ne okuduk be canım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ne okuduk be canım etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
8 Mart 2024

2024 Ocak Ayı Okuma Raporu


Aralık ayındaki nadastan sonra Ocak pek bir verimli geçti diyebilirim, hakkını vere vere fakat ne okudum be cağnıııımmm....

Fernando Pessoa'nın Üç Günü: Everest'in bu Açıkhava serisini pek seviyorum. Minicik olmaları bir güzellik, ayrıca pek bilmediğim yazarlar ile küçük tanışmalar için de ideal oluyor. İlginç bir küçük kitapçıktı, denk gelirseniz öneririm.

Belki Bir Gün Uçarız: 2023'teki en iyi keşfim net Aylin Balboa idi. Her satırından çok keyif alarak okudum. Kitapları basıldığı sıralama ile okumak daha mantıklı olabilir. Ben tam tersten başladığım için ilk kitabı en son okumuş oldum. Bu kitap bir miktar otobiyografik, hayatında yaşadığı bir çok travma mevcut yazarın insan okudukça daha iyi kavrıyor... Herkese Aylin Balboa'yı gönül rahatlığı ile öneririm.

İyi Adamın On Günü: Ne zamandır merak ettiğim bir seriydi, Storytel'de görünce yollarda dinleyeyim bari diyerek başladım ve oldukça da keyif aldım. Baş karakterimiz sizin bildiğiniz karakterlerden değil, hatta belki başka bir romanda yan rol bile kapamazdı kendisine ama bir şekilde karaktere ısınmayı başarıyor insan. Severek dinledim, seslendirmesi de çok başarılıydı.

Tarih Boyunca Türk Kadını: Bu kitabı bizim kız grubuna İngiliz Merve hediye etmişti. Bana önce okuyup, altını çizdiği versiyonu hediye etmiş. :) Kitap aslında bir tez çalışmasının basılmış versiyonu, haliyle yazarlık becerisi aramıyorsanız okunabilir. Bazı kısımlarda farklı kişiler yazdığı için çok tekrara düşüyor, aynı şeyleri tekrar tekrar okumak zorunda kalıyorsunuz. Ben şahsım adına en çok İslamiyet öncesi Türk Kadınını anlatan bölümü sevdim.

Kudüs Yazıları: Bu kitabı Ayşecim mini kitap kulübümüz için seçmişti. Kudüs bize yakın bir coğrafya ve yakın tarihte yaşanmış ve halen yaşanmaya da devam eden sıkıntılar malumumuz. Ama göz önünde olmayan herşey aslında bize çok uzak oluyor. Geçmişten günümüze neler olmuş, neler yaşanmış bugün bu sorun nasıl kangren haline gelmiş anlamaya çalışmanın ilk adımı için doğru bir kaynak bu kitap, meseleyi derinlemesine incelemek isterseniz de o yolda kaynak kitapları da bu kitabın içindeki önerilerde bulabiliyorsunuz. "Bugün biz ne yaşıyoruz?" cümlesinin altını benim için güzel doldurdu, öneririm.

Kötü Adamın On Günü: İyi Adamın On Gününden memnun kalınca yollarda sesli kitap dinleme mesaime Kötü Adamın On Günü ile devam ettim. Bunu da oldukça keyif alarak dinledim diyebilirim.

Othello: Othello hepimizin malumu bir hikaye aslında, sadece ben tiyatro metni okumayı sevmediğim için hep ertelemiştim. Neyse aradan çıkarmış olduk. :)

Yağmur Kaçağı: Şiir okumadan uyumayalım çalışmalarım kapsamında Yağmur Kaçağı ile meşk eyledim akşamları... Attila İlhan bildiğiniz gibi, şiirler de keza güzeldi.

Masal Masal İçinde: Bu kitabı sevgili İlkay'ın blogunda gördüğüm için almıştım. Önce İngiliz Merve okudu, sonra ben okudum. Güzel ve hoş bir kitap olsa da "ben bu hikayeyi biliyormuşum" olmadım değil. Eminim bir çoğunuz da mutlaka duymuşsunuzdur ama yine de keyifli bir iki saat için okunabilir tabii masal seviyorsanız, şahsen ben masallara pek de bayılmıyorum.

Meraklı Adamın On Günü: Yazar her seferinde çıtayı bi tık daha üste koydu diyebilirim. İlk kitapta bir olayın peşindeyken, ikincisinde aynı anda iki olay çözdük, üçte işler çok karıştı. Yine de keyif bir sesli dinleme deneyimi sunuyor. Yazarın kalemini sevdim.

Güneş ve Onun Çiçekleri: Kaur Hindu bir yazar, hayatında yaşadığı "o acı" travmayla baş etme yolunu yazmakta bulmuş. Onun tastamam bir "kadın" olduğunu okurken hissediyorsunuz. Anne değil ama ama anne gibi... Yaşadığı acı onu büyütmüş, değiştirmiş. İnsanlara iyileştirici güç olmayı seçmiş. Modern şiir seviyorsanız mutlaka okuyun. Bende gidip diğer kitaplarını alayım.

Gördüğünüz üzere hakkını vere vere çok okuduk be canım...
Sevgiler.
29 Şubat 2024

2023 Aralık Ayı Okuma Raporu

Yazacak çok birşey yok diye mi bir türlü elim gitmedi bu yazıya hiç bilmiyorum. Neyse kısmetimde Şubat ayında Aralık ayının yazısını yazmak da varmış neyleyek.

Aralık ayında bir çok sesli kitap dinledim ama aslında hepsi daha önce okuduğum kitaplardı. Yıllık hedefi erkenden tutturunca canım ne isterse onu dinlemeyi seçtim.

Bir de sanırım "iş iptal oldu" haberini bana sabah kahvesi eşliğinde ofiste bu kitabı okurken verdiler diye bu kitap da süründü durdu elimde.

Sevgili Arsız Ölüm: Yanlış zamanda yanlış kitap mıydı diye düşünmeden edemiyorum. İlk etapta çok hızlı okurken o malum sabah sonrası bir türlü ilerletemez oldum kitabı... Hatta sonrasında Storytel'den sesli dinleyerek bitirdim. Pek sevmediğim uzun uzadıya anlatılan bir yazım şekli var. Ne kitaba ne karakterlere bir türlü bağlanamadım. Okumak için çok akıcı bir yanı da yoktu. Süründük beraber. Kendim keyif almadığım için kimseye de illa alın diyemem ama biraz araştırıp öyle alın bence. Ben tiyatro oyununa bir türlü bilet bulamayınca kitabı okumaya pek heves etmiştim ama ne umdum ne buldum oldu.

Neyse sonuç olarak Aralık ayını da 1 kitapla kapatmış bulunuyorum. Ocakta herşey çok daha güzel olacak. :)

Adios.

13 Kasım 2023

2023 Ekim Ayı Okuma Raporu


11 kitapla ekimi de geride bırakmış bulunuyorum. Kışa doğru modumu iyice buluyorum sanırım. Yazın insana nefes almak bile zor geliyor, kitap okumayı siz düşünün.

Slyvia Plath'ın Şairliğinin İntiharı Bağlamında Analizi: Nilgün Marmara yolculuğuma tüm hızıyla devam ediyorum. Nilgün Hanım bu konuda tez yazmış ve tez de sonradan basılmış. Slvyia Plath okumuş olsam çok daha anlanladırabilirdim belki de ama yine de sevdim. Bir oturuşta okunabilen yalın ve net bir eser.

Daktiloya Çekilmiş Şiirler: Nilgün Hanım intihar ettiğinde bir not bırakmış "Daktiloya çekilmiş tüm şiirlerimi yayınlayabilirsiniz." diye, bu kitabın ismi de oradan geliyor. Aslında yazarın yayımlanmasına izin verdiği tek eseri bu diyebiliriz. Beni biraz düşündürmedi değil, geri kalan tüm eserleri için yayımlanmasına izin verilmiş diyemeyiz bu noktada, düşünsenize ölüp gidiyorsunuz ve tüm notlarınızı yayınlıyorlar... Bi tık korkunç.

Hayatın Sesi: Gülseren Hanım'ın son çıkan eserlerinden, sesli olarak Storytel'de dinledim. İnsanlar Gülseren Hanım'a mektuplar gönderip sorunlarını yazıyorlar ve o da onlara verdiği cevapları sonradan kitaplaştırmış. Sanırım bu hanımefendi ile yolumuzun son kesişişi, eserleri bana çok etik gelmiyor açıkçası.

Ateş Sönene Kadar: Bu Hikaye Senden Uzun Osman ile yüreğimin ortasına taht yapıveren Aylin Balboa'nın bir diğer eserini okudum. Bu kitap öykülerden oluşuyor ve eğer öykü seviyorsanız bir şans verin derim. Aylin Hanım geleceği parlak yazarlarımızdan bence.

Dönüşüm: Geçen sene aldığım bu kitabı yerinden bile oynatmadığım için bir parmak toz tutmuştu desem yalan olmaz. İngiliz Merve'nin "Ben buradayken oku da konuşalım üzerine." demesine müteakip bir çırpıda okudum gitti. Düşündürücü, çarpıcı bir eser, zaten ben hariç herkes okumuştur eminim.

