biz ardiye olarak yeniden yaptırmaya karar verdik ama o kadar kusur kadı kızında da olur canım...
  • Şimdi evin iç kısmına yavaş yavaş geçileceğinden yeni yeni dertlere gark oldum canlarım. Fayans, banyo dolabı, gömme dolap, ankastre fırın vs. arayışlarına kendimi verdim.
  • Resimde gördükleriniz de inşallah Rabbim nasip ederse benim mutfak fayanslarım olacaklar. :)
  • Eskiden tüm paramı giyim kuşama yatırırdım. Evlenirken kendimi ev eşyalarına verdim. Evlendikten sonra tabak çanak sevdasına düştüm. Şimdi de fayans, kale-bodur, dolap vs...
  • Hayatımda tecrübe etmediğim alış veriş kalmadı. :)
  • Demek ki neymiş "Her yeni gün yeni bir deneyimmiş." :) (Tırnak işareti içerisinde olan kısmı şarkı gibi uzata uzata söyleyiniz.)
  • Kocaman sevgiler gönderir. Banyo dolapları ile aşk yaşamaya giderim.
  • Applesoda günün son haberlerini sundu.
  • Saygılar.
1 Eylül 2016

The moment...


  • Yeni bir iş, alışma süreci, Gamze'nin çeyiz telaşları derken günler birbirini hızla kovalamış... Bunu ancak maaşımı alınca fark edebildim. :)
  • Ay başı sen ne güzel şeysin...
  • Bugün annemin doğum günü sayın seyirciler ve kız kardeşim mesaj atana kadar ben durumdan bayağı bir bihaberdim.
  • Kız kardeşler bu günler içindir.
  • Anneme en acilinden bir hediye almam, akşam annemlere gitmem lazım...
  • Çok yorgunum sayın okur. Dün misafirliğe gitmemize müteakip, eve dönüşümüz gecikti. O gecikince uyku saatimde haliyle gecikti. Şimdi ofislerde uykusuzum...
  • Akşam misafirlikte dikkat ettim. Sohbet, muhabbet hoş da o arada insanlar ara ara telefonu eline alıp şöyle bir bakınıyor... Haliyle sohbet duruyor. Hayat duruyor. Başkalarının hayatlarında neler olmuş onları bir kontrol etmemiz lazım neticede...
  • Su uyuyor, sosyal medya uyumuyor.
  • O zaman bugün biraz anı yaşayalım ha! :)
  • Hepinize sevgiler.
  • Applesodaa.
23 Ağustos 2016

Hayatta her şey olabilirsiniz!

Hayatın her anının sürprizlerle dolu olduğu bir gerçek...
Bilemediğimiz şey ise sürpriz elmanın bizim başımıza düşüp düşmeyeceği...

Hiç hissettiniz mi; bilmediğiniz, hiç ilginiz alakanız olmayan bir konuda ufacık bir bilgi edindiniz. 
O anda bunun nerede lazım olacağı aklınıza hayalinize bile gelmedi. 
Aradan bir kaç gün geçince o konuda edindiğiniz bilgi birden sizin kurtarıcınız oldu.
Anlatabildim değil mi? Sizin de başınıza geldi.

Bu durum benim sıklıkla başıma gelir ve ne zaman yeniden böyle bir durumla karşılaşsam içimden
bir gülümser ve kendime hayali bir "çak" işareti yaparım.

Evet belki de biraz manyağım.. :)

Peki bu sürprizlerin konumuzla ne alakası var?
Sürprizli bir iş değişikliği yaptım. İçimde mutluluk kelebekleri uçuşuyor ve evet kendimle
gurur duyduğum için sürekli gizli bir sırıtma halindeyim...

Nereden başlasam bilemiyorum. O zaman en başından başlayalım mı??

Birazcık sıkılmaya hazır mısınız?

