Bu resim cuma gününden. Cuma günü içimi sıcacık gülümsetmişti bu tatlı resim. O yazıyı oraya kim yazdıysa eline sağlık. :)
Son zamanlarda...
Bu şirin şey gibi hissediyorum kendimi. Bakınca şirin ama ne mutlu ne mutsuz bıkkın sıkkın bir hali var.
Son zamanlarda neler oldu oralardan konuşalım önce şekerler. Öncelikle tarihler 7 Eylül'ü gösterdiğinde sevdiceğimle biz söz verdik birbirimize. :) Sözlendik...
Şimdi sevdiceğim uzaklarda. Bir süre uzunca bir süre birbirimizden ayrı kalacağız ama olsun. Ne diyordu şiir:
"Güzel günler zorlu duraklardan geçer."
Eninde sonunda yan yana olacağız beraber birlikte...
Sizlere güzel haberleri vermek için gelmiştim ve biliyorum ki blogum bir süredir ihmal ediliyor tarafımdan. Yine de geldim. Bilenler bilir beni gelince bayağı bir kalıcıyımdır da..
Hepinizi kocaman sevgiyle kucaklarım..
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
22 Ağustos 2013
Seyahat ve de hatırlamak...
- Aslında ben size önce gittiğim uzun uzak yollardan, ırak ve de bir o kadar yakıcı sıcak memleketten bahsedecektim. Öyleyse edeyim.
- Akşam saati sıcak havanın el etek çekmeye durduğu hafiften bir "oh" çekerek serinleyip rahatlaya duracağımız o anlarda biz otobüs terminaline doğru yoldaydık. Az gittik uz gittik, o trafikte İstanbul'dan çıkamayınca fazladan bir-iki saat daha gittik. Ve en nihayetinde vardık İskenderun'a..
- Tabii ki sorunsuz, sessiz ve de sedasız bir yolculuk olaydı bizimki, o zaman zaten o yolculukta ben olmazdım. Sabah saatlerinde mola vereli bir buçuk bilemedin iki saat olmuşken midemde yakıcı bir sancı.. İçimde bir "eyvah"! Eyvah ki ne eyvah bu hiç de iyi bir şeyin habercisi değil beni tanıyanlar elbet bilir. Benim acilen mola vermem gerekiyordu ama mola vermeyecekmişiz. En nihayetinde 1 saatten sonra indim iki şöförün arasına ve "Ne kadar kaldı?" dedim. "Nereye?" dediler haklı olarak. "Nerede duracaksanız oraya!" dedim. Eee eşek değiller ya anladılar halden. 1 saat 40 dakikanın sonunda huzura ermişken ben çekilecek çilem de bu kadar değildi elbet.
- İndik İskenderun'a ki ama ne iniş! Anında yakıcı, kavurucu bir sıcak dalgası geçti üzerimizden "hoşgeldiniz" dercesine.. İki gün boyunca Mevlana'nın o veciz sözündeki "hamdık, piştik" kısmını atlayarak direkt "yandık".. Dedim bu nasıl memleket yahu? İnsanın memleket dediği azıcık serince, gölgesinde dinleneceği ağaçlarla dolu, gündüzü katlanılabilir ölçüde sıcak, gecesi ayaz olmalı dedim. Dedim ama kime dedim velev ki kendi memleketimdi bahsettiğim.. Yağmuruna, çamuruna kurban olayım Karadeniz'im...
- Seyahatimizi kazasız belasız tamamlayıp, dönüş yoluna geçtik ki o da ayrı bir macera.. Gelirken onüç-ondört saati deviren bu bünye dönüşünü tam on yedi saatte tamamladı.. Yollar uzadıkça uzadı.. Biz varmaya çalıştıkça nazlı bir gelin gibi İstanbul kaçtı.. En nihayetinde otobüs yolculuğunu tamama erdirip de gelebilmişken bastığım toprağı öpecek bir halim vardı benimde. Yarabbi o sıcaktan sonra bu İstanbul havası nasıl da serindi, ve hatta soğuk bile sayılır. İstanbul'un bile kıymetini bir başka anladım..
- Yolculuk dönüşü pazartesiyi kendime tatil edip evde bütün günümü Fringe izleyerek yeniden gün ettim.. Anladım ki ben evde oturmak bana yarıyor, ihtiyaç dedim koydum kenara..