Ağaç Diken Adam: Açıkhava Serisinden okuduğum ilk minnoş kitap, içerisinde küçük bir öykü var. Öyküyü de çok sevdim gerçekten, tek bir kişinin bile dünyayı nasıl değiştirmeye muktedir olduğunu idrak etmek için çok güzel bir eser.

Beş Yıl Sonra: Almayı düşündüğüm bir başka kitap ile kapakları inanılmaz benzeştiklerinden yanlışlıkla aldığım bir kitap. Çıtır çerez diye düşünmüştüm başlarken ama kabuğu dişimde kaldı desem yeridir. Yani bir çırpıda okunmuyor, ilginç bir kurgusu olsa da yazarın istediği etki benim üzerimde durmadı mesela aktı gitti. Editörü daha iyi olsa çok güzel bir hikaye olabilirdi ama bu haliyle vasatın bi tık üstünde kalmış.

Anarşık: Şu kitaptan itibaren Fuat Sevimay benim gözbebeğimdir, nokta net. Yarabbi bu ne tatlı bir kitaptı, okurken hem güldüm, hemde çok düşündüm. Fuat Bey bence mükemmel bir yazar, mutlaka bir şans verin.

Ateşten Gömlek: Ofisteki kitap kulübümüzde cumhuriyetimizin 100. yılı şerefine seçtiğimiz bir eserdi. Bu eser için yıllardır "Kurtuluş Savaşı döneminde yazıldı o dönemi çok iyi yansıtıyor." sözlerini duymaktan ezber etmişim resmen ancak okuyunca "öhh" dedim. Bu kitap bayağı bildiğiniz bir aşk kitabı, arka fonda savaş var sadece yani ben bunu ummamıştım. Bulduğumu da beğenmedim.

Gelirken Ekmek Al: Bütün bir ekimi bu kitapla geçirdim diyebilirim. Öykü kitabı olduğundan her güne bir öykü diye diye kitabı yanımda her yere götürdüm resmen. Hatta bir akşam kitabın resmini story olarak paylaştığımda kocamda cevaben "Hayatım söylesen alırdım, burdan paylaşmaya ne gerek vardı." yazmış. Bir çok arkadaşım da "Kaç tane?" diye espri yapmışlar, sağolsunlar. Şermin Hanım gerçekten iyi bir yazar, okuduğum ilk kitabı ama daha önce bir çok yazısını okumuştum. Öyküleri çok çarpıcı, vurucu, ilginç ve aslında hep de bildik. Sadece Şermin Hanım anlatınca çok daha etkileyici olmuşlar. Görürseniz bir şans verin derim.

Seviş Yolcu: Malum Modern & Galataport gezimizde görüp sipariş etmiştim bu kitabı, derleyen de canımın canı Birhan Keskin olunca bir çırpıda okuyuverdim. İçindeki Cemal Süreya'ya ait çizimler çok güzeldi, yazarın bu yönünü hiç bilmiyordum açıkçası. Hatta ressam Cevat Dereli yazara "Arkadaş şiiri bırak diyemem. Resme başla." diye bir not da yazmış. Böyle anekdotlar okumak her zaman heyecanlandırmıştır beni. Kitabı da çok sevdim.

Evveeet, ekimi de böylece ardımızda bıraktık. Gelsin kasım, gelsin yeni kitaplar.
Bol bol kitapla kalın.
Çav.
27 Ekim 2023

2023 Eylül Ayı Okuma Raporu


On kitapla okuma rekoru kırdığım Eylül ayı raporuna hepiniz hoşgeldiniz efenim. Okumalara doyamadığım bir ay oldu. Ayrıca Veba Geceleri'ni sonunda okunmuşa havale edebildiğim için az kalsın parti düzenleyecektim. :)

Orhan Veli - Bütün Şiirleri: Aslında Bütün Şiirleri tarzı kitaplar almayı pek sevmiyorum ama nasıl olduysa bu kitap bizim eve gelmeyi başarmış. Akşamdan akşama üç beş şiir okuyup bütün ağustosu bu kitapla geçirdim diyebilirim, eylülün ilk haftası bitirdim. Orhan Veli sevdiğim şairlerden birisidir, bilmediğim pek çok şiirine de denk geldiğimden keyifli bir okuma süreci oldu diyebilirim.

İki Kraliçenin Savaşı: Geçtiğimiz ay ikinci ve üçüncü kitabını okuduğum Kan ve Kül Serisi'nin dördüncü kitabını da okudum. Serinin diğer kitapları henüz basılmadı ama ben bu yazar ablayı tanıyorsam altı yediye kadar varır bu iş... Fantastik türünü çok seviyorsanız okuyabilirsiniz ama çok iyi diyebileceğim bir seri değil.

Davetiye: Çok satanlar kontenjanından ne yazsa aldığım Vi ablamızın son kitabını da okudum. Okurken eğlendiren ama bitince üç güne unutulan kitaplardan birisi, keyifli bir iki saat geçirmek isteyenlere öneririm.

Geri Döndüğüm Yerler: Bu kitabı bloglardan birinde görüp almıştım. Banu Hanım kitaplar hakkında yazmayı çok seven birisi ve bu eserinde de sevdiği kitapları anlatan yazıları var. Bir oturuşta bitecek bir kitap değil, zamana yayarak okudum. Okurken çok keyif aldım ve bu kitapta anlatılan bir çok kitabı da sipariş ettim. Bu açıdan beni çok masrafa sokan bir eser oldu diyebilirim.

Sonun Bacakları: Sevgili Buraneros'un önerisiyle yazarın Başa Dönemeyiz kitabını okumuştum, sonrasında yazarın nasıl öykü yazdığını merak ettiğim için bu kitabı da aldım. Makbule Hanım'ın çevirmenliği ne derece iyi bilmiyorum ama yazarlık şapkasını çok iyi taşıyor diyebilirim. Kitapta çarpıcı, güzel ve düşündüren öyküler mevcuttu. Öneririm.

Kral Kaybederse: Bu kitabı Storytel'de sesli dinledim. Üç yıldır her sezon dizisi çekilmek istenip de çekilemeyince, nedir yani diye bir merağa düştüm. İlginç bir şekilde kitabı sevdim. Aynı yazarın bir kitabını daha sesli dinledim ve kani oldum ki Gülseren Hanım iyi bir yazar değil, bir şeyi bilmek ya da vakıf olmak bir mesele onu gerçekten iyi anlatabilmek başka mesele. Ortak bir yazarla çalışması ya da çok daha iyi bir editörle çalışması daha iyi olurmuş diyebilirim.

Jason Thorn'u Sevmek: Kısa sürede okuyup keyifli bir kaç saat geçirmek amacıyla aldığım kitap amacını yerine getirdi ve beni de pek mesut etti. Hikayeyi gerçekten sevdim, ayrıca yazarın dili de güzeldi. Saçma sapan uzatmadan yerli yerinde bitti. Öneririm.

Veba Geceleri: Allahım evlerden ırak bir kitap, bir daha Orhan Pamuk okumayı kati suretle  düşünmüyorum. Orhan Bey çok iyi bir yazar olabilir ama benim tam olarak tahammül edemediğim bir yazar tiplemesi var ki o da budur. Gerçekten konunun saçma sapan uzatılması mı dersiniz, olmayacak milyon tane detay mı dersiniz, karakter kalabalığı mı dersiniz, ne ararsanız var. Burada Orhan Bey yoktan bir ada var etmiş, bu adayı ve halkını da Osmanlı zamanına yerleştirmiş. Bir çeşit İhsan Oktay Anar çeşitlemesi gibi geldi bana ama olmamış azizim. Onu da sevmemiştim bunu da sevmedim. Allahtan Storytel'de vardı da, oradan dinleyerek sonunda nihayete erdirebildim, çok şükür.

Aramızdaki Uçurum: Çok uzun zaman önce aldığım bir gençlik kitabıydı. Yazarın başka kitaplarını okumuştum seneler evvel, bu kitabını ise diğerlerinden daha çok sevdim ama herkese hitap edeceğini sanmıyorum. Araştırmadan almayınız.

Ejderhaların Kısa Tarihi: Bu küçük kitapları o kadar sevdim ki bulduklarımın hepsini alıyorum. Bu kitapta da ejderha efsanelerinden bahsediyor. Nerede hangi erjerhalar var, kaç yıllarında ortaya çıktı, ortaya çıkış sebepleri neler gibi bir sürü bilgi içeren küçük bir hazine... Çok severek okudum.

Evet dostlar Eylül böyleydi, Ekim dökümünde görüşmek üzere çav.

27 Eylül 2023

2023 Ağustos Ayı Okuma Raporu

Ağustos ayında gezmekten bu yazıyı yazmaya fırsat bulamamıştım. Bu ay da challenge aldı yürüdü derken, kısmet bugüneymiş.

Ten ve Ateş Krallığı: Bu kitap en çok kitabını okuduğum yazar unvanını hala elinde bulunduran J. L. Armentrout'un Kan ve Kül serisinin ikinci kitabıdır. Serinin ilk kitabını geçen sene okumuş ve çok sevmiştim ama seri ilerledikçe -ki bu yazıda üçüncü kitabı da göreceğiz- baş karakter Poppy'den ruhuma gına geldi. Güçlü kadın karakterler yazdığı için sevdiğim yazar bu sefer nasıl oldu da hem bu kadar güçlü hem de gerzek bir karakter yarattı anlamış değilim. Fantastik sevmiyorsanız pas geçiniz. Seviyorsanız baş karaktere rağmen çok güzel bir dünya. :)

Kaç Zil Kaldı Örtmenim: Sevgili Şule'nin geçen sene düzenlediği Seri Kitapları Seri Okuyoruz etkinliğinde kazandığım kitaplardan birisiydi. Kitap doğu bölgesinde öğretmenlik hayatına atılan Filiz'in anılarından oluşuyor. Filiz de aslında yazarımızın kendisi yani bir nevi anı derlemesi diyebiliriz bu kitap için. Dili çok güzel olan bu kitabı çok sevdim. Gencecik bir kızın yaşadığı zorluklar, düştüğü ikilemler, sevdiği adamın peşinden koşamayacak kadar ayrı dünyaların insanları olduğunu okumak acıklıydı bir yerde... Sonuyla da beni bayağı bir ağlattı ama neyleyelim hep de gülecek değiliz ya?

Yaldızlı Kemikler Tacı: Yukarıda bahsettiğim Kan ve Kül serisinin üçüncü kitabı olmakla beraber son kitabı da değil anladığım kadarıyla çünkü kitap öyle bir yerde bitti ki herşey daha yeni başlıyor gibi bir efekt yarattılar. Bu arada üretkenlikte çığır açan yazarımız serinin bir de yan kitabını yazmış. "Ablam önce bir seriyi bitireydin be." diye söylensemde de tabii ki gittim onu da aldım.

Not: İşte ben böyle böyle iflah olmuyorum arkadaşlar...

Karabibik: Kısacık bir Anadolu öyküsü, Ege bölgesinin diliyle yazılmış -ne kadar günümüze uyarlansa da okumak hala çok zor-, ilginç bir şekilde sıcak ve uzak ama düşündürücü. Edebi anlamda da önemli bir yeri vardı aslında ama unutmuşum valla, neyse zaten kırk sayfa alın okuyun canım aaa...

İslami Tasarım: Geometrik olarak İslami tasarım öğelerinin anlatıldığı bir kitap, kısa ama ilgi çekici olsa da eğer çok iyi bir şekilde geometri bilmiyorsanız benim gibi sadece okuyup geçersiniz sanırım.

Ağustosta hasılat sayı olarak az olsa da sayfa sayısı olarak bayağı etkileyiciydi diyor ve kapatıyorum. Eylül değerlendirmesinde görüşürüz.

Çüs...
29 Haziran 2023

2023 Mart Ayı Okuma Raporu

Hello,

Mart ayında sürekli direksiyon sınavlarından kalmakla meşgul olduğumdan ancak bu kadar okuyabildim. (Utanç içindeyimin simgesi olarak burada gözlerini kapatan maymun emojisi varmış gibi hayal edelim.)

Yeryüzüne Dayanabilmek İçin: Tezer Özlü itiraf etmeliyim ki bayıldığım bir yazar değil, bu kitabı görünce de hay allah diye içimden bir geçirmiştim ama denemelerden oluştuğu için çabuk okurum gibi gelmişti. Şubatta başlayıp martta ancak bitirdim. Sinema ve edebiyata ilgili iseniz bir göz atabilirsiniz ama oldukça uzun zaman öncesine ait yazılar var içinde demedi demeyin.

Uygarlıkların Batışı: Bu kitap yine ofis içinde okuduğumuz bir kitaptı. İlk Amin Maalouf deneyimim olarak beğendim. Benim açımdan değişik bir okuma oldu, Lübnan'ın yakın geçmişine ışık tutuyor diyebiliriz. Aslında bir üçlemenin son durağı imiş ama tek başına da gayet anlaşılır. Yakın geçmişe ilgili iseniz öneririm.

Felaketzedeler Evi: Bu kitap da Küba'dan Miami'ye göç eden bir adamın hikayesi, aslında bir miktar da yazarın kendi hayatından esinlenilen noktalar mevcut. Çarpıcı, rahatsız edici, düşündürücü bir eser.  Jaguar Kitap'ın olayı neymiş diye aldığım fakat sonrasında sevdiğim bir kitap oldu. Yine de araştırmadan almayın derim.

Martta durumlar böyleydi, ülkeler arası bir geziye çıkmışım resmen... 

Nisan ayının okuma raporunda görüşmek üzere.

Çav.
25 Haziran 2023

2023 Şubat Ayı Okuma Raporu

Şubat ayında kendimi okumaya verdim denilebilir. Deprem gündeminden uzakta kalmak için kitaplara bir miktar daha fazla zaman ayırdığım bir aydı.

İspanyol Aşk Aldatmacası: Kızlar arasındaki kitap kulübü için son okuduğum kitaptı. (Bu kitaptan sonra kulüp sessizliğe gömüldü, aktif olarak okuduğumuz birşey kalmadı.) Klasik bir chick lit olsa da sevdiğim yerler de oldu, sevmediğim yerler de... Ama alanında çok daha güzel örnekleri var, indirimde değilse yanından geçip gidebilirsiniz.

Vişne Bahçesi: Ofiste kurduğumuz "Reading Interest Club" için okuduğumuz ilk kitaptı, akabinde de tiyatrosuna gidecektik ama deprem nedeniyle çok uzun bir süre ertelendi. Sonrasında da benim takvimime uymadığı için gidemedim. Kitap kısa ve hoştu ama yine bir klasik olarak Ruslara sormak istiyorum sizin derdiniz ne kardeşim ya, bu isimlendirme problemi beni bitirdi...

Rüzgar Bizi Götürecek: Çeviriden kaynaklı sanıyorum Furuğ şiirleri bana çok tat vermedi. Halbuki Makbule Aras Eivazi'nin "Başa Dönemeyiz" kitabı ne güzel anlatıyordu Furuğ'u... Şiir kitabını da Makbule Hanım çevirmiş ama dil değişimi kaynaklı bir eksiklik hissediliyor kitapta...

Unutma Beni Apartmanı: Hep Kitap'ın kullandığı yazı karakteri ayrı Nermin Hanım'ın yarattığı kurgu karakterleri ayrı baydı beni... Yine neden bu kadar çok övüldüğünü anlamadığım bir hikayenin içinde buldum kendimi. Editörü ben olsam en az yüz sayfa daha kısaltırdım bu kitabı, bazı yerlerde gerçekten çok çok gereksiz uzatmalara girilmişti. Kitap dallı budaklı bir ağaç gibi, bir dalı takip ediyorsunuz ama bir yere varmıyor aslında ordan hop ana hikayeye geri dönüp beş sayfa okuyor sonra başka bir dala gereksiz uzanıyor, sonra yine geri dönüyorsunuz... Elimde bir de son kitabı var yazarın sanırım aradakileri pas geçeceğim.

Çatlak Krallık: Amaçsız olarak okuduğum adını bile anımsamadığım serinin son kitabıydı. Paranıza yazık etmeyin kardeşim, almayın...

Ermiş: Her bir öyküsü bir günde okunsa çok tat verecek kitabı ben zırt diye bir gecede okuduğum için aldığım haz biraz alt seviyede kaldı. Siz sindire sindire okuyun.

Uçurtmayı Vurmasınlar: Çok ama çok çocukken televizyonda filmini izlediğimi anımsıyorum. Sonra çok aklıma geldi ama bir daha izlemedim. O ilk izlediğim andaki haliyle kalsın istedim zihnimde ama okuması keyifliydi. Öneririm.

Sevgiyle kalın.
27 Şubat 2023

2023 Ocak Ayı Okuma Raporu


Bu yıl başka bir sürü şeye daha ağırlık verdiğimden geçen seneki kadar verimli okumalar yapamayacağım sanırım. Yılın açılışını 7 kitapla yaptım, bakalım sonraki aylarda neler olacak?

Gönülçelenler: Aralığı 14 kitapla kapatınca yeni yılın ilk okuması şöyle hafifçe bir şey olsun demiştim... Ali Novak'ın Walter Erkekleri ile Hayatım kitabını da okumuştum ama bu kitap kesinlikle çok daha güzeldi. Tatlı bir ilk aşk hikayesi... Şöyle hiç birşey düşünmeden biraz zaman geçirmek istiyorum derseniz öneririm.

Yalnız Sıkıcı İnsanlar Kahvaltıda Parıldar: İsminden ötürü aldığım bir kitaptı Oscar Wilde'ın bu eseri. Bir konusu var diyemem. Küçük paragraflardan oluşan bir çırpıda okunabilecek, altı çizilecek güzel sözlere sahip bir eser.

Aziz Bey Hadisesi: İtiraf etmeliyim ki Suzan Defter üzerine de Aziz Bey Hadisesi'ni okudum ama hala Ayfer Tunç'un neden bu kadar övülen bir yazar olduğunu kavrayamadım. Sanırım birşeyleri kaçırıyorum ama ne?? Kısa ama etkili bir kitap olmasının yanında çok çarpıcı bir eserdi de diyemem. Okumak konusundaki kararı size bırakıyorum.

Ya Yarın Yoksa: En yakın arkadaşların aşık olduğunu itiraf edememe sorunsalı üzerine bir kitap. Yer yer aksasa da genel anlamda hoştu diyebilirim. Ancak yazar ya çaptan düşüyor ya da ne yazsa satar bağlamında bastılar bilemiyorum ama çok daha iyi eserleri mevcuttur Jennifer ablamızın.

Goriot Baba: BKK Ocak ayı kitabı olarak okuduğumuz bir klasikti. Detaylı yazı için şuraya müracaat edebilirsiniz.

Çoğu Zaman Derbeder: İçeriği hakkında bir fikrim olmadan indirimden aldığım bir eserdi. Ollie ve Will'in bir yaz aşkı yaşayıp sonra hiç beklemedikleri bir anda yeniden karşılaşmasıyla başlayan bir hikayelerini ele alıyor, okurken ben keyif aldım. Ancak herkese hitap etmeyecektir, içeriği araştırmadan almamanızı öneririm.

Misafir Odası: Sanırım ayın en etkileyici kitabı Misafir Odası idi. Bir arkadaşınızın ölmek için evinize geldiğini düşünün... Aslında ölmek için değil tedavi için geliyor ancak durum o kadar vahim ki; herkes ölmek için burayı tercih ettiğini düşünmeye başlıyor. Çarpıcı, sarsıcı ama hepimizin başına gelebilecek bir içeriği konu alan bir eserdi. Öneririm.

Bende durumlar böyleydi, şubatta görüşmek üzere...

Adios.
1 Şubat 2023

BKK Ocak 2023 Okuma Raporu

Selam kitap kurtları, yoldaşlarım,

Blogger Kitap Kulübü'nün 2023 yılı için ilk okuması olan Sevimli Kitapların seçimi Goriot Baba üzerine tartışmaları açıyorum.

Babalar ve Oğullar'dan sonra etkinlik kapsamında okuduğumuz ikinci klasikti, okunması yine benim tahmin ettiğimden çok daha kolaydı. 

Etkinlik kapsamında okunması en zor kitap rekorunu Şato hala elinde tutuyor diyebiliriz bu durumda. :)

Güncel olarak BKK üyelerinin Goriot Baba hakkındaki yorumları aşağıdaki gibidir:
Kitap hakkındaki en temel düşüncem evlerden ırak evlatlar görüp halinize şükretmek maksadınız varsa mutlaka okuyun, okutun.

Kitabı okurken dizlerini döven teyzelere döndüm iyice...
  • Yarebbim onlar nasıl evlatlardı (evlerden ırak)? 
  • O zavallı Goriot Babanın çektiği zulüm neydi? 
  • Hele ya o tıyniyetsiz genç çocuk Rastignac?!
  • Kafamdaki en delice soru ise; biz medeni kanunu bu Fransa'dan mı almıştık allah aşkına??
  • Sonuç Matmazel Victorine çok ucuz yırttın evladım...
İşte size kitabı kısaca özetledim sayın. Sevgili zavallı Goriot Baba'nın iki adet mendebur kızı var. Birisi kontes, obürü barones fakat evlat olamamışlar işte... Adamı yıllarca parası için sömürüp, parası bitince bir kenara atmışlar.

Evlatlarını görmek için yol kenarında bekleyip ordan geçmelerini gözleyen bir baba bizim bu Goriot Efendi... Gerçi kendisi de az kabahatli değil; yememiş yedirmiş, içmemiş içirmiş fakat terbiye edememiş...

Adam ölüm döşeğine düşünce yaptığı hatayı anladı fakat kızları hala baloda en güzel ben olayım derdinde idi...

Hele bu Fransızların evlilikleri beni benden aldı. Bir evlilik minimum üç veya dört kişiden oluşuyor. Bazen taraflardan birinin, bazense her iki tarafın birden mutlaka metresi oluyor. Gizli saklı yaşanan şeyler de değil alenen herkesin gözüne soka soka.... 

Bundan sonra Türk dizilerine laf etmeyeceğim vallahi beterin beteri varmış...

Bir de işte göya Goriot Baba'ya acıyıp ona yardımcı olan pansiyondan arkadaşı Rastignac vardı. Fakat her ne kadar adama karşı niyeti iyi olsa da kadınları sadece zengin olma yolunda bir araç olarak görüyor, hatta onlara aşık olduğuna da kendini bir güzel inandırabiliyor.

Bir Fosforlu Cevriye'deki mendebur, bir de sen Rastignac... Bu ikisini tanımlayacak en iyi sıfatlar; tıyniyetsiz, basiretsiz, cibiliyetsizdir! Ah bir karşıma çıksanız da ben sizi evire çevire bir dövsem. Vallahi bu karakterler adamı kangren eder, beni de şiddete meyyal bir şahıs haline getirdiler....

Velhasıl-ı kelam bu hikayenin en masumu sendin kuzum Victorine, çok da ucuz yırttın... Rastignac'ı Victorine ile evlendirmeye çalışan bir deyyus vardı fakat neyse ki kendisinin ne ipe sapa gelmez bir yaratık olduğu anlaşıldı da bu iş de olamadı çok şükür.

Kitabı okunma kolaylığı açısından sevdim. Ruslarınkine benzeyen isimlendirme tantanası yüzünden yoruldum. Ah yarebbim bunları da mı görecektik diye okurken dövündüm allah dövündüm. Oyy ben size neler diyeyim diye o yelloz kızlarına sinirimden kudurdum. Metresi gidip başkasıyla evlendi diye dağ başına inzivaya çekilen kadın yüzünden birinci evre kanser oldum. Allah topunuzun bin belasını diye söverekten de kapattım.

Yani tam olarak hakkını vere vere #neokudumbecanım....

Adios.
16 Ocak 2023

Seri Kitapları Seri Okuyoruz Okuma Etkinliği 2022 Sonucum

Hello dostlar,
2022 yılının başında Seri Kitapları Seri okuyoruz etkinliğine katılmıştım. O yazıya şuradan müracaat edebilirsiniz.

Etkinliği 21 adet kitapla sonlandırmış bulunuyorum. Kitap listesi aşağıdaki gibidir. :)

1. Güz Alacakaranlığı Ejderhaları

2. Kış Gecesi Ejderhaları

3. İlkbahar Şafağı Ejderhaları

4. Şeftali Kokan Bir Yaz

5. Şeftali Kokan Sırlar

6. Şeftali Kokan Bir Aşk

7. Körelten Hançer

8. Dune Çocukları

9. Dune Tanrı İmparatoru

10. Haşhaş Savaşı

11. Kan ve Bal

12. Birimiz Ölmek Üzere

13. Kutsal Suçlar

14. Medici - Floransanın Efendileri

15. Kağıt Prenses

16. Paramparça Prens

17. Çarpık Saray

18. Lekeli Taç

19. Düşmüş Varis

20. Soğuk Kan

21. Zaman Katibi - Gizemli Binici

Vallahi ne seri okumuşum be canım olmuş tam, çünkü okurken aslında illa seri okuyayım diye düşünmemiştim. 

Her Ay Bir Tuğla Okuyoruz etkinliğine katılmamıştım ama hobi olarak onu da saydım. 500 sayfa üzeri sadece 5 adet kitap okumuşum. 

2023'de bakalım neler olacak.

O zaman görüşürüz gençler...

Adios.

8 Kasım 2022

2022 Ekim Ayı Okuma Raporu

Ekim ayını dokuz kitapla başarıyla kapattım. Bir ara okumalarım öyle yavaş gidiyordu ki; aynı anda elimde beş kitap vardı ve hiçbirisi de bitmeyecek sandım.

Kağıt Prenses: Elimdeki -hala bitmemiş olan- iki kitap beni giderek daha çok baymaya başlayınca chick lit diye düşündüğüm bu kitabı elime alayım dedim. Chick lit değilse de jet hızıyla okudum. Ergen dramalarını seviyorsanız, okuyabilirsiniz. Yoksa size katacağı hiçbirşey olmayan bir serinin ilk kitabı kendisi. Kimsesiz fakat güçlü bir kız olan Ella'nın bir vasisi olduğunu öğrenmesiyle başlıyor hikayemiz. Ella vasisinin evine geldiğinde ise adamın dört oğlu da ondan nefret ediyor ve bizde olanları okuyoruz. Elbette içinde ergen aşkı da var fakat fazla ateşli değil diyebilirim. Gençlikte okunur.

Soğuk Kan: Polisiye alanında son yıllardaki gözbebeğim Robert Bryndza'nın Erika Foster serisinin beşinci kitabı, aynı zamanda da serinin en az sevdiğim kitabı oldu. Güçlü kadın karakterler seviyorsanız Erika'ya bayılırsınız diyebilirim. Sadece bu kitapta artık biraz beni yordu. Ama serinin son kitabını almama engel olacak kadar da değil.

Paramparça Prens: Kağıt Prenses ile başlayan serinin ikinci kitabı, ne anlatıyordu bu kitap onu bile unuttum tabi... Hah tamam hatırladım. İlk kitapta nefret ettiği kıza aşık olmaya başlayan esas oğlumuz tam işleri s*ç*p sıvadığı bir anda esas kızımıza yakalanıyordu. Bu kitap boyunca oğlanın aşık olduğunu kabul etmesini ve kızı da buna inandırma çabalarını okuyoruz.

Suzan Defter: Ayfer Tunç ile tanışmak sonunda Suzan Defter ile nasip oldu çok şükür. Suzan Defter ismini bir kaç kez duyduğum bir kitaptı. Arkadaşlar arasında olan kitap kulübümüzde okuduk. İki ayrı kişinin günlüğü olması ve kitabın sol tarafının bir günlüğü, sağ tarafının diğer günlüğü anlatıyor olması çok hoş bir detaydı. Ben önce sol kısmı okuyup bitirdim sonra sağ kısmı, böylesi daha kolayıma geldi. Tanışma kitabı olarak ilginç bir kitap seçimi oldu ama olsun, sevdim. 

Çarpık Saray: Eee nerde kalmıştık? Hah tamam. İşte sevgili olan çiftimiz tabi ki iki saniye mutlu olmasın! Ay ne yapsak diye düşünen yazarlarımız da -iki yazarın ortak eseriymiş, böylesi basit bir kurguyu yazmak için iki yazar gerekmesi beni şaşırtmadı desem yalan olur- dur bir cinayet şüphesi ortaya atalım demişler. Kitap boyunca esas oğlan katil mi değil mi diye ikilemlere düşelim istemişler fakat katilin esas oğlan olmadığı da çok belliydi. Katil uşak çıktı desem yanlış yönlendirmiş olmam da işte öyle ilginç birisi çıktı. The happy end.

Bayan Westaway'in Ölümü: BKK'nin -Blogger Kitap Kulübü- ekim ayı kitabıydı, detaylı olarak şu yazıya gömdüm, ilgisini çeken bir daha bakabilir. :)

Lekeli Taç: Çoksatan bir kitabın ekmeğini daha daha nasıl yeriz diye düşünülerek yazılmış bir spin-off kitap. (Böyle mi deniyordu bunlara, bilenler yoruma bir şey etsin.) İlk üç kitap boyunca zaten hikayesinin yarısına maruz kaldığımız esas olmayan bir karakterin esaslıca yazılmaya çalışılmış hikayesi. Yazmasalar daha iyi olurmuş fakat yazmışlar, bende okumuş bulundum. Hatta eksik kalmayayım diye diğer iki spin-off kitabı da sipariş ettim. Evet biliyorum, asla iflah olmam ben.

Tembellik Hakkı: İnce Klasikler serisinden güzide bir eserimizdi. Kendisi yaklaşık elli sayfacık birşey olduğu için keyifle okudum, öneriyorum.

Efsuncu Baba: Ay boyunca nitelikten yana elime birşey geçmedi yukarıda yazdıklarım malumunuz bari nicelikli dursun diye de neler okudum gördünüz. Fakat kapanışı öyle bir kitapla yaptım ki; kendimle bir daha gurur duydum. (Sadece bu kitabı seçtiğim için.) Gürpınar yıllardır kıymetini bilemediğim bir madenmiş meğerse. Yine okurken iki büklüm olduğum yerler oldu. Ofisin dinlenme alanında kahkahalarıma engel olamadığım için tüm kafalar bana doğru döndü, fakat çok iyiydi. Şu yukarıdakilern hepsini unutun ve lütfen bunu alıp okuyun. Nooooluuuuur!....

İşte böyle ekimi de kapattık dostlar, bakalım kasımda neler olacak?

Görüşmek üzere, çüs...
10 Ekim 2022

2022 Eylül Ayı Okuma Raporu


Eylül'ü dokuz kitapla beraber geride bıraktım, seçtiğim kitaplar okurken beni o kadar yordu ki şu anda kitap okumaktan ziyade sağa sola yatıp tavanı seyretmekten başka birşey gelmiyor içimden. Ekimde işler kesat anlayacağınız.

Seçilmiş Olanlar: Roth ile ilginç bir ilişkim var. Bazı kitaplarını çok severken, bazıları da neden yazmış ki bunu diye düşündürüyor. Bu kitaptaki kahramanlarımız dünyayı bir kez "o büyük kötü son"dan kurtarmışlar. Bu olayın üzerinden on yıl geçmiş, kahramanlarımızın gerçek dünyaya adapte olmakta yaşadıkları problemleri okurken hoop kendimizi paralel bir evrende buluyoruz. Dünyayı bir kez daha kurtarmaları gerekiyor. Hayırlı başarılar arkadaşlar deyip, benim koşarak uzaklaşasım geldi. Kitap yer yer iyiydi ancak sonu beni çok tatmin etmedi. Eh işte kategorisinden; elinizde varsa okuyun, yoksa almayın diyorum.

Şato: Bu kitap BKK için okuduğumuz ilk kitap olduğundan bende yeri hep ayrı olacak, ayrıca kendisini okumuş olmayı kişisel tarihimde bir başarı olarak görüyorum, yalan yok. :) Çok da uzun yazmaya gerek yok şuradan detaylara vakıf olabilirsiniz.

Normal İnsanlar: Yazarın kitap ismiyle kinaye sanatına başvurduğunu düşünmekten kendimi alamıyorum. Çünkü ömrümde bu kadar "normal olmayan" insanlar görmemiştim. Kitabı beğenmedim, en kötü kitabın bile bana birşey kattığını düşünürüm. Bu kitabın bana tek katkısı baş ağrısı oldu. Bir çok konunun havada kalması bir yana bittiğinde allah topunuzun cezasını versin diye çığlık atmak istediğim başka bir kitap daha anımsamıyorum. Almayın, aldırmayın, alana da okutmayın ruh sağlığı için mani olun. Ay darlandım gene.

Medici - Floransanın Efendileri: Bir üstteki kitabın bana yaşattığı sinir harbinin ardından ilaç gibi geldi. Okunması kolay, bir miktar da Floransa tarihi ve Medicilere ilginiz varsa bir çırpıda okuyabilirsiniz. Dizisi de mevcuttu (ben izlemedim). Üçleme olarak yazıldığı için ilk kitap bittiğinde bir havada kalmışlık hissi oluşuyor, sanıyorum serinin devamı çevrilmemiş. Burda da böyle yarım kaldık işte gördünüz mü?

Şair Evlenmesi: Edebiyat tarihimizde batılı tiyatronun ilk örneği olarak lanse edilen kısacık, mini minnacık bir eser. Bir akşam çayıyla beraber bir çırpıda okunuyor. 

Gece Yarısı Kütüphanesi: Bu kitabı arkadaşlar arasındaki kitap kulübümüz için seçti kızlar, ama ben zaten Şule'de gördüğümden beri okumaya niyet ettiğimden almıştım. Çoook ama çooook severek okudum. Kitabımızın kahramanı hayatında hiçbirşeyin yolunda gitmediğini düşündüğünden ölmeye karar veriyor ve intihar ediyor. Hikaye de burada başlıyor. Arada bir yerde kalan kahramanımız kendisini Gece Yarısı Kütüphanesinde buluyor. Burada hayatının tüm versiyonları mevcut; o hayatları arasında gidip gelir, pişmanlıklarının peşinde koşarken; bizde keyifli bir okuma deneyimi ve satırlarının altını çizmekten mürekkebini bitirdiğimiz bir kalemle kalıyoruz. Çok ama çok tavsiye ederim.

Morgue Sokağı Cinayetleri: İnce Klasikler serisine meylettiğim dönemde aldığım bir kitaptı. Küçücük bir kitap, biraz Sherlokvari, Morgue Sokağında bir cinayet işleniyor. İpuçları polisleri bir yere götürmüyor, görgü tanıklarının her biri cinayet esnasında duydukları sesleri farklı bir dil olarak tanımlıyor. Kapıda yığınla insan varken katil sırra kadem basıyor. Cinayet faili meçhule düştü düşecekken kahramanımız olayı çözüyor. Sonu ilginçti, öneririm.

Kızıl Elma - Oğulla Görüşme: Bir Aytmatov okumadan ayı nasıl kapatsaydım değil mi? İki ayrı hikayeyi içinde barındıran bir kitaptı. Oğulla Görüşme hikayesi beni daha çok etkiledi. Öneriyorum.

İki Mavi Kuş: Ben bu kitabı kapağına mı aldanıp almıştım acaba? Gerçekten kısa olmasa çekilecek çile değildi. Ne okudum ben böyle yarebbim diyerek kapattım.

Bu ay yaptığım okumalar da böyleydi. Bakalım ekimde bir kaç kitap bitirebilecek miyim? Şu anda üç kitabı aynı anda okuyorum ama üçünde de sondan çok uzaktayım...

Sevgiler.
9 Eylül 2022

2022 Ağustos Ayı Okuma Raporu

Hello world,

Temmuzda okuyamadıklarımı da ağustosta okumaya azmedince 11 kitapla ayı temiz kapattım dostlarım. Bakalım neler okumuşum.

Leyla, Mektubum Eline Ulaştı Mı?: Kitabın adı ve de kapağı çok ilgimi çekince ayın ilk okuması olmaya hak kazandı. Yazamamaktan muzdarip bir yazarın hikayesi; kendiyle dertleri olan, yaş olmuş kaç ama hala hayatta ne yapıyor, amacı ne bilemeyen bir kadın kahramanımız. Onun çocukluğunda tanıdığı Leyla'ya yazdığı mektuplar da hikayenin asıl kısmı, öneriyorum.

Yayan Yapıldak: Kitap alışveriş yazılarımdan birinde bahsetmiştim, sırf kapağının güzelliğinden aldığım bir kitaptı. Denemelerden oluşan bu eserin ana teması yol, yolcu olmak, yolda olmak... Başka kitapların arasına alarak okumak için ideal. 

Tweet Savaşları: Nerede bir ciltli kitap görsem otomatik olarak vuruluyorum. Bu kitap ilk yarıda beni oldukça sıktı, ancak ikinci yarıda konuya adapte olabildim. İki farklı işletme var ve her ikisinin de twitter hesaplarını ergen çocukları yönetiyor. Şansa bakın ki twitter da savaşmak yetmiyor kahramanlarımız okulda da birbirinden hiç haz etmiyorlar. Ergenlik çağında çocuklarınız varsa okutabilirsiniz lakin bence lise üzerindeki yaş grubuna hitap etmiyor.

Kan ve Bal: Yılan ve Güvercin serisinin ikinci kitabı, çok fazla tanıtımı yapılan ciltli kapakları ile insanları can evinden vuran bir seriydi bende düştüm işte. Yazarın dilinin güzel, konunun başlangıç kısmı da farklı olmasına rağmen bir süre sonra sıkıldım. Fantastik olarak çok fazla eser okuduğum için artık çoğu hikaye bana bildik geliyor. Fantastiğe giriş 101 olarak öneririm, yoksa uzak durun.

Sarıyaz: Yakın arkadaşlar arasında kurduğumuz kitap kulübünde ilk okuduğumuz kitap oldu Sarıyaz, dün akşam da toplaştık üzerine konuştuk. Kitabı çok sevdim ve Eriş'in tüm kitaplarını okuma fikrini de aklıma yazdım. Büyük bir toz fırtınasının gelip şehri kaplamasıyla başlıyor herşey, heryer sapsarı insanlar Sarıyaz olarak isimlendirmeye başlıyor bu olayı. Kitap birbirinden farklı kişilerin aynı zaman dilimi içerisinde yaşadıklarını anlatan sekiz küçük öyküden oluşuyor. Henüz okumadıysanız aman geç kalmayın.

Birimiz Ölmek Üzere: Birimiz Yalan Söylüyor ile başlayan serinin ikinci kitabı Birimiz Ölmek Üzere, Karen M. McManus ablamız oldukça özgün bir yazar. İlk kitapta bir dedikodu sitesinde okuldaki öğrenciler hakkında gün yüzü görmemiş sırların ortaya salınmasıyla bir hikaye başlıyordu. İkinci kitap ilkinden bir kaç yıl sonrasına götürüyor bizi, o zamanların popüler dedikodu sitesini canlandırıp da ikinci bir kaos ortamı yaratmaya çalışıyorlar ama herşey çok farklı yerlere gidiyor. Öneririm.

Kutsal Suçlar: Meredith Gentry serisinden yayınlanan son kitaptı, serinin devamı çıksa dahi okumayı düşünmüyorum. Bir buhran halinde aldığım bu seriyi de kimseye önermiyorum. Hamilton çok değişik bir yazar, yazdığı herşey çoksatanlara girse de kitap içeriklerinin çarpık bir yönü yok değil. Enine boyuna araştırmadan almayın, genellikle kitapları +16 olacak içerikte oluyor. Demedi demeyin.

Kapanda Bir Hayal: Çok tatlış ve de minicik bir öykü kitabıydı. İyi ki almışım dedim, okurken... Mutlaka öneriyorum, Burcu Ünlü ile tanıştığınıza pişman olmayacaksınız, eminim.

Kıyı Kitabı: Sahaftan aldığım bu kitap Ece Temelkuran'ın Hayat Üçlemesinin son kitabıymış aslında. İçerik beni hiç açmadı, sanıyorum ilk kitaptan da başlasam sevmezdim. Temelkuran'dan yaptığım ikinci okuma ve benim için kendisi okunması zor yazarlar kategorisinde yerini aldı.

Seçmeler: Ahmet Selçuk İlkan'ın şiirlerinden oluşan bu kitabı da sahaftan almıştım. İçeriğinden kapak kalitesine kadar diyecek yok da neden kapağa bu abimizin fotoğrafını basma gereği duydunuz bilmem. Sürekli evin içinde yazar beni izliyor sandım.

Ömer'in Çocukluğu: Sırf okuduktan sonra bir üstte anlattığım kitabın üzerine koyayım da yazarı görmeyeyim artık diye, ay sonuna sıkıştırdım bu kitabı. :) Benim amacım bir garip olsa da kitabımız çok güzel, kısacık ne ara başladınız ne ara bitirdiniz anlamayacağınız bir eser, ayrıca geçen haftanın Ağaç Ev Sohbetleri konusu ile de pek uyumlu.

Eveet, benden bu kadar sevgili dostlarım, siz neler okudunuz bakalım?
17 Ağustos 2022

2022 Temmuz Ayı Okuma Raporu

Temmuz ayı bayram telaşesine karıştı ve ışık hızıyla bitti. Bu ay içerisinde altı kitap okuyabildim. Ayın yarısında tatilde olduğum düşünülürse bayağı iyi bir hızla ayı kapattım diye kendimi avutuyorum.

Otomatik Portakal: Bu kitap için ne desem bilemiyorum gerçekten... Neden bu kadar ünlü olduğunu anlamaya ben vakıf olamadım. Kitabı kesin bir tarafsızlıkla okuyabilmek için kitapla aramda bayağı bir duygusal mesafe bırakmışım okurken, dönüp bakınca fark ediyorum. Ne öneriyorum, ne önermiyorum karar size kalmış.

Kalp Kırmanın 16 Yolu: Otomatik Portakal sonrası havam değişsin diye başlamıştım. Kitabımızda ayrılan bir çiftimiz var. Biz kitabı, kızın eski sevgilisine yazdığı mektuplar üzerinden takip ediyoruz. "Kadınlar ne söyler, erkekler ne anlar?" cümlesine bir örnek bu kitap, kızın sevgili oldukları dönemde yaşadıklarını, hissettiklerini ama erkeğin bunlara ne kadar farklı bakıp, olayları nasıl farklı hatırladığını görebiliyorsunuz. Esas kızı ben sevdim, kitabın güzel ve hızlı okunan bir yapısı var öneririm. 

Kızımın Katiline Mektuplar: Bu kitabı 5 lira indirimlerinden almıştım. Hikayeyi annenin gözünden okuyoruz. Kızı vahşice katlediliyor ve o andan itibaren katilin arama çalışmaları, katilin bulunması, kadının içinde yaşadıkları, duygu durumu hepsini takip edebiliyoruz. O kadar çok kadın cinayeti oluyor ki ülkemizde, bu kitap bir yerde bizim her gün haberlerde gördüğümüz olayların iç yüzüne götürüyor bizi... Hiçkimsenin hayatının dışarıdan görüldüğü gibi olmadığını, şiddetin; şiddet mağduru istemediği müddetçe dışarıdan anlaşılmayacağını çok güzel gösteriyor. Tavsiye ederim.

Yıldırım Sesli Manasçı / Askerin Oğlu / Beyaz Yağmur: Kasvetli bir kitap sonrası havam değişsin diye Aytmatov'un bu ince öykü kitabını okudum. Kitabın isminden de anlaşılacağı üzere üç öyküden oluşuyor kitap. Aytmatov için çok fazla söze gerek yok kendini su gibi okutuyor. Bu kitapta en sevdiğim öykü Yıldırım Sesli Manasçı oldu.

Aşk Hipotezi: Çok satan kitapları okumayı severim, bu kitabı da bir müddet çok satanlarda kaldığı için almıştım. Kitabı kısaca özetlemek gerekirse çok sevdim. Kitabımızdaki karakterlerden esas oğlan profesör, esas kızımız ise sanıyorum doktora öğrencisiydi. O kısım aklımda kalmamış. Hikayemiz bir aşk oyunu ile başlayıp gerçeğe dönüyor. Sıkmadan bunaltmadan akıyor. Olayların arka planı kitaplarda pek görmediğimiz bir arka plan olduğu için (laboratuvar) kitap daha ilgi çekici bir hale geliyor. Bir de en sevdiğim kısım esas kızımızın tez hocasının adı Ayşegül'dü. :) Öneriyorum.

Kehribar Geçidi: Bu kitabı Nazan Bekiroğlu ismini görür görmez aldım. Üzerinde hiç araştırma yapmadım, ne anlatıyor hiçbir fikrim de yoktu. Arka kapak yapısı da gizemli bir dille yazılmış, esas içeriğe dair pek bir ipucu vermiyor.

Kitabımız bir yedi uyuyanlar hikayesi, hikayemiz MS 300 yıllarında başlıyor. Kahramanlarımız bir azatlı köle, bir lahit kopyacısı, bir yazıcı köle, bir tapınak kandilcisi, bir uykusuz çoban, bir gezgin, bir yüzbaşı bir de Kehribar... Her bir karakterin kendi hikayesi var, her karakterin hikayesine vakıf oluyoruz. Arka planda ise Nasıralı İsa Hristiyanlık dinini duyuralı 300 sene olmuş, kimi insanlar ise gizliden gizliye Hristiyan olup, Hristiyanlığı yaşamaya çalışıyor. Derken imparator Hristiyanlığı yasaklıyor ve Hristiyanlıktan vazgeçmeyenler için bir katliam başlatıyor. Bu katliamdan kaçan karakterlerimiz ise kendilerini yüzyıllar sonrasında buluyorlar. Ne Roma eski Roma, ne de Hristiyanlık eski Hristiyanlık... Hiçbirşey bıraktıkları gibi değil...

Kitap aslında güzel, 600 sayfa olmasına rağmen sıkmadan bunaltmadan kendisini okutuyor. Karakterlerin her biri üzerinde çok düşünülmüş ve derin derin anlatılmış. Nazan Bekiroğlu'nun sekiz yıllık çalışması olduğu söyleniyor ve üzerinde uzun süre çalışıldığı belli. Ama arka kapak yazısına bakarak konuyu anlamak mümkün değil. Ben daha farklı bir hikaye beklerken çok başka yerde buldum kendimi, konuyu bilsem bu kitabı bir başka zaman okurdum. Çünkü o sıra aradığım hikaye bu değildi. yine de sevdim ve 600 sayfa da ne canım diyorsanız öneririm. :) 

Ağustos raporunda görüşmek üzere...
21 Temmuz 2022

2022 Haziran Ayı Okuma Raporu


Malumunuz tatildi, bayramdı derken neredeyse temmuzun sonuna geldik ama ben haziran raporunu ancak yazabiliyorum. Bu ayın hasılatı da on kitap efenim, yılın yarısını geçtiğimize göre iyi bir okuma hızı yakalayabildiğim aylarda ortalamamın on kitap olduğunu söyleyebiliriz.

Bakalım neler okumuşum.

Haşhaş Savaşı: Bu kitabı gerçekten çok merak ediyordum, geçtiğimiz yılın sonunda çıkan güncel bir fantastik romandır kendisi. Ben ilk kitabı okuyana kadar ikincisi de çıktı bu arada, alacaksanız aklınızda olsun. Yazarın güzel ve akıcı bir dili var, kurgusu ilginç, ana tema savaş üzerinden ilerlese de okurken insanı sıkmıyor. Haşhaş tüketiminin yasak olduğu bir evrendeyiz, bundan önce çıkan büyük çaplı savaşlar da hep haşhaş yüzünden çıkmış. Şimdi yeni bir savaş kapıya dayanıyor ve bizde bu noktadan itibaren hikayeye dahil oluyoruz. Hikayenin ana karakteri bir kadın ve güçlü kadın hikayelerini okumaya bayılıyorum, sırf bu sebepten bile öneririm. Lakin siz beklentiyi çok da yukarıda tutmayın bir Zaman Çarkı da değil yani.

Gül Rengini: Küçük bir şiir kitabı Gül Rengini, İlknokta'dan yaptığım alışverişlerden birinde kargo parası ödemek yerine kitap alayım diyerek yazarın ikili kitabını sepete atmıştım. Dili bana çok hitap etmedi açıkçası, zaman zaman ne okuyorum ben diye düşüncelere daldım. Ama yok illa merak ediyorum derseniz de ben engel olmayayım.

Yürümek: Can Yayınları'nın İnce Klasikler Serisinden bir kitap Yürümek, ayrıca benim ilk Thoreau okumamdı. Güzeldi, ince olması nispeten okunuşunu kolaylaştırıyor. Doğa ile alakalı Thoreau'nun düşünceleri üzerinden ilerleyen bir kitaptı, sevdim.

Vahşi Kızlar: Kapağına aldanıp geçen sene indirimde aldığım kitaplardan biriydi. Ara ara Allahım ben ne okuyorum demedim değil. Sevdim mi, sevmedim mi, vallahi öyle kararsızım ki... Distopya desem değil, ütopya desem değil, değişik bir kurgu idi. Bir nevi Truman Show'un korkunçumsu versiyonu denilebilir. Dili akıcı en azından okurken yormuyor ama ben ne alın derim ne almayın. Nasıl bilirseniz öyle yapın. :)

Keşke Koleksiyoncusu: Ayşegül Kocabıçak üç sene önce Run Gülüzar Run kitabı ile keşfettiğim bir yazardı. O günden beridir de kitaplarını sırası ile okuyorum, Ayşegül Hanım için bir tık gözünü budaktan sakınmayan bir yazar diyebiliriz. Bizi ilk bakışta rahatsız eden olayları bile her yönü ile alıp düşünmeye sevkedebiliyor. Bu kitapta kızımız asla sevdiğine açılamamış. Sevdiği ise siz kardeş gibi büyüdünüz laflarını eliyle öteye itemeyip, annesinin bulduğu uygun kız ile evlenmiş. Ama yine de ikisinin de içinde sevda bağı kopmamış körelmemiş, üç senenin ardından yeniden bir araya gelmelerini okuyoruz. Dediğim gibi her yönüyle ele alınmış bir hikayeydi, ben sevdim. Bu kitap konusu itibariyle sizi açmayabilir belki ama Run Gülüzar Run kitabını mutlaka öneririm.

Uçabileceğini Hayal Eden Tavuk: Bir çırpıda okunabilen, çok sevilesi, çok düşündürücü bir kitap. Çokça sevdim, iyi ki görüp almışım. Bir masal havasında okunuyor; ana karakterimiz bir yumurta tavuğu, oysa hep özgürce yaşamak ve bir bebeğe sahip olmak istiyor. Bir gün kaçma fırsatı bulunca olaylar gelişiyor. Anne oluyor ama işler pek de umulduğu gibi gitmiyor. Gerçekten mutlaka ama mutlaka bir şans vermenizi istediğim bir kitap, aklınızda olsun.

Yerçekimi Melodisi: Bu kitaba dair fikirlerim sürekli ama sürekli değişti. Önce indirimde görüp kafa dağıtmalık ergen kitabı diye aldım. Sonra uzun müddet kitaplıkta bekleyince bir yordu beni daha okumadan ay niye aldım ki dedim. Kitaba başlayınca hikaye kahramanlarımızın erken yaşlarında başladığı için off çocuk kitabı mı bu dedim. Daha sonra gözümü bile kırpmadan okumaya başladığımı fark ettim, tuvalete bile elimde kitapla gittim. Çok severek de bitirdim konuyu kapattım. Şuraya kadar yazdıklarım dönüp okuyunca fikren bir daha yordu beni, eğer şu an bu cümleyi okuyorsanız vallahi iyi dayandınız buraya kadar canlarım.

Konusuna gelirsek Isaac Newton'un hayatı üzerinden bir kurgu okuyoruz. Paralel evrenler de işin içine giriyor. Yüzyıllar öncesinde yaşayan Isaac'ın günümüzde yaşayan Alex'le olan aşkıyla başlayan hikaye bir çok dönemeçten geçse de ikinci erkek adamı da harcamadan bittiği için benim kalbimi kazanıyor.

Küçük Ama Büyük Yalanlar: Bu kitap HBO tarafından Big Little Lies adıyla dizi olarak da çekilmişti. Bakınız yerli versiyonu da Ufak Tefek Cinayetler... Tastamam ne eksik ne fazla Ufak Tefek Cinayetler havasında bir kitaptı. Eğer seviyorsanız öneririm. Yazarın dili zaten çok akıcı, gereksiz detaylar ve betimlemeler vermeden kitabın sonuna kadar götürüyor bizi. Ve çok önemli bir not katili tahmin edemedim arkadaşlar, bu demektir ki bu kitap okunur. :)

Suya Düşen Hayalleri Kurtarma Rehberi: Kapağına bakıp yazın güzel okunur diye aldığım kitabın, tanıtım yazısını okuyunca sıkıcı olacak gibi diye düşünmüştüm. Oysa çok güzel ve farklı bir hikayeydi. Semtlerinde kapanmakta olan bir havuz yaşlı bir kadını ve genç bir gazeteciyi bir araya getiriyor. Sonrasında olanlar pek tahmin edebileceğiniz cinsten değil. Hikaye çok nahif bir şekilde ilerleyip, tatlı bir sona bağlanıyor.

Aynada Yürüyen Sesler: Gün Rengini kitabının yazarı Mehmet Özkan Şüküran'ın ikinci kitabı, yine ne okudum ben yahu düşünceleri ile nihayete erdirdiğim bir kitaptı. Bu kitaplara dair beğendiğim iki şey var; isimleri ve kapak tasarımları, içeriği anlamaya vakıf olamadım maalesef.

Evet bende durumlar böyleydi. Temmuz ayı için de şimdiden uyarayım vallahi işler kesat, ayın yarısında evde olmayınca okumalarım pek verimsiz geçecek gibi duruyor, neyse bitmedik aydan umudumu kesmeyeyim yine de...

Aylık okuma raporu toplantımız bitmiştir arkadaşlar.

Dağılalım.
2 Haziran 2022

2022 Mayıs Ayı Okuma Raporu

Fakat ne okuduk be canım diyerek konuya giriş yapayım. Mayıs ayı okumalarım genellikle zorlu geçti. Nedense bu ay çok sıkışık zamanlarda kitap okudum. Yolda yürürken kitap okuma yeteneklerimi de gözle görülür derecede geliştirdim. Neyse gelelim kitaplara, 11 kitapla verimli bir ay geçirdim diyebiliriz.

Dune Çocukları: Dune serisine bir kaç ay ara vermekle çok iyi bir karar vermişim. Peşpeşe okumak için zorlayıcı bir seri diyebilirim. Ayda bir kitap olarak yola çıkılsa çok daha zevk alınabilir. Bilimkurgu seviyorsanız bu seriyi gerçekten öneriyorum. Atreides ailesinin Dune gezegenine gönderilmesiyle başlayan olaylar zincirini ele alıyor. Kitaplar zamansal olarak birbirinin devamı değil. Kitaplar arasında uzun bir zaman dilimi geçmiş oluyor ve böylece farklı kahramanlar üzerinden gezegen üzerinde yaşanan macereları takip edebiliyoruz. Serinin üçüncü kitabı olan Dune Çocukları benim en sevdiğim ikinci kitap oldu. Serinin diğer kitapları için heyecanlıyım.

Fakir Kene: Birhan Keskin'in basılmış son eserini de okumuş bulunmaktayım. Okuyacak başka kitabının olmaması beni çok üzüyor. Diğer eserlerine nazaran daha az zevk aldım diyebilirim ama yine de iyiydi.

Nefret Mektupları: Geçen ay okuduğum Rakipler kitabının yazarı bu kitabın yazarlarından birisi aynı zamanda; Rakipler'i ne kadar önermiyorsam bu kitabı da o kadar öneriyorum. Gerçekten çok keyif aldım okumaktan. Karakterlerimizin tanışma hikayesi çok ilginç başlıyor. Charlotte gerçekleşmeyen düğününden elinde kalan gelinliğini satarken mağazada başka bir gelinliğe rastlıyor ve gelinliğin içindeki not dikkatini çekiyor. Bu notun peşine düşmesiyle birlikte de hikaye başlıyor.

Uzak: Oruç Aruoba'nın elimde olan son kitabını da okudum. Açıkçası bazı kitaplarını çok severken bazı kitaplarından da çok zevk alamadım. Bir müddet kitaplarını almayı düşünmüyorum.

Baharın Peşinde: Bu kitabı indirimde 5 TL'ye almıştım yanlış hatırlamıyorsam. Tam bir ergen kitabı, bir on sene önce okusam daha çok keyif alabilirdim sanırım, bu yaşımın okuması değilmiş. Ruhuma daral geldi okurken. 

İmkansız Kale: Bilgisayar oyunlarına bir de bilgisayarların tarihine ilginiz varsa bu kitap çok ama çok tatlı bir kitap. Kitabımız bilgisayarların atası Commodore zamanında geçiyor. Kitabın yola çıkış noktası çok komikti, başkahramanlarımız ki kendileri üç adet ergen oluyorlar; Playboy'da yayınlanan Vanna White fotoğraflarına erişebilmek için dergiyi satın alma planları yaparak her gün Zelinsky'nin dükkanına gidiyorlar. O sırada esas oğlanımız Billy, Mary Zelinsky ile tanışıyor. Mary'nin bahsettiği bir bilgisayar oyunu yarışmasına katılmaya karar vermesiyle birlikte de olayların gidişatı değişiyor. Çok keyif alarak okudum ama şunu belirtmeliyim ki benim ihtisasım Bilgisayar Programcılığı üzerine o nedenle siz bir araştırın almadan önce. :)

Dünyanın Ötesindeki Orman: Unutulmuş Fantastik Klasikler serisinde yer alan bu kitabı Tolkien'in esinlendiği kitaplardan biri olduğunu öğrendiğimde aldım. Bir çeşit eski zaman masalı olarak nitelendirebiliriz. İlginç bir kitap ama akıcı bir dili var, sakince okunuyor. Okurken keyif aldım, öneririrm.

Dağlı: Tamamen gezerken tesadüf eseri denk geldiğim kitaplardan biriydi Dağlı ve öylesine almıştım. Yazarın güzel ve akıcı bir dili var ama arka kapak tamamen yanıltıcı diyebilirim. Kitabın içeriği bir aşk hikayesi gibi sunulsa da eşzamanlı olarak Mervani Devleti'nin de kuruluştan yıkılışa öyküsü anlatılıyor. 

Gökyüzü Herkesindir: Livaneli'nin Serenad'dan başka kitabını okumamıştım. Onu da yıllar önce okumuştum. Bir şiir kitabını alarak değişiklik yapayım dedim ve gerçekten güzel şiirlerle keyifli bir okuma oldu.

Kurtuluş Projesi: Hani bazı yazarlar vardır; bir kez seversiniz ve o andan sonra ne yazsalar kabulünüzdür. Andy Weir, Marslı ile birlikte benim favori yazarlarım arasına girdi (dünyanın en tatlış kitabını dünyanın en kötü filmi olarak çektiler ve bu beni sinir ediyor). Kurtuluş Projesi ise en sevdiğim ikinci kitabı oldu. Marslı'ya pozitif ayrımcılık yapıyor olabilirim. Zira eleştirilerde en iyi kitabının bu olduğu söyleniyor. Başkahramanımız Ryland Grace dünyayı tehdit eden bir organizmayı araştırmak üzere uzay yolculuğuna çıkıyor. Biz hikayeyi iki farklı zaman diliminden okuyoruz. Biri günümüz, diğeri ise Ryland'ın hafızası geri geldikçe geçmişten parçalar şeklinde anlatılıyor. Kitabı çok övmek istiyorum ama ne yazsam spoiler olacak. Okuyun, okutun hatırım için. :)

Palto: Can Yayınları'nın İnce Klasikler Serisinden çıkan bu kitabı bir bookstagram hesabının önerisi üzerine almıştım. İnce Klasikler diye bir serinin varlığını da kitap gelince öğrendim. Öğrenmesem daha mı iyiydi onu bir sonraki yazımda anlatırım. Kısacık, güzel ve de çarpıcı bir hikaye Palto. Kahramanımızın kışın bastırması ile birlikte soğuktan korunmak için yeni bir palto diktirmek zorunda kalmasıyla açılan hikayemiz pek de beklenmeyen bir sona kavuşuyor. Gogol'un kalemi ile ilk kez tanıştım ve diğer kitaplarına dair merakım kabarmadı desem yalan olur.

Evet, benim mayıs ayındaki okumalarım böyleydi.
Ne diyorsunuz, siz neler okudunuz?
14 Mayıs 2022

2022 Nisan Ayı Okuma Raporu

 

Nisan ayını geride bırakalı epey oldu ama okuma raporu için ancak fırsat bulabildim. Benim açımdan 10 kitapla verimli bir okuma ayı oldu, ne zamandır beklettiğim bazı kitapları okunmuşa havale etmenin rahatlığı var üstümde...

Körelten Hançer: Fantastik kitapları seviyorsanız tartışmasız öneririm. Bu kurguyu daha önce okumamış olmanın da güzelliği var tabi. Beşleme olarak yazılan serinin ikinci kitabı, tuğla kalınlığında ama nasıl bitirdiğinizi bile anlamayacaksınız. Bu hikayenin kurgusunun temelinde renkler var. Bazı renklere hükmedebilen kişilere ışıktar deniliyor ve tüm renklere hükmeden kişiye de Prizma deniliyor. Hikayenin tek bir kahramanının olmaması ve aynı anda devam eden yan hikayelerinin de olması nedeniyle gerçekten güzel yazılmış bir eser.

Yaz Geçer: Murathan Mungan'ın bu kitabındaki bir çok şiiri internet sağolsun zaten biliyordum ama yaz mevsimi yaklaşırken düştü aklıma bir okuma hevesi... Genel olarak çok güzel bir kitap, ben üstteki tuğlanın arasına alarak okudum.

Çengelköy Defteri: Bu kitabın bir hikayesi de yok, birşey anlatma derdi de... Ancak en çok sevdiğim Oruç Aruoba kitabı belki de bu oldu. Yazarın Çengelköy'de ikamet ettiği sırada tuttuğu not defterinden derlenmiş notlarını içeriyor. Yaşlılığın verdiği yalnızlığı, yalnızlığın düşündürdüklerini... Bir meşgale bulmak için olur olmaz şeylere kafayı takmayı anlatıyor. Ben çok sevdim. İlginizi çekerse öneririm.

Selvi Boylum Al Yazmalım: Öncelikle evet vallahi çekilen Türk filmi ile neredeyse birebir aynı diyebilirim. İkincisi neden esas kızın adının Asya değil de Asel olduğunu daha önce hiç duymadım bilmiyorum ama siz de eğer duymadıysanız benden duymuş olun. :) Aytmatov çok geç okumaya başladığım bir yazar olsa da çok sevdiğim bir yazar oldu. Belki de daha önce okusam bu kadar sevmezdim. Böyle çok sevince de sevgili Leylak Dalı'nın önerdiği bütün Aytmatov kitaplarını sipariş ettim. Maceralarımız devam edecek efenim. :)

Rakipler: Baştan uyarıyorum bu kitap 18 yaş üstü ve de önermiyorum. Vi Keeland'ın kitaplarının hepsini okