28 Temmuz 2017

Cumalar candır, gerisi heyecan...

Upuzun bir aradan sonra yeniden "Cumalar Candır" yazısı yazıyorum, yani heyecanlıyım.
O zaman hadi başlayalım.

  • Haftanın ilk iki gününde kuzenimi evlendirmek sebebiyle Ordu'daydım. Düğün; düğün gibi değildi. Gelin; gelin gibi değildi. Damat; benim tanıdığım gibi değildi. Yıllardır tanıdığım adamı aslında hiç tanıyamamış olduğumu anladım geldim.
  • Hepi topu üç gündür çalışıyor olmama rağmen haftanın gidişatı don lastiği gibi uzadı gitti, bir kopmadı. Beş gün çalışacak olsam bu hafta cinnet geçirmem işten bile değilmiş.
  • İşe geldim geleli, İngilizce dokümanlarda boğuluyorum. Hayır benim İngilizce'm de iç güveysinden hallice... Doküman dediğim de adeta bir ansiklopedi 200 sayfa... Resmen çekilecek çilem var.
  • Evdeki sinek istilasına bir nokta koyduk sanıyorum. Ordu'dan döndüğümde pencere önlerinde olmak suretiyle toplu intihar ettiklerini gördüm. Allah taksiratlarını affetsin. Başka bir haşarat türü evi basmaz inşallah, amin.
  • Dün yağan yağmurda bir damla ıslanmadan eve varmayı başararak kendi kişisel tarihimde bir dönüm noktasına imza attım. Allah'ın sevgili kuluyum vesselam. :)
  • Hayatımın bir başka cephesinde yeniden bir misafir tarafından ekilme durumu yaşadım. Resmen misafirlerimin kafası güzel. Bizi niye çağırmıyorsunuz minvalinde triplerine "Ay canım buyurun cuma günü kalmaya gelin." dedim. Önce gelmeye, sonra gelmemeye karar verdiler. (Ya sabır Allah'ım.) Bende tavukları dolaba koydum, börek tepsinini kaptığım gibi ofise getirdim, afiyetle yedik. Bilmem sinirimi bu tavrımdan anlayabildiniz mi?
  • Taşınmak için ev arama çalışmalarına başladım, resmen şehir merkezine taşınacağız. (Oley! Yazar Tuzla'da oturduğunu bir daha belirtme ihtiyacı duydu.)
  • Tatil için konaklama parasının bir kısmını şimdiden kenara koyabildim. Tatil dileğime canı gönülden katılan tüm güzel insanlar, sizi kocaman kucaklıyorum.
  • Applesodaa cuma haberlerini sundu, saygılar.
13 Temmuz 2017

Bir tatil planı yaptım...

Öyle yaptım yani.

Ben planladım ama "Bakalım gidebilecek miyiz?" diye kafamda deli sorular fink atıyor.
Onlar fink  atmasa da iptal etmemiz için on yüz bin milyon farklı
neden ortaya çıkabilir. 
Eşimde bende bu konularda pek bir şanssızızdır üzerinize afiyet.

Şimdi planları ve hatta planda kalmasın sadece diye rezervasyonları bile yaptım.
O tarihe kadar elimize güzel bir para geçmesini diliyorum.

Yani böyle sürpriz bir şeyler olabilir.
Büyük büyük büyük halamızdan bilmediğimiz miraslar falan kalabilir mesela...

İhtimaller sonsuz.
Ben yürekten bu tatili diledim.
Öyle ki şu yaşamıma bir ara vermezsem otobüslerde milletin kol altını falan koklarken
tık diye gidebilirim.

Hatta benim bu bunalmış, şurama kadar geldi hallerim o kadar
kendini belli ediyor ki; araçla gideceğimiz ve yaklaşık iki bin km yol yapacağımız bir tatil 
planına sevdiceğim tek şoför olmasına rağmen itiraz bile etmedi.

Hem zaten boyumda kısa (1.55) şurama da çok çabuk geliyor yani...

Bir de olur da miras falan kalmazsa benim çok tutumlu olup para biriktirebilmem için de dua edin,
rica ediyorum.

Sizde benim için, benim kadar can-ı gönülden bu tatili dileyin olur mu?
Minnettar kalırım.

Kocaman kucaklıyorum.
Applesodaa.
7 Temmuz 2017

Şu başıma gelenler...



Evlilik denilen müessesesinin kendisi mi ilginç olaylar mıknatısı yoksa sorun bende mi bilemiyorum.
Buyurun analiz edelim. :)

Geçtiğimiz yıl evimi nereden geldiği ve de nereye gittiği belli olmayan karıncalar işgal ettiler. Sanırsınız benim ev onların göç yoluna kondurulmuş. Mutfaktan girip yatak odası istikametine doğru seyahat ediyorlar. Ne kadar istemesek de göremediğimiz anlar oluyor eziyoruz, veyahut açtığım her kapağın altından çıkıveriyorlar diye tırlatma noktasına gelmiştim ki 
kendileri ile yollarımız ayrıldı. 
Öylece ne olduğumu da anlayamadan bir karınca sürüsü geldi ve de geçti.

Bir gün kapıyı sabah kilitleyip çıktım. Akşam geldim eve giremiyorum.
Sanki başkasının anahtarıyla açmaya çalışıyormuşum gibi kapıda sarsılmaz bir duruş var ki
görmeyin. Kocam da hastanede nöbette olduğundan öylece bakakaldım kapıya.
Neyse ki internet var da en yakın çilingiri imdada çağırdım.
Babam yaşındaki çilingir bana "Kilidin dili düşmüş abla." diyerek açıklamayı yaptı ve de kapıyı açtı.
Dedim ki kapıya" Be hey insafsız, sabah bir şeyciğin yoktu da akşama ne oldu sana?"
Cevap vermeyerek sarsılmaz duruşunu korumaya devam etti.

Karıncalarla yaşadıklarımız da yetmemiş göreceğim varmış ki,
bu sene de sinek istilasına uğradık. Lakin öyle böyle değil her odada, her yerde, tavanlarda
benek benek duruyorlar küçük sinekçikler. Mide bulantısını falan da geçtim de nereden geliyor bu
mahlukların kaynağı diyerek ardiyesinden kilerine bütün evi taradım ve ne göreyim; banyodaki su giderini istila etmişler. (Oysa ki ben bir mercimek paketi falan sineklenmiştir diye kendimi avutuyordum.) Her yeri pir-ü pak temizlesem de evi sineklerle paylaşma olayımıza bir son veremedik. Yazıktır günahtır diye bir şişe fısfıs alıp üstlerine de sıkamadım.
Öyle geçinip gidiyoruz şimdilik.

Applesoda evden bildirdi.


4 Temmuz 2017

Hoş görmeyi unuttuk biz...

Gün geçtikçe kaybettiğimiz insanlığımızın bir parçasına daha veda ettiğimizi idrak ettim bugünlerde...

Yaklaşık bir yıl kadar evvel ani bir kararla saçlarımı turuncuya boyattım.
Benim tercihim, benim kararımdı. Saç benim, boya benimdi.
Velakin herkes üzerine laf söylemeyi haddi bildi.
Hepsine kulaklarımı tıkasam da kuzenimin eşi, eniştemin davranışı o günlerde beni üzmüştü.
Beni görünce "Bu ne saçmalık böyle." diye verdiği ilk tepkisini, gördüğü yerde
"cık cık" diye söylenmeler ve sırt çevirip giderek, konuşmamalar aldı.

Altı üstü saçımı boyattım ben yahu bu nasıl bir tavır dedimse de kime anlatıyorsun değil mi?
Böyle tepki veren bir insanın dediklerimi anlamasını beklemek mucizevi bir olay
olurdu.

Aylar sonra bir başka kuzenim (erkek) de evlenmeye karar verdi. Tebrik ettik, düğününe gittik. Velakin kuzenim bizi tebrik etmedi. El sıkışmadı, öyle bir ötelenerek geçtik önünden.
Sonradan öğrendik ki gelinimiz inancı gereği eşinin bayanlarla sarılması veyahut el sıkışmasına müsaade etmiyormuş.