Öğrenim hayatım boyunca hep çok başarılıydım, lakin bir o kadar da umursamaz...
Çevremdeki insanların benden çok şey beklediğini biliyordum.
Ama sanırım benim kendimden o kadar beklentim yoktu.

Belki de ortaokuldaki o matematik öğretmeni yüzündendir hepsi...
Bilemiyorum. Bildiğim şey ise, bir şey olmak için uğraşmadığım. O zamanların meşhur sınavları
ile bir Anadolu Lisesi kazandım, ancak okulun yurt problemleri nedeni ile gidemedim.

Kız Meslek Lisesi'nin kapısından bir sinir harbi sonucu geçtiğim doğrudur.
Sonrasında ise tüm notu yüksek öğrencilerin yaptığını yaptım ve "Bilgisayar Programcılığı"
bölümünü seçtim.

Lisede zamanın ÖSS sınavlarına gram kafa yormadığım için iki yıllık geçiş hakkımı
kullandım ve bir Meslek Yüksek Okulu'na geçiş yaptım.

Orada da çok başarılı olsam da motivasyonum hep sıfır, sıfır, sıfırdı.
Okul birinciliğini alttan dersim olduğumdan başkasına kaptırdığımda bile içimde bir sızlama olmadı.

Yoksa ben hissiz miydim?
Sanıyorum hissiz değil ilgisizdim.

Eğitim hayatımı kendi ellerim ile nasıl mahvettiğimi yeterince okuduysanız; kariyer hayatımı
dişimle, tırnağımla nasıl var ettiğime gelelim.

Eğitim hayatının içime ekemediği tohum olan "birşeyler olma hissiyatı" 
iş hayatına başladığımda içimde filizlendi.

İlk iş deneyimim bir çağrı merkezi işiydi. Sıfırdan başlamışım ha. :)
4 aylık gecesi, gündüzü belli olmayan bi maratonun ardından çağrı merkezi bana hayatımın
aşkını kazandırsa da, "evet ben bu olmalıyım hissini" kazandıramadı.

Bir arkadaşımın çalıştığı yazılım şirketine geçiş yaparak, şansımı eğitimini aldığım
alanda denemeye karar verdim. Düşünsenize "6 yıl" boyunca ilmek ilmek her bir bilgiyi kafanıza
kazıdığınız bilişim alanının size uygun olmadığını bir kaç aylık bir çalışma hayatının
sonunda şıp diye anlıyorsunuz.
Ah ne gam!!!
Altı yıl boyunca bunu nasıl anlamadığımı, hala daha anlayamadım.
(Eğitim sistemimizin eksiklikleri bunun nedeni de olabilir. Bir araştırılsın bence...)

Bilişim sektörü tarafından yenilgiye uğratıldığımı kemiklerimde bile hissetmişken,
bir anda beni satış departmanına geçirdiler.
Çenem sağolsun.

İyi hoştu da; hiç saha tecrübesi olmayan gencecik 21 yaşında bir kız için elinde laptop
sahalara sürülmek kızın gözünü korkuttu işte. Aslında bu işte iyi olduğunu biraz daha iş hayatında
piştikten sonra deneyimleyecekti...

Bilişim sektöründen temelli kopuşumun şerefine, "Şeytan Marka Giyer" filmine özenip asistan
olacağım dedim. (Tüm o eğitimi kaldır at, lazım değil zaten...) Asistan oldum da 
lakin "şeytan"a denk geleceğimi hiç tahmin etmemiştim. 
Öyle şeyler filmlerde olmaz mıydı canım..? Gerçek hayatta da olabiliyormuş.
Tecrübeyle sabit.

Hayatta her an, her kişi ve verdiğiniz her karar size birşeyler öğretir. 
Şeytan da bana iş hayatını öğretti. Kurtları, kuzuları öğretti. Kurtlar nasıl düşünür, 
kuzular nasıl yem olur hepsini bir bir beynime kazıdı. Hayatı bana zindan etse de 13 yıllık 
eğitim hayatımın toplamında öğrenemediğim en gerekli şeyleri öğrenmiş olarak 
şeytanın kapısından ayrıldım.

Sonrasında kendimi yeni bir şirketin kapısında buldum.
İşi öğrendim, kendimi geliştirdim. İşimi iyi yaptım. İşe kendimi verdim, kendimden
birşeyler kattım. Şirket de bana hakettiğim değerin sadece bir kısmını gösterdi.
Yine de şartlarım iyiydi ve bende mutluydum.
Daha iyi bir fırsatın kapımı çalacağını bilmiyordum elbet.

Benim çalıştığım yer ünlü bir yabancı markanın bayisiydi. Markanın kendisi bana iş teklifi ile geldi. 
Şartlarda anlaşınca bende kendi açımdan yılın transferini gerçekleştirdim.

Şimdi çok daha iyi bir yerdeyim.

Eğitim hayatımın içine etmiş olsam da... (Evde denemeyiniz.)
Kariyer hayatımı bir yerlere getirmeyi başardım.
6 yıl eğitimini aldığım işi bir kenara kapı süsü yapıp, bambaşka bir alana geçiş yaptım.
2 yıllık bir okuldan mezun olmama rağmen kendime en sonunda
bir "ünvan" kazandırabildim.
Çalışma şartlarımı eğitimime rağmen çok daha iyi yerlere getirebildim.

Öyleyse bana bir bravo!
Buraya kadar okuduysanız size de bir bravo!! :)

Bu eğitimle erişemeyeceğim bir seviyeye; çalışarak, işi öğrenerek, pişerek,
kendimi geliştirerek gelmeyi başardım. Şimdi artık bir üst lige çıkmış gibi hissediyorum.
Buradan daha yüksek bir noktaya gelebileceğimi sanmıyorum
ve açıkçası gözüm çok da yükseklerde değil.

Kurumsal hayatıma beş ila yedi yıl arasında bir süre biçiyorum.
Bu süre sonunda evin borcu bitmiş olacağından bende kendim için bir değişikliğe gideceğim.
MSA'da alınacak ultra pahalı bir mutfak eğitimi düşlüyorum.
Restoran açmam sanırım. Hatta şef olarak bile çalışmam. Bakarsınız çocukluk hayalim
olan bir "cafe"m olur en sonunda...

Yıllar sonra size burada bu hayalimi de gerçekleştirdiğimi yazabilmeyi umuyorum.

Sizi sevgiyle kucaklıyorum.

İnanmak başarmanın yarısıysa; çok çalışmak da kesinlikle öbür yarısıdır bence.

Sevgiyle Applesodaa

Kurtlara söyleyin, eve döndüm!!!

   Bir müddettir buralarda olmayışımı belki de farketmişsinizdir... Ne bileyim, belki de beni özlemişsinizdir... Zira özleseniz de özlemeseniz de ben eve döndüm. :)

   Neden uzak kaldığımı detaylarıyla anlatacağım. Buralarda olun!

   Not: Başlığı belki de Carol Rifka Brunt'ın "Kurtlara Söyle Eve Döndüm" kitabından çalmışımdır. Ve ihtimal dahilinde olabilir ki; kitabı sırf adı nedeniyle çokça okumak isteyip, hala da alamamışımdır.
19 Temmuz 2016

Applesodaa Art Craft #2

Sayın casperlar,

Hepinizi bu güzel ve demokrasi dolu günde sevgiyle kucaklıyorum.

Yine bir kendin yap çalışması ile karşınızdayım. Gelelim ne yaptığıma...

Burada görmüş olduğunuz dört adet renkli ürün, haşhaş. Eşim en son Amasya'ya gittiğinde getirmişti.

Dışı su kabağı gibi ahşabımsı bir görüntüye sahip, en önde yer alan zaten boyanmamış orjinal hali. Birini orjinal bırakıp (eşim istemese onu da boyardım), diğerlerini akrilik boya ile boyadım.