- Yazının böyle ağır aksak bir havası oldu ama idare eyleyin. İçime Nazan Bekiroğlu kaçtı çünkü.. Nar Ağacı'nı okudum o yolculuk boyunca severek, beğenerek, kâh Settarhan'ı, kâh Zehra'yı, kâh Azam'ı merak ederek okudum.. Kâh İsmail, kâh Piruz oldum.. Bir Tebriz, bir Bakü, bir Trabzon havası soludum. Yezd'de Ateşgah'da, Sessizlik Kulesi'nde dolandım. Taht-ı Süleyman'da göl kenarında oturdum. Anlayacağınız neresinden tutsam orasından içine giriverdim hikayenin.. Ve öyle ki bitmesin istediğimden şimdi de son sayfalarını okumayı erteliyorum.. Hiç bitmesin istiyorum...
- Bir de hatırlamak kısmı olacaktı bu yazının hatırladım. Zamansız bazen insanlar kendilerini hatırlatmak isterler. Soran yoktur ki hiç hatırlamak ister misin beni diye. Zaman geri alınabilseydi eğer başka yollardan yürürdüm yolun sonu o insanlara varmasın diye.. Uzun lafın kısası hatırladımsa da hatırlamadım sayıyorum bundan böyle o kişileri...
- Gözlerinizden öpüyor, çalışmaya dönüyorum...
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
16 Ağustos 2013
Bir günüm de güzel geçmesin mi?
Günün anlam ve önemine uysun diye Niyans'ın blogundan çarptığım şu resmi koydum ama siz gelin bir de bana sorun hallerimi...
Bir günüm de sorunsuz geçip, gitmesin benim zaten..
Bir patronum var ki anlatamam ama görmenize de ciğerim dayanmaz. Böyle deli bir kadın ben görmedim. Bağırmadığı takdirde işlerin yürümeyeceğini sanıyor kendisi. Ve tabii bu sebepten iş yürüsün diye veryansın ediyor ofisin ortasında...
Bir aksilik çıkmadan şu günü tamamlasak dedim de.. Eh işte dedim ama kime dedim. Yine bir aksilik yine bir problem. Hep bir sıkıntı. Ottur, çöptür derken bugünkü problemimiz de Çiçek Sepeti'nden çıktı. Böyle solmuş, kötü çiçekler gönderiyorlar. Almayın ordan birşey ben yandım siz de yanmayın...
Bu akşam bacılar İskenderun yolcusuyum. Uzun uzak yollar gideceğim..
Hepinizi öper. Tatlış haftasonları dilerim.
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
Sandaletlerim :)
Benim sevdiceğim ayaklarımı da düşünür. <3
Tamam ayakları fazla incelemeyelim ayıp ama.. Ve evet sağ ayağım kemikli benim.. :(
Beni böyle seven gelsin... :)
Tamam ayakları fazla incelemeyelim ayıp ama.. Ve evet sağ ayağım kemikli benim.. :(
Beni böyle seven gelsin... :)
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
15 Ağustos 2013
Klima çarptı: Kafam güzel..
- Resmin "Yedi Numara" dizisinden Haydar'a ait bir replik olduğunu tevellütü yeten arkadaşlar bilirler. Tevellütü yetmeyen arkadaşlara ise sözüm şu ki: Öyle klas bir dizi bir daha hiç yapılmadı. :( Bak hüzünlendim şimdi.
- Hüzün deyince aklıma geldi. Hüzün kelimesi bana her zaman sonbaharı çağrıştırıyor. Belki de şairlerin suçudur bu, hüznü hep sonbahara yakıştırdıklarından. Oysa ki başka mevsimde de hüzünlenir insan. Mevsim yaz diye, kış diye, bahar geldi her yer cıvıl cıvıl çiçeğe kesti diye hüzünlenilmez mi sandınız. İnsanın içinde olmayagörsün hüzün, yanacağı varsa dertten kor gibi yanar işte..
- Hüzünlü olmasın isterdim yazılar ama sevdiceğim Amasya'ya kadar gitmişken, bana en çok hüzün yakışıyor şimdi..
- Bir de klimalar var. Aslında onu anlatmaya gelmiştim ben size. Efendime söyleyeyim, evlerden ırak klima hastalığı diye bir şey çıkmış. Bakımsız pis klimaların hava üfürmek dışındaki piyangosu olaraktan insanları hasta etme özelliği gelişmiş velhasıl-ı kelam. Hastalık bende baş ağrısı, mide bulantısı ve sürekli bir kusma isteği ile beraber kendisini göstermekte. Aman diyeyim siz siz olun çarpılmayın. Mazaallah sonra böyle benim gibi olursunuz, kafam güzel oldu da hani biraz. :((
- O kadar kafam güzel ki işten izin istediğim günün hangi gün olduğunu düşünmekle hatırlayamayınca, hangi gün hangi kıyafeti giydiğimi düşünerek hatırladım. Yani günleri giydiğim kıyafetlerden hatırlıyorum ben.. Varın hele siz bir düşünün benim halimi, ahvalimi..
- Ben bir rezene içeyim kendime geleyim.
- Bir de benim şekerim düşüyor. Doktor falan bir okurum olsaydı da teşhis koysaydı hani. Ama nerede bende blogdaki okurlardan geçinecek şans.
- Olmayan şansımı da alır çubuk krakerlerimle beraber rezene içmeye giderim nokta.
- Haydin sağlıcakla.
- Applesodaa.
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
14 Ağustos 2013
Bekle Dur Şimdi Anam...
Sevdiceğimin kardeşi evleniyor. Bir düğün memlekette (çünkü kız oralı), bir düğün de burada olacak. Şimdi sevdiceğim de kalkıp gidiyor Amasya'ya... Ee işte ondan sonra bekle dur böyle.. Böğrüme taş oturdu..
Bende hafta sonu için bir İskenderun yapıp geleceğim a dostlar. Pek sevgili, cazgır mı cazgır, çığlıkları ben benim diyen borazanı aratır nitelikteki arkadaşım Gamze'nin kardeşi evleniyor. Düğün orada olacağından, ben ise henüz yaşım genç olduğundan ve Gamze'nin gazabından korktuğumdan kalkıp tee oralara kadar bir gidip gelivereceğim gayrı. Kuzenceğizim Neslicim de benle gelecek. O da maksat gezme olsun da ne olursa olsun dedi. :)
Havaların aşırı mı aşırı sıcak olması en çok beni vurdu. Bendeki bu nalet terleyince kendinden bunalma huyu, beni bunalta bunalta bunalıma soktu ve oradan çıkaracak kimsem de olmadığından yerleştim iyice.
Kışın orta yerine doğduğumdan mıdır nedir bilinmez ben soğuk mevsimleri severim. Ama tezatların adamıyım ya vesselam. -Kızıyım desek daha doğru olacak.- Kışında soba başında oturmasını severim. Ya işte terlemeyelim de, bir de yağmur olmazsa her şeye eyvallahım var a bacım..
Fringe izlemeye başladığım haberleri kesinlikle doğrudur. Bilgisayarın başında neredeyse yatıp kalkacak duruma geldiğim haberleri de bir ihtimal doğru olabilir. (Yani çok doğru da diyebiliriz de, demesek de olur.) Yarabbim adamlar nasıl bir dizi yapmışlar, her bir bölüm şoklara girip girip çıkamıyorum.. Girdiğim şoklarda kaybolacağım böyle giderse...
İşimden bıkıp, bunaldığım durumu da var tabii.. Ben bendeki bu her şeyden bıkıp, bunalma durumundan da bunaldım aslında.. Bana şimdi bir iş bulun desem sizden bana yâr olmaz bilirim. Siz ki ben iş kaldığımda bana iş bulmamış adamlarsınız. Ben iş güç sahibiyken bunaldım deyince mi bana iş bakacakmışsınız. Peh peh peh...
İlk animemi de izlemiş ve dahi bitirmiş bulunmaktayım canlarım ciğerlerim. Güneşi Beklerken dizisini çaldığımız Hana Yori Dango'yu yemiş, bitirmiş bulunmaktayım. Velakin bunun bir kız animesi olduğunu; bunların da aralarında kız işi, erkek işi diyerekten ayrıldığını izleyip, bitirdikten sonra öğrenmiş bulunmaktayım. Bileydim daha erkeksi bişeyler seçerdim demekten beni hiçbirşey alıkoyamaz.
Bu arada yukarıdaki paragraflarda evlenen evleneneydi sizin de gördüğünüz üzere. Ben ki konuyu değiştirmek için boğazımda tükürüğüm kuruyana kadar yazsam da, yaşıtlarımızın evlenip-barklanıp, çoluk-çocuğa karıştığı sel götürmez gerçek olmakla beraber, bu gerçeklerde boğulacak duruma geldik. Yeter artık! Bir durun, bir nefes alın, evlenmeyin demek istemekteyim. Yaz mevsimi geldi mi yurdum insanı havuz görmüş Çinliler gibi evlendirme dairelerine koşuyor. Allah'ım sen doğrusunu bilirsin yarabbim diyerekten konuyu kapama çalışmalarına girişeceğim. (Evde kalmış kız olmaktan yana çok dertliyim canlarım.)
Hepinizi sevgiyle kucaklar, gözlerinizden öperim..
Geçmiş bayramlarınız kutlu mutlu olsun tekrardan.
Sevgiler, saygılar.
Applesoda bayram sonrasının bunaltan bir gününde kan-ter içinde bildirdi.
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
10 Temmuz 2013
Aslında hiç kimse sevmedi...
Bir ben sevdim seni...
Severmiş gibi değil,
Kana kana sevdim seni
Tıka basa sevdim...
Dolu dolu sevdim...
Aslında hiç kimse sevmedi seni,
Sevmekten çekindi...
Oysa ben,yana yana sevdim seni...
Bile bile sevdim
Aklımdan zorum var gibi
Aklıma silah dayamışcasına...
Mecburmuş gibi,
Ve başka çarem yokmuşcasına,
Bir ben sevdim seni...
Aslında bir sen sevmedin beni
Herkesi sevdiğin gibi...
Can Yücel
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
9 Temmuz 2013
Bu aralar neler okudum..
Dünyanın İlk Günü - Beyazıt Akman
Bu kitabı okuyalı oldu bayağı ama yine de ben yazmak istedim. bu kitabı çok değerli buldum. Hele ki buradaki İskender karakterlerine bayıldım ama okçu olan İskender'in yeri ayrı bende.. Tarihle ilgiliyseniz mutlaka okumalısınız derim.
Ejderin Aşkı - G. A. Aiken
Bu kitap fantastik severler için ideal bir kitap. Ejderhaların insana dönüşebilmelerini çok sevdim. :) Ayrıca kitap içinde iki hikaye barındırıyor. Size tavsiyem önce arkadaki hikayeyi okumanız. Çünkü kronolojik sıralaması bu şekilde hikayelerin. Kanlı Anvil (esas kız) kesinlikle hayran olunacak bir karakterdi. Ayrıca Rhiannon karakteri de oldukça eğlenceliydi. Kendisi bana isim bakımından sürekli Rihanna'yı hatırlattı. :)Bu kitabın bir de devam kitabı var (Ejderha Tutkusu) ama henüz sıra ona gelmedi maalesef. :)
Morganville Vampirleri Serisi - Rachel Caine
Bu kitapları açıkçası pek sevemedim. Esas kız gitti beklediğim adama değil diğer adam aşık oldu. Ayrıca kitaplar kelimesi kelimesine bir diğerinin bittiği yerden başlıyor. Bu durumda dizi izliyormuş gibi bir hisse kapılmama sebep oldu. Arada biraz zaman geçmiş, ilgi çekici şeyler olmuş, olanları da okuyarak öğrenecekmişiz havası veren kitapları daha çok seviyorum.. Tavsiye edeceğim bir seri değil bende yarısında bıraktım zaten..
Ölümcül Oyuncaklar Serisi - Cassandra Clare
Ölümcül Oyuncaklar serisini severek okudum hala da devam eden bir seri olduğunu son kitabı bitirince anladım. Serideki Gölge Avcıları kavramını çekici buldum. Fantastik kitaplar bir süre sonra birbirini tekrarlıyormuş gibi geliyor. Vampirler, ruhlar, canavarlar vs. hemen hemen aynı özellikler tasvir ediliyor kitaplarda, bu sebeple bu seri bana diğerlerinden ayrılan yönleri sebebiyle çok çekici geldi. Okunası bir seri. Jace kesinlikle hem ismen hem de cismen çok tatlı. :) Devam edelim..
Ters Yüz - Lauren Dane
Bu kitabın İdefix'deki tanıtım yazısına aldanarak okumak talihsizliğinde bulundum. Kitap 2011 basımı ama bilemiyorum çevirmenden mi yoksa başka bir şey mi? Çok garip bir dili var. Yani anlatamam bir bakınmanız lazım. Ayrıca kitaptaki karakterlerin sürekli birbirine "Arkadaşım, hayatım vs." gibi "mıç mıç" diye tabir ettiğimiz cıvık ötesi üslupla hitap etmeleri de beni ayrı bir delirtti.
Melez - Jennifer L. Armentrout
Bu kitap da bir seri kitabı. Melez Sözleşmeleri serisinin ismi hatta ikincisi "Safkan" çıktı bile. Kitabı "Vampir Akademisi" serisine benzer buldum çokça. Aşık olmaması gereken bir adama aşık olan kız. Aynı duygulardan muzdarip bir yakışıklı. Gerisi iyilik sağlık. Bu seride iblislerinin izlerinin vücutta kalması olayını ve avcı kavramlarını çekici buldum. Tabii en çekici bulduğum esas oğlanımız Aiden'dı. Adı da çok çekici geldi bana. Yani kıssadan hisse, kendini okutan zahmetsiz bir seri ama ilk kitap için söyleyebilirim ki okumasanız da birşey kaybetmezsiniz.
Sağdan Birinci Mezar - Darynda Jones
Bu kitap da "Ghost Whisperer" dizisinin kitap versiyonu gibi. Yeryüzünde tatlı bir ölüm meleği, kesinlikle eğlenceli bir melek ama.. Ayrıca şeytanın oğlunun esas kıza saplantılı bir aşık olması da çok değişik bir durumdu. Ama beni en çok güldüren "Tehlike ile Will Robinson" oldu. Ne olduğunu da okuyun da görün. :) Kitapta bölüm başlarında kullanılan tshirt baskı yazılarını da çok beğendim ayrıca. Kendisi bir seriye ait yine, ikinci kitabını henüz okumak bana kısmet olmadı canlarım.
Uyumsuz - Veronica Roth
Ütopik bir roman kendisi. Okunabilirliği yine yüksek bir kitaptı ama hakkında okuduğum tanıtımlardan sonra bende oluşan beklentileri karşılayamadı. Cesurluk, Doğruluk vs. gibi topluluk isimlendirmeleri okuduğumda pek bir yavan durdu nedense içim ısınamadı. Ayrıca esas kızımızın ikinci bir isim seçme hakkı kazandıktan sonra seçtiği ismi de hiç beğenmedim. Sanki başka isim yoktu da. Dört karakterini ise asıl kimliğini öğrenene kadar çok sevmiştim. Sonra aramızdaki o bağ koptu. Neyse bir "Açlık Oyunları" değil ama okunabilir yine de.
Ruhsuz - Jodi Meadows
Kapağına aldanıp da aldığım bu kitaptan hiç ama hiç memnun kalmadım. Bir de blog turlarında tanıtılması almamda etkili olmuş olabilir. Velhasıl-ı kelam kapağına göre oldukça yavan bir kitaptı. Ruhların reenkarnasyonu olayı bana Stephanie Meyer'in "Göçebe"sini hatırlattı. Ama bir ruhsuz kavramı çok ilgi çekiciydi tabii. Ta ki kitabın sonunda bir boşluğa düşene kadar. Öyle asılı kaldım havada bu kitap bittiğinde. Yani biraz eksik olmuş bir havası vardı.
Beni Seç - Kiera Cass
Aslında orjinal adı "Selection" olan bu kitabın Türkçe'de tam karşılığı da "Seçim" oluyor ama bizim kelimemiz "Selection" kadar afilli durmadığından olsa gerek "Beni Seç" olmuş. Burada yazar hakikaten bir kitap yazacağım diye sıkıntıya sokmuş kendisini. Çünkü hikayeyi öyle bir yerde kesiyor ki ne olduğunu bile anlayamıyorsunuz. Ayrıca büyük puntolarla yazılmış bir kitaptı, kimse alınmasın ama ben bu kitaplara çocuk kitabı diyorum o yüzden. Yani Kiera Hanım bu hikayeyi tek bir kitaba sığdırsaymış çok iyi olurmuş. Okunabilir ve hatta eğlenceli, son zamanların modası olarak yine ütopik bir seri. Ben yine kapağa kandığımı da söylemeden geçmeyeyim.. Esas kızın adını ise sevimli buldum. :)
Cehennem - Dan Brown
Dan Brown'ın bütün kitaplarını okuduğumdan mı bilemiyorum ama Brown artık bana çok tahmin edilebilir bir yazar olarak geliyor. Bu kitapta beklediğimin dışında gelişen iki nokta vardı. İlki: Esas oğlanımız Robert Langdon'un başta hafızasının silinmesi ve yaşadığı kısımları tekrar yaşarken bizim de onunla beraber hikayeye dahil olmamız. İkincisi de kitabın sonunda başarısız olmaları. Bu sefer iyilik kazanamadı gençler.. Gerçi kitapta sorgulanan gerçekliği düşünürsek neyin iyi olduğu da tartışılır ya.. Okurken oldukça sıkıldım. Brown'ın uzun tasvirleri beni boğdu diyebilirim. Kitabın Türkiye'de geçmesi çok hoşuna gitti herkesin ama ben pek memnun olmadım açıkçası. Çünkü neden bir virüsü romanda bile olsa yaymak için bizim ülkemizi seçtiğini çözemedim. Gözümde pek bir şüphelisin artık Brown...
Sana Soyundum - Sylvia Day
Bu da bir seri eseri yine. Her ne kadar türünün diğer örneği "Elli Ton" serisinin yanından bile geçemese de okunabilirliği var. Şu anda ikincisiyle haşır neşir olmaktayım. Bu seride beni sinirlendiren şey ise esas oğlanın adı: "Gideon". Sürekli aklıma bisiklet gidonları geliyor. Başka isim mi yoktu bilemedim ki?? Bir Jack olsaydı tadından yenmezdi mesela.. Elli Ton'la esas oğlanın genç, zengin ve büyük bir şirket sahibi olması ve kızın bağımsız ruhlu olması konularında oldukça benzeşiyorlar.
Notlar:
- Bir de Livaneli'nin Serenad'ı var. Ancak ona özel bir yazı hazırlayacağım.
- Şu anda Sende Kendimi Buldum (Sylvia Day) okuyorum.
- Sırada Ayşe Kulin'den Umut, Julie Garwood'dan Düğün, Grange'dan Sisle Gelen yolcu var.
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
Yollar yormasın beni..
- Başlığa hiç ama hiç aldanmayalım. Yollar çok yordu beni... :(
- Cuma gecesi teyzemde konaklamaya karar verdim. Ertesi gün Bakırköy pazarının yolları dar dar diyecektik çünkü kuzenceğizimle..
- Teyzemlerde tosunum, canavarım Gökmen korktuğumu bildiğinden muhabbet kuşunu üzerime saldı, durdu sıkıldıkça. (Kendisi altı yaşında olmakla beraber şeytana papucunu ters giydirecek bir yaramazlık geçmişine sahiptir.)
- Bir de kuşu kafese kapattıkça biz "Günaha giriyos öyle..." diye duygu sömürüsü yaptı durdu bize..
- Gelelim alışveriş serüvenimize.. Hakikaten de pazarın yollardı dardı. Ancak öyle çok da kalabalık değildi. Bir ayakkabı, bir kot, bir saat, bir yelek, bir atlet, bir kitap ve anneme bir etek alarak alışverişin dibine vurdum..
- Hatta Koton'un 35 TL'ye sattığı fistolu yeleğin bir benzerini ben 10 TL'ye aldım. He birebir aynısı değil dediğim gibi ama sonuçta ikisi de yelek yani. Kazançlı mıyım? Yes tabi ki.. :)
- Bu arada evde dikiş makinesi olması süper ötesi birşey. Annemin eteğinin boyunu iki dakikada teyzoşla hallettik mesela. Her eve şart şekerim.. :)
- Gelelim gündemdeki diğer maddelere..
- Bu haftasonu sevdiceğimle bana özel yapılmış bir hediye aldık. Ancak artık nazar değer korkusundan yazamicim onu buralara.. Kısmetse eylül sonunda hala burada olan casperlarım görebilir tabii belirtmeden geçmeyeyim.. ;)
- Bu arada şirkette bir adam var. Adamın işi gücü yok yediğimizi içtiğimizi takip ediyor ya.. Ay deli oluyorum artık. Ne yesek gözüne batıyor. Bir de böyle gözünü dikip bakmıyor mu? Bak kardeşim!! Bir kez ikram olur iki kez ikram olur. Sonra gider alırsın marketten, hayır market de tam karşımızda yani... Artı bizden çok para kazanıyorsun. Senin sorunun ne ben bilemedim ki??? (Yediğimiz de bardak dondurmaya katılmış browni. Maliyeti 1.75 TL. Sigara paranın üçte biri.) Allah Allah ya...
- Neyse bak yine sinirlendim bunun yüzüne ben..
Bir sonraki günün sabahından...
- Dün akşam şu yazıyı bir bitiremedim. Süründü kaldı. Ama tabii bunda en büyük etken işyerindeki krizlerdi. İşlerini doğru düzgün yapmayan insanlara sinir oluyorum. Siz izne çıkınca tüm foyanız meydana çıkıyor ama merak etmeyin...
- Açlık başımda duman o yüzden daha fazla yazamayacağım canlarım.. Öperim..
Not: Bundan sonra önümüzdeki otuz gün boyunca sadık kankam te burasıdır. Resmi de manidar bulduğumdan şey ettim..
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
Ramazan dolayısıyla kapalıyız...
Hatırlar mısınız bilmem ama eskiden, aslında çok da eskiden değil beş altı sene evvelinden bahsediyorum burada, neyse ana konuya döneyim.
Eskiden Ramazan ayı gelince esnaf lokantalarına, börekçilere, yemekçilere Allah ne verdiyse işte hepsinin kapısına bu başlıktaki uyarı asılırdı.. O zamanlar herkesin oruç tutacağı, ibadetini hakkıyla yapacağına inanılırdı. Zaten tutmayan da o kadar az olurdu ki esnaf da dükkanını açmaya lüzum görmezdi. Şimdi de kapatmaya lüzum görmüyorlar. Çünkü biliyorlar ki oruç tutmayan, tutandan fazla..
Aslında çok da umurumda değil benim. Ne esnafa kızabilirim lokantasını açıyor diye. Ne de oruç tutmayana kızabilirim ibadet etmiyor diye. nitekim ibadet de onunla Allah arasında beni ilgilendirmez. Ben sadece özlüyorum. Özlüyorum o her yere sinen ramazan havasını.. Özlüyorum akşamları pide kuyruğunda beklemenin heyecanını (gerçi hala bekliyoruz ama o havası yok şimdi beklemenin). Ne bileyim özlüyorum işte herbişeyini..
Erkek kardeşim Ramazan'da Kadıköy'e gitmeyi reddediyor. Çünkü Ramazan gibi değil her zamankinden hiçbir farkı olmayan bir gün gibi görünüyor insana orada sokaklarda... Ramazan'da bir kez giden anlar ne demek istediğimi...
Neyse efendime söyleyeyim. Demem o ki: Bu blog bugün Ramazan dolayısıyla kapalı... Yersen.. ;)
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
5 Temmuz 2013
Neşeli sabah :)
- Bu neşeli sabahın sebebi dün işe gelmeyip evde yan gelip yatmamdır bilesiniz.
- Ama tabi ki öyle keyiften yatmadık şekerim.. Nerede bizde izin yapacak statü?? Ben daha bir yılımı dolduramamışım ki tatili rüyamda bile görebilmirem... :(
- Çarşamba akşamı Küboş'a uğrayayım dedim hayırlı bir iş için. ;) Oradan çıkmışken apartmanda ayağımın kaymasıyla yerlere serilmem bir oldu. Mabâdım inledi, velhasıl inletti de.. Ayrıca sol ayağımın baldırını merdivene vurmak suretiyle morartmışken, nasıl olduğunu anlayamadığım bir şekilde de diğer ayak bileğimi burktum..
- Yukarıdaki maddeden de anlayacağınız üzere sol kalçamın hatırı sayılır bir kısmının patlıcan rengini almasıyla beraber, dünü de kendime tatil ilan ettim. Ama nasıl iyi geldi anlatamam görmeniz lazım casperlarım. Nitekim düştüğüme de üzülemedim gitti. :)
- Gerçi sevdiceğim beni bir güzel azarladı ama bile isteye düşmedim ya canım aaa.. :)
- Geçelim diğer memleket meselelerime..
- Geçen sene aldığım, birçok kez giydiğim babet o zamanlar ayağımı acıtmamışken; bu sene canıma okudu.. Ayağım büyüyecek değil ya? Ne oluyor bu babete anlamıyorum. Çok sefilim bu babetler yüzünden..
- Hazır konu babetten açılmışken Koton'dan aldığım kilim desenli babetim çivi ile delinmek dahil birçok badireler atlattığı ve hatta milyon kez göze, nazara geldiği halde yaşamını zorluklarla idame ettirmişti. Ancak kendisini geçen hafta kaybettik. Yastayım hiç kimse bilmiyor. Koton'a soru: Hala satıyor musunuz ondan Allasen??
- Ayrıca ne çektim bu babetlerden haftasonu alışverişe çıkıyorum. Bundan sonra benim yarim dolgu topuktur kardeşim...
- Hamınızı öpirem.. Gideyim de öğlen kahvaltısı edeyim. Muah.. :)
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
3 Temmuz 2013
Kendimi arıyorken..
- Kendimi arıyorken olmaktan korktuğum yerdeyim. Kendimdeyim... :( Kendi kendimden bıktım, fenalaştım...
- Resmi, bana bir tarafıyla gülen evrene mesaj olsun diye seçtim. Göreceksin bak neler yapacağım daha. Na buraya yazdım...
- Trafiksiz bir günde tam 4 saatimi yollarda geçirdiğimden, kendimi iyice geliştirdim. Otobüs, minibüs ve hatta Beşiktaş-Üsküdar vapurunda dahi kafayı koyduğum gibi uyuyabilme, geldiğimi hisseder hissetmez de uyanabilme özelliği edindim.. Lakin bu aralar pek bir huzursuzum.. Uyuyamıyorum. daralıyorum...
- Kendimi böyle denize yüksek yüksek yerlerden atasım var. Alıp başımı gidesim, yalnız bir kahvaltı edesim var.
- O zaman bir kez daha Nazan Öncel'den yalnızlığımla bana geliyor.. Gidelim buralardan..
- Öperim. Saygılar.
Not: Resmin açıklaması için bir zahmet açıverin de google amcamdan bir bakın..
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
2 Temmuz 2013
Bundan sonra;
- Resimli blog olabilirim. Bu postlar da onu gösteriyor bu gidişle...
Sinirlerim oldukça tavan yaptı bu aralar benim. Yine ve yeniden kendi kendime söylüyorum "Tatlım sen iyi değilsin.."..
Ben bayağı bir kilo aldım canlarım. Anlatsam inanmazsınız ama sıkıntı, stres derken huzuru yemek yemekte bulan ben aldım başımı gidiyorum.. Neyse ki önümüz ramazan yoksa göbeğimden önümü göremeyecek hale gelecektim.
Sahi önümüz ramazan ya.. Bu hafta da yedik, yedik. Haftaya istesek de yok yani.. Allahım hikmetinden sual olunmaz ama sıcaklarda pek bir zor oluyor demeden geçemeyeceğim.
Öyle bir alıp başını gitmek hissi ki bu içimdeki, dillendirsem içim alıp başını gidecek benden diye tedirginim..
Birtakım insanlara da tahammül edemiyorum artık.. Fenalıklar getirdiler içime...
Şu üstteki resim de yeni hayat felsefem olsun bundan sonra...
Not: Resim der ki; "Daha az uyku. Daha fazla kahve. Daha fazla kitap. Daha fazla yürüyüş. Daha fazla yaratıcılık. Daha fazla eğlence. Daha az insan. Daha az saçmalık."Yine de doğru tercüme için bir doktora gösterin siz. Öperims.
Author:
dövüşürken hanımefendi değilim
Search
About
Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.
Copyright © 2008 dövüsürken hanımefendi degilim.... All Rights Reserved.
Design by Padd IT Solutions - Blogger Notes Template by Blogger Templates




.jpg)