Herkesin inancı kendine neticede ayıplayacak veya bir şey söyleyecek değildik.
Ancak bunu düğün günü elimiz kolumuz havada iken öğrenmesek önceden öğrensek iyiydi.
Velakin biz "neyse" deyip geçmişken, olayı büyütüp laf üstüne laf söyleyenler
had safhadaydı.

Bu bayramda ise bayramlaşma turları esnasında uzun zamandır görüşemediğimiz bir ablamla
denk geldik. Sarıldık kucaklaştık. Eşinin inancı gereği bayanlarla tokalaşmadığını
bildiğimden bir baş selamı ile "İyi bayramlar, enişte." dedim.
Lakin bendeniz açık bir hanımefendi olduğumdan bir baş selamını bile alamadım.

Herkesin inancı, inancını yaşayış biçimi kendisine.
Ancak bu bizlere ne başı açık olanlara ne de kapalı olanlara laf söyleme veyahut
kıracak bir davranışta bulunma hakkını vermiyor.

Hoşgörü diye bir erdem vardı, ülkemizi anlatırken eskiden sıkça sıfat olarak kullanılan, onu hatırlayalım. Hoş gördükçe, hoş görüldükçe mutluluğumuz katlanacak.

Hoş görülebilmek dileğiyle.
Applesodaa...


26 Mayıs 2017

#şiirsokakta

Tam da bazen, böyle düşünmüyor değilim...

Hayatımı planladım, yüzümde patladı! E hadi hayırlısı...

Niye bilmiyorum ama bu evlilik yoluna girdiğimde bir planlama manyaklığına kapıldım.
O zamanlar her şey iyi hoştu. Aylık olarak alacağım ev eşyalarını
planlamak, ödemelerimi planlamak derken hayat güzeldi.

Sonra bir yerde bu işi rayından çıkardım ve manyaklık derecesine vardırdım.
Zaten ben ölçüsüz insanım; severken de dibine kadar, söverken de...

İşte bu ölçüsüz planlama sevdam sonunda bir manyaklık boyutuna geldi.
Hatta manyaklık boyutunu da geçmiş... Tam o sırada tüm planlarım yüzüme patlayınca anladım!

Öncelikle planlarken bile ölçüsüz bir insan olduğumdan; çocuk için tarih belirledim.
(Hadsizlikte boyut atlamışım, biliyorum.) Hayırlısı ile hayırlı zamanda deyip
geçsem olmayacak çünkü her şeyi planlayacağım ya...

Neyse efenim çocuk yapacağım tarihi planladım.
Hatta çocuk yapacağım için annemlere yakın bir yere taşınmam gerektiğinden
taşınma tarihini bile planladım.

Çocuk sonrası tatil tarihimi bile planmışken, Yüce Rabbimin hikmetinden sual olunmaz,
bütün planlarım bir anda suratımın orta yerine patlayıverdi.

Hakkımda hayırlısı buydu bence, çünkü bunun bir manyaklık olduğunu ve benim
bu noktada bir sorunum olduğunu idrak etmem gerekiyordu.

Benim gerçekten bir sorunum var, büyük bir sorun.
Belki de sorun beynimde çünkü eskiden umursamaz bir kişilikken şimdi akşam yemeğini bile
sabah kahvaltısından; sabah giyeceğim kıyafeti gece yatmadan planmaya başladım.

En nihayetinde hayatın planlarıma uymadığı yerlerde ( misalen akşam yemeğine tavuk yapacaktım diyelim ki ama tavuk bulamadım, sabaha beyaz pantolon seçmiştim yağmur yağdı vesaire)
sinirlerim bozulmaya başladı. 

O günün sinir bozukluğunu atamadan ertesi gün de başka bir şeye sinirlendim, o sıralarda
çalıştığım proje çok büyük olduğundan işlerim aşırı yoğundu, mesai mesai üstüneydi derken...

ERROR, ERROR, ERROR!!!

Beyin iflas gençler.

Beynimin iflas etmesi de yetmedi, sorunumun kaynağını bir arkadaşım
bulup çıkarıp yüzüme söyleyene kadar da problemi kendimde değil
başka yerlerde aradım.