Sadece boya beni kesmedi. Üzerlerine simli ojeler ile ikinci bir kat geçtim. O kat buradan net görünmese de ışık altında, çok hoş oluyor. Orjinal olanın başı kel kalmasın diye onu da vernikledim.

Sonrasında elde ettiğim bu dört objeyi oda kokusunun şişesinin içine koydum.

Saygılar,
Applesodaa Art Craft sundu.

4 günde neler oldu?

"Dünyada seni koruyabilecek tek insan, senin insanlarındır."


Son dört gün içerisinde Türk Halkı tarihin akışını değiştirdi diyebiliriz.

Darbe haberleri ortaya çıktığında eşimle Tem Otoyolu'nda, Tuzla istikametine (eve) doğru gitmekteydik. Facebook üzerinden gördüklerime inanamamışken, radyolar darbe haberlerini son dakika olarak geçmeye başladılar.

Otoyol üzerinde Sabiha Gökçen ve Orhanlı çıkışları kapalıydı. 
Eve gidebilecek miyiz diye düşünürken, İstanbul'a girişlerin de kapatıldığını gördük.
Eve gelebildik nihayetinde, hararetle haberleri izlerken Cumhurbaşkanı sokaklara çıkın dedi. Sonrasında oturduğumuz sitede bir genç kız pencereye çıkarak şöyle dedi 
"Uyanın, devlet elden gidiyor. Siz böyle oturmaya devam mı edeceksiniz? Bugün evlerinde oturanlar, yarın sokaklara çıkamayacaklar." 
Bu sözler üzerine gaflet uykusundan uyanıp tüm site halkı sokaklara döküldük.

Mahalle halkının karakola siper olup, askerler gelirse bu karakola giremeyecekler 
dediklerine şahit olduk.

Eşim ve ben Tuzla sokaklarındayken, babam ve erkek kardeşim Boğaziçi Köprüsünde ateş altındaydı.
Eşimin arkadaşı Boğaziçi Köprüsünde yaralandı. Kurşun belini sıyırıp geçti.
Komşularımızın oğulları yaralandı. Kurşun birinin kalbinin üstünden geçti, 
diğerinin bacağını deldi geçti.

Eşi Atatürk Havalimanı'nda mahsur kalan kuzenim,
kızı ile beraber evde tekti ve bütün gece askeriye evlerinin etrafına bomba yağdırdı.

Arkadaşımın kardeşi Ankara'da Hava Kuvvetleri'nde zorunlu askerlik görevini yapmaktaydı. 
Sabaha kadar bombardıman altında kaldılar.

Kuleli'de öğrenciler sivil halka ateş açtı. 
Hepimizin adını bilmesekte sima olarak tanıdığımız bir genç vefat etti. 
Ve daha bir sürü şehit verdik... 
Arkadaşlarımız sabahlara kadar yaralılara yardım edip, kan revan içinde evlerine döndüler.

Bu sefer olay, uzaklarda patlayan bombalar değildi. Bu sefer savaş Suriye'de Irak'ta değildi. Bu sefer sadece haberlerde okumadık tüm bu olanları.

Ölenler arkadaşlarımızdı, tanıdıklarımızdı! Ateş altında kalanlar ailelerimizdi! Bombalar başımıza yağdı! Savaş bizim sokaklarımızdaydı!

Çok şükür ki bu millet alnının akı ile bu sınavı verdi. 
Şu dört günde çok şey gördük, çok şey yaşadık, hissettiklerimizden patlayacak kıvama geldik lakin unutmayacağımız, affetmeyeceğimiz insanlar var!

Bu milletin nasıl tek yürek olduğunu ölsek de unutmayacağız!

16 Temmuz günü sokaklara dökülüp kutlama yapan halk için 
"O kadar şehit var, millet kutlama yapıyor." diyen haysiyetsizleri unutmayacağız. 
Bu millet şehidini unutmadı ki, kutlanan el birliği ile kazanılan zaferin kutlamasıydı. 
Emin olun şehitlerimize bizim canımız sizden de çok yandı. 
Zaten ölenler bizim şehitlerimizdi, sizin değil! Asla değil, katiyen değil! 
Siz sokaklara çıkmaya korkarken sokaklara çıkıp canını verenler bizim şehitlerimizdi! 
Emir altında olduğu için ne yaptığını bilmediğinden ağlayan askerler, bizim askerlerimizdi. Asker üniforması içinde ortalığa dökülüp milleti katleden şerefsizler sizin olsun! 
Ölen polisler de bizimdi, sivil vatandaşlar da bizim! 
Sizin hiç bir şeyiniz yok! Olaylar olurken elini taşın altına koymayıp da hangi kuytu köşedeyseniz oraya geri dönün! 
Biz şehitlerimizi sokaklarımızdan, mahallelerimizden, ailelerimizden, gönlümüzden uğurladık.
Şehit bizim, zafer bizim! 
Size diyecek başka hiç bir şeyim yok.

Tüm yaşananların gerçekliği ortaya dökülmeden, askerle-polisi birbirine kırdırmak için
abuk subuk söylemler yayanları unutmayacağız!

Sayıları giderek artan şehit haberleri verilirken, "Askerimin bu hale düşeceğini göreceğime,
ölseydim." paylaşımlarında bulunanları unutmayacağız.
Masum askerlerimizi, ana kuzularımızı şehit verdik gönlümüz yandı!
Asker görünümlü, soysuzlara acımadık, acımayacağız!
Bu paylaşımların sahiplerine sözüm "Bunca şehit verilmeseydi, bu zafer kazanılmasaydı."
O zaman sizin ertesi günkü haliniz ne olacaktı?
Evden oturup sallaması kolay, sizin ananızı ağlatırdı o arkasında durduğunuz soysuzlar!
Lafını bilin, haddinizi bilin!

O gün olaylar olurken sokaklara dökülen, vatanını savunan ünlüler vardı.
Hatırlayacağız onları. (Sayıları ne kadar da azdı.)

Tüm olaylar yaşanıp, bittikten sonra.
"Çok acı günler geçirdik. Birlik olalım, ayrılmayalım." diye geçti Bor'un pazarı
sür eşeği Niğde'ye atasözünün hakkını göğsünü gere gere veren ünlüler vardı.
Unutmayalım unutturmayalım.

Bundan sonra uyumayalım ey halkım,
tüm dünya Türk'ün gücünü gördü!

Sağlıcakla!

Not: Sayfa başında yer alan cümle alıntıdır. Lakin nerede gördüm de, not ettim hatırlamıyorum.
12 Temmuz 2016

Boş zamanımda başka neler yaptığımı merak ediyor olabilirsiniz.

Zamanın büyük kısmını kıçımın üstüne oturup televizyon izleyerek geçiriyorum. Ama bunu siz de yapıyorsunuz, o yüzden beni yargılamaya kalkmayın.

demiş Andy Weir, Marslı kitabında.

Son günlerde hayatımın özeti...
Tembellik genetik olabilir mi acaba?
Çocuklarıma bu geni aktarmak istediğimden emin değilim...
11 Temmuz 2016

Applesodaa Art Craft #1


  • Kendin yap dediler de yapmadık mı?
  • Efendim benim zaman zaman gelen hobi krizlerim malumunuz. Bu yastığın ön yüzünde yer alan işlemeyi üç kış önce sanıyorum işlemiştim. Sonrasında iki yaz önce kendisini yastık yapıp, dikmiştim. O gün, bu gündür kendisi içinin doldurulmasını beklemekteydi. 
  • Geçenlerde eşim yastığının artık çok inceldiğinden şikayet edince onu yeni yastığa geçirirken eski yastığını bu şekilde değerlendirdim.
  • Peki nasıl yaptım?
  • Etamin üzerine internette gördüğüm bir deseni göz kararı bakarak çizdim. Sonrasında kendi seçtiğim renklerde işleyerek çizimi doldurdum. 
  • Etaminin boyuna göre fırfır ve arkası için kumaş hazırladım. Ben çok profesyonel bir dikiş nakış ustası olmadığımdan, elimdeki kumaşı ikiye katlayıp ütüledim. Sonrasında el yordamıyla pileler şeklinde katlayarak etamine iğneledim. Arka kumaşı da hepsinin üstüne iğneleyerek üç tarafını diktim.
  • Geçenlerde içini elyaf ile doldurunca alt kısmı elimde dikerek kapattım ve yastığımı kullanıma açtım. Şimdi darısı bununla beraber üç kış önce işlemiş olduğum diğer dört yastığın başına...
  • Bir fikir olsun diye de sizinle paylaşmak istedim. :)
  • Sevgiler, Applesodaa.

Pazartesileri birazcık sevmem...



  • Günaydınlar tatlımlar...
  • Uzun bir aradan sonra geri gelmiş bulunmaktayım. Bu sefer ki gelişim daim olur inşaallah.
  • Ramazandan ne kadar korktuğumu duymayan kalmadı sanırım. Peki ne oldu diye sorarsanız? Bol uykusuzluk, feci derecede yorgunluk, oruç halsizliği ayrıca da bugün ne pişirsem stresi ile sağ salim ramazan ayını atlatmış bulunmaktayım, çok şükür elhamdülillah...
  • Yalnız ramazanın son günlerinde artık bende hal kalmamıştı ve metro, otobüs Allah  ne verdiyse kafamı koyduğum yerde uyumaya başlamıştım. Buna müteakip ineceğim durakları geçirmekten E5 üstünde yer alan bütün duraklara aşina oldum artık. :)
  • Yeni evlisin, yeni gelinsin diye diye insanlar beni de yeni olduğuma sahiden inandırmıştı. Sonra şöyle döndüm bir baktım ki 9 gün sonra on aylık evli oluyorum. "Ne yeniliğinden bahsediyorsunuz siz kuzum?" demek istemedim değil hani.
  • Ramazanı hayırlısı ile atlattık da bayram bir geldi, pir geldi. Eşim arkadaşlarıyla memlekete dedesini görmeye gidince bende anamın evine kamp kurdum. :) 
  • Annemleri gezdirmeye çıktığımız gün; gittiğimiz yerleri beğenmemek mi dersiniz. Ay burada oturacak yer yok, yürüyemem ben diye şikayet etmek mi dersiniz. Bir orman havası alsaydık diye yakınmalar mı istersiniz (Mihrabat Korusu'ndayız o ara.). Bir ara kendimi küçük çocuğumla dışarı çıkmış gibi hissetmedim desem yalan olur.
  • Bayramı da bol yorgunluk ile arkamızda bırakır bırakmaz soluğu evimde aldım. Aldım da ne oldu, bildiğiniz yatmaktan depresyona girdim. 
  • Demek ki neymiş, alışmadık bünyede tatil alerji yapıyormuş.
  • Yeter artık, ben çalışmak istiyorum diyerekten kendimi ofise attım.
  • Bugünde pazartesiden nefret edemedim Casperlarım. :(
  • Hepinize kucak dolusu bayram sevgisi gönderiyorum.
  • Applesodaa Haziran ayı raporunu sundu.
  • Saygılar.
Not: Resim Otağtepe Fatih Korusu'nda bizzat tarafımca çekilmiştir.
15 Haziran 2016

Vücudunun %70'i su olan bir canlının nasıl olur da içi yanar?

demiş Ece AYHAN oruç tutmadığı bir günde...

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.