Velhasıl-ı kelam:
Hayatı bazen akışına bırakmak lazımmış.
Çünkü insanız neticede nasıl ki günden güne değişebiliyorsak,
hayatımız da çevremizdekilere bağlı olarak yeniden değişiyor şekilleniyor.

Siz siz olun benim gibi abartmayın.

Şimdi bir sorunum olduğunun farkında olsam da beynim istemsizce her durumu
değerlendirip plan yapmaya devam ediyor.

Kendimi durduramıyorum. Bazen bir an durup "Ya gene ne yapıyorum!" dediğim oluyor
ama bu sorunu aşabilmiş değilim.

O yüzden bir uzman tavsiyesi almaya karar verdim. Varsa bildiğiniz sevimli bir
psikoloğunuz alırım. Hatta psikiyatr bile olabilir.

Hayatlarımızı akışına bırakabilmek dileğiyle...
Applesodaa!

17 Mayıs 2017

S*ktir Et Aşkı - Tarryn Fisher

   Ne okusam diye dolanırken gözüme çarpan bu kitaba sırf yazarın Fırsatçı ktabını sevmiş olmamdan ötürü bir şans verdim ve çok da pişman olmadım.

   Aslında kitabın sonunu okumadan önce kitabı öyle böyle değil çok sevmiştim. Çünkü baş kahramanımız Helena tam bir Harry Potter fanıydı... 

   Orada Helena Harry Potter ile ilgili alıntılar yaptığında ben burada göz bebeklerinden kalpler saçan emojiye dönüşüyordum resmen...

   İşte sonra sonunu okuyunca kitaba olan hayranlığım azalarak yok oldu ve ben sadece içindeki Harry Potter alıntıları için okumuş olmaktan dolayı oluşan içsel mutluluğumla kalakaldım.

   Kitap akıcıydı, sonuna kadar hiç sıkılmadım diyebilirim. Ancak Helena'nın korkaklığı hatta zaman zaman esas oğlanımız Kit'in de korkaklığı ve bile bile kavuşamamaları beni neredeyse çıldırttı.

   Ayrıca kitabı alıp götüren, kitabın asıl önemli noktası olan o rüya kitabın sonunda "puf" sanki hiç yokmuş gibiydi. Böyle havada kalan sonları sevmiyorum. O sonu o rüyaya bağlayacaktın azizim...

   Ve bence o aslan kılıklı herifi de Kit'in rüyasına bağlamalıydın. Ben bağladım okurken ama sen bağlasaydın daha etkili olacaktı vesselam.

   Son paragrafı ancak kitabı okuduğunuzda anlayabileceksiniz. Lakin üzgünüm içimde tutamadım daha fazla...

   Benim kitapta en çok sevdiğim iki kısmı sizinle paylaşacağım şimdi.

   “Harry Potter,” dedi sol tarafımdan bir ses. “Hiç İncil okumayı denedin mi?”
   Kırklı yaşlarının ortalarında olan yüzü bol pudralı bir kadındı. Neden tüm İncil hayranlarının yüzünde sanki kabız olmuşlar gibi bir ifade oluyordu? İnsanları sınıflandırma, Helena! Nazik bir şekilde gülümsemek için elimden gelenin en iyisini yaptım.

  “Tanrı yapmamasını söylediği hâlde arkasında yanan şehre baktığı için taşa dönüşen kadının olduğu kitaptan mı bahsediyorsunuz?” diye sordum. “Ateşlere atıldıkları hâlde yanmayan üç cesur adamın olduğu kitaptan mı? Düşman ordunun generallerinden birini besleyip uyuttuktan sonra adamın beynine çadır kazığı sokmaya çalışan kadının olduğu kitap mı?” Bana boş boş baktı.
 
  “Ama o söylediklerin doğru. Bu ise kurgusal,” dedi Harry’yi işaret ederek. Şeytana tapınanların kitabı olduğunu söylememe bile gerek yok.”
 
  “A-ah, şeytana tapınmak mı? Tıpkı Yahudilerin altından bir inek yapmaları ve Tanrı diye ona tapmaları gibi mi?” Öfkelenmişti.
 
  “Okusan bu kitaba bayılırdın,” dedim Ateş Kadehı’ni ona doğru tutarak. “Bu İncil’in aksine PG olarak işaretlenmiş bir yapıt.”
  
“Siz, genç bayan, yozlaşmış ve kaybolmuş jenerasyonun bir parçasısımz.” Ayağa kalktı ve onu ön taraftaki hostes ile konuşurken gördüm. Arkasından pipetimi kaldırarak fısıldadım. “Avada Kedavra.”
 
  Kadın geri gelmedi ve orta koltuk boş kaldı.
“Teşekkürler, İsa; teşekkürler, Harry,” dedim.

  Not: PG olarak işaretlenmiş demek içindeki bazı diyalog ve konuşmaların yanında bir yetişkin olmadan okunmasının uygun olmayacağı anlamına geliyor.
 
  Sayfa 142- 143 

  "Ben sadece bir şeyler arayan fazla basit bir kızdım. Bir şeyleri aramaya çıkmamın nedeninin onun eski nişanlısıyla ilgili gördüğüm bir rüya olduğunu ya da zihnimde Harry Potter ile gerçek hayat arasındaki çizginin çok bulanık olduğunu söylemedim. Tabii öyle bir çizgi varsa." 

  Sayfa 162

Not: Resmi tastamam şuradan aldım. Çünkü ben ebook okudum. Resmini çekecek bir kitabım bile yoktu.
Bir diğer not: Kitapta Harry Potter ile ilgili alıntıları okurken eşsiz bir mutluluğa kapıldım. Çünkü ben anlıyordum ama Harry'yi asla okumamış biri anlayamayacaktı ve bu beni özel yapıyordu. Anlıyorsunuz değil mi muggle yoldaşlarım...

Sevgiyle Applesodaa
12 Mayıs 2017

Sevgiye dair...


Aylar önce okumuştum bu kitabı, yazarın en sonda güzel bir yazısı var diye kendim için not almışım.

"Son olarak, Jarrod Perkins'e teşekkürler. Şu anda ismini yazdığım için ağlıyorum. Seni herkesten çok seviyorum. Her zaman. Çarpı yüz trilyon. Etienne, Cricket ve Josh... Hepsi sendi ama hiçbiri senin yanına bile yaklaşamadı. En iyi arkadaşımsın. Gerçek aşkımsın. Benim mutlu sonumsun."

Beni en çok etkileyen kısmını koyu renk olarak işaretledim. Herkesin hayatta böyle sevebileceği birinin olması dileğiyle...

Mutlu hafta sonları...

Israrcı bir misafir durumu söz konusu...

   Bugünlerde bizim evin misafir potansiyeli çok yüksek. 

   Sürekli birilerinin bir gelmek isteme durumu var. (Bu da nasıl bir cümle olduysa.. Neyse idare ediverin.)

   Kendi evimize geçtiğimizden beri zaten insanlar "Ay, bir gelip göremedik." minvalinde cümleler kuruyorlar.

Ah be ablacım be.. Gelme ne olacak. Bütün hafta iş yerinde tuvalete gidecek vakit bile bulamadan çalıştığımı biliyor musun? Haftada en az iki kere mesaiye kaldığımdan haberin var mı? Mesaiye kalamadığım zamanlarda da bilgisayarı eve taşıyıp akşamı mail kutusunun başında geçirmeme ne diyorsun?

   Ben bu kadar canımdan bıkmışken, kocama güler yüz gösterecek halim kalmamışken, akşamları depresyonlardan depresyon beğenirken kusura bakmayın ama fırını bile olmayan şu evimde misafir ağırlamak istemiyorum.

   Tabii bunları yüksek sesle dile getirsem gelinlerin yüz karası ilan edilip, toplumdan dışlanırım. Bende bu sebeple dişimi sıka sıka "Buyurun!" diyorum. "Buyurun, buyurmaz mısınız?"

   Hal böyleyken bir şahıs arayıp "Canım yarın sana ikindi çayına gelelim." diyor. O bahsettiği tarih 1 mayıs, işçi ve emekçi bayramımız 1 mayıs... Resmi tatil ya ben evdeyim, hiç bir işim de olamaz zaten o günü bulmuşken aman gelin.

   Ben dişçi randevum olduğu için sabah kahvaltısına gelin, öğleden sonra evde değilim dedim. Ne oldu peki, gece birde aldığım bilgilere göre iptal oldu gelmediler.

  Bir hafta sonra bir cuma akşamı sana çaya geliyoruz diye tekrar aradılar. Bir takım hazırlıklar yapıp, oturup bekledik. Aradılar iptal ettiler.

  Bir hafta sonra bir salı günü arayıp "Akşam evdeysen sana çaya gelelim, ama hazırlık filan yapma, gerek yok." dediler. Tam o anda tepemin tası attı ve "Siz kimsiniz?" dedim. O da bana kafileyi saydı.

  İçimden bir "Ya sabır!" çekip, "Peki." dedim, "PEKİ!"...

  Akşamüzeri arayıp tekrar iptal ettiler.

  Şimdi soruyorum size, yeterince sabırlı davranmamış mıyım? Allahın verdiği üç hakkı da tükettiklerine göre, bir sonraki aramalarına "Lanet olsun, gelmeyin ulan gelmeyin. Sayenizde bana geldiler zaten!" deme hakkım yok mu?

   Bu yaptıklarını çok normal bir davranış gibi görmelerine mi kızayım? Her buldukları fırsatta bizim eve damlamak istemelerine mı kızayım?

   Yorgun ruhuma, bitkin bedenime, 26 yaşımda hayatımdan bezdiğime mi yanayım.

   Ne yapayım?
6 Nisan 2017

Erkektir yapar!

Erkektir karısını döver, çoluğunu çocuğunu döver. Erkektir laf atar. Erkektir taciz eder. Erkektir tecavüz eder. Erkektir öldürür, öldürmezse hayatı zindan eder, süründürür. Erkektir söver. Erkektir içer. Erkektir aldatır. Ve yine erkektir; otobüste bir yaşlıya, bir hamileye, bir çocuklu insana yer vermemek için uyuyor numarası yapar. Erkek adamdır yapar.

 Bilmem anlatabildim mi?
8 Mart 2017

Buse Terim'in ikinci el tokasının 50 TL'ye satışa sunulduğu ve de satın alındığı bir dünyada yaşamak istemiyorum.

Bazen diyorum ki hayat gerçekten kozmik bir şaka...

Bugün mail kutuma alışveriş yapmayı seneler önce bıraktığım bir site olan Lidyana'dan mail düştü.

Konusu: "Buse'nin İkinci El Pazarı"


Sırf hasetliğimden ve de merakımdan ve dahi zenginin malı benim gibilerin çenesini yorduğundan olsa gerek bakmak için sayfaya girdim.

Sonra öyle bir şoka girdim ki, çıkamadım.

50 TL'ye o utanmamış satıyor da, alan kişi sana naçizane sormak istiyorum.
Herhangi bir yerden bunun sıfır kilometresini taş çatlasa 5 TL'ye alabilecekken neden,
neden bunu aldın???

Cevap beklemiyorum. Soru retoriktir.

Bir yaşıma daha girdim.
Öyleyse sonra görüşelim canlarım.

Applesodaa.

NOT: Arkadaşıma yolladım. "Orjinaldir o." dedi. Neyin orjinali be anacım ya??
NOTUN NOTU: Dikkat ettim ayakkabıların numaraları da yazmıyor. Ya herkes kızın ayak numarasını biliyor, bir ben cahilim. Yahut "Amaaaan Buse giymiş nolursa olsun alayım vitrinimde dursun!" minvalinde bir sapıklık türedi. 
EN SON NOT: Kızcağıza kişisel bir gıcıklığım yoktur. Biline.

6 Mart 2017

Kıbleyi bulma meselesi...

Ev alacağımız dönemde evleri gezerken elimde "güya" akıllı telefon, telefonda açık bir kıble bulma uygulaması...

Onun tuvaleti kıbleye bakıyor, bunun lavabosu kıbleye dönüyor diye diye ev beğenemedim.

Sonra evi beğendim, aldık. Eşyalar geliyor; "Ablacım yatağı nereye kuralım?" dediler. Kafamdan hızlı bir hesap yaptım ayağımız kıbleye gelmesin diye "Şu tarafa." dedim, geçtim.

O tarafa da yatak sığdı komodinler sığmadı. Efendim benim yatağın başı biraz enteresan, komodinlerin de arkalığı var. Yatakla beraber boydan boya set  oluyorlar. Sığmayınca komodinlerin birini ayrı bir köşeye koyduk, garip garip bakınıyor. Ama ne yapalım kıbleye mi dönelim canım?

Ben bu komodinlere takmış, arkalarını sökmeye karar vermişken (çünkü sökersem sığacaktı, ölçtüm vesselam) yan komşum beni kahveye çağırdı.

İlk tanışmamız vuku bulduğundan evini de gezdirdi. "Ah dedim komşum, ben yatağı böyle koyamadım kıbleye bakıyor."

O da bana evin ön cephesini göstererek "Kıble burası." dedi. Kim yanlış biliyor diye düşünedurduk, yöneticiyi cami dönüşü yakaladık sorduk.

Efendim meğerse ben kıbleye dönmeyeyim diye verdiğim bütün uğraşlara rağmen, iki aydır ayağım kıbleye bakar vaziyette yatıyormuşum...

Şimdi yatağı döndürdük. Tam sığıyor. Ancak eski yerleşime göre aldığım halı elimizde kaldı, yetmezmiş gibi şimdiki yerleşime göre de iki yeni halı ihtiyacı çıktı.

Neyse tek derdimiz halı olsun diyor ve  o uygulamalara güvenmemenizi salık veriyorum.

Gerçi belki de ben bakmayı becerememişimdir. Belki bakmış da görmeyi bilememişimdir.

Bu da böyle bir kıbleyi bulma meselesiydi işte.

Saygılar canlarım.

Applesoda evden durum bildirdi.
31 Ocak 2017

Evmanya ile başım belada...

Online alışveriş çıktı mertlik bozuldu yiğidim...

İnternetten alışveriş yapmanın benim gibi çalışan bayanlar için hayatın en büyük kolaylıklarından
biri olduğunu söylesem yalan söylemiş olmam.
Hele ki ben; çorabımdan kazağıma, hediyelere, ev eşyalarına varana kadar her şeyi
internetten alıyorum.

Online alışverişin alıp yürüdüğü bu dünyada memnun olamadığım tek firma Evim.net idi.
Ki zaten kendileri nitelikli dolandırıcı bir firmaydı.

Şimdi de Evmanya'dan muzdaribim çiçeğim...
Yıllar önce siteden ilk alışverişimi bir çerçeve alarak yapmıştım.

Çerçeveyi aldım yirmi gün geçti ne gelen var ne giden...
Şikayetimi belirttiğimde Sevgililer Günü nedeniyle yoğunluk olduğunu bilgisine ulaşabilmiştim.

Evlenirken 2 adet halı sipariş etmiştim.
(Gafletimden olsa gerek...) Ürünlerin gelmesinin günler sürmesi yetmediği gibi,
üstelik bir de ürünler yanlış çıkmıştı. :(

Aradan bir buçuk yıl daha geçmişken ve almak istediğim banyo dolabı indirim
üzerine indirime girmişken bir kez daha şansımı deneyeyim dedim.

Demez olsaymışım...
Ürün geldi lakin üzerinde yapılan tüm işaretlemeler yanlış.
İşaretli yere takamıyorum bile dolap kapağını çünkü gelişigüzel işaretleme yapıldığından
işaretler çok ama çok içeride kalıyor.

Bu da böyle bir derdimdi işte... Allah başka dert keder vermesin.

Kendime Not: Bildiğin siteden şaşma..

Bilmeyenlere Not: İnternetten alınan dolap vs. ürünler üzerinde tüm vidaların takılacağı delikler,
menteşe delikleri, dübel delikleri işaretli olarak geliyor.
27 Ocak 2017

Taşınma için püf noktalar...

       Her ne kadar konunu uzmanı olmasam da ben çektim siz çekmeyin, hepsi kamu yararına buyurun püf noktalara...

  • Mutfak eşyalarınızı yerleştirirken tüm plastik mutfak kaplarını koli diplerine koyup, içine bardakları sarıp koyunuz. Aynı uygulama tencereler içinde geçerli olabilir. 
  • Kaşık çatal ve bıçakların hepsini atın bir çelik tencerenin içine kapağını da kapatın oldu da bitti maşallah.
  • Tabakları üst üste kule gibi dizmek yerine bulaşık yıkadıktan sonra koyarmışsınız gibi (gözünüzde canladı biliyorum) koli diplerine koyduğunuz eşyaların üzerine doğru kapayın.
  • Eşyaları sarıp sarmalamak yerine birbirlerine temas ettikleri noktalara destek yapın. Ben gazete kağıtlarına sarmak yerine, eşimin hastaneden getirdiği steril mavi bezleri kesip biçip kullandım. Bende mavi bez yok derseniz; dışarıdan baloncuklu naylon almanızı tavsiye ederim, yahut bir milyoncu dediğimiz dükkanlarda bulunan dolap içlerine sermelik ürünler var, onların yumuşak olanlarını tercih edebilirsiniz. Böylece kolileriniz de temizse götürdüğünüz eşyaları yıkama derdiyle uğraşmazsınız.
  • Özellikle mutfak ürünlerini koyduğunuz kolileri tepeleme doldurmayınız. Mutfak eşyaları çok ağır oluyor koliler taşınırken patlayabilir.
  • Kolilere sol ve sağ taraflardan bir el girecek kadar kesik açarsanız iki kişinin taşıması daha kolay olacaktır.
  • Ev eşyalarınızı odalara ve türlere göre gruplayınız mesela salona ait olan eşyaların çoğunu (koltuk örtüleri, salondaki dolaplarınızda duran örtüler vs.) tek koli yaparsanız kolileri açıp yerleştirirken daha kolay halledersiniz. Bir koli açıp üç oda gezmezsiniz.
  • Evde bulunan mutfak erzağı, deterjan vs. ürünleri gruplayarak kolileyebilirsiniz. Evde bulunan kavanozlarda sakladığınız ürünleriniz için çöp kovanız, çamaşır sepetiniz, kirli sepetiniz en iyi taşıma aracı olacaktır.
  • Tüm tamir için gerekli alet edevatı ayrıca paketleyip yanınıza alınız. Gözünüzün önünden ayırmayınız. Çünkü eşiniz, babanız, kayın babanız o nerede bu nerede diye sizi çıldırtabilir.
  • Kıyafetlerinizi varsa valizlere doldurunuz. Yoksa kolilerin içine temiz torbalara koyarak doldurunuz. Kirlenme vs. olmaz bu şekilde. Eşinize ayrı, kendinize ayrı, çocuklarınıza ayrı koli yapınız. Açarken rahat edersiniz.
  • Yastık, yorgan vs. gibi yükte hafif hacimde büyük eşyalarınızı battal boy kalın çöp torbalarına doldurarak paketleyebilirsiniz. Koli yapmaktan daha kolay olacaktır.
  • Evde bulunan dekorasyon eşyalarının tümünü tek bir koliye toplayınız. Evi yerleştirdiniz bitti, ondan sonra bu koliyi açıp gönül rahatlığı ile neyi nereye koysam güzel durur diye düşünebilirsiniz. Eğer farklı farklı kolilere koyarsanız oradan bir parça buradan başka bir parça çıkarak sizi deliliğe sürükleyebilir.
  • Tüm kolilerin üzerine içerisinde ne olduğunu belirtecek bir kaç kelimeyi asetatlı kalemlerle yazarsanız, açarken gözü kapalı bir işe girişmemiş olursunuz.

Naçizane aklıma gelenler böyleydi.
Sevgiyle.
Applesodaa. 

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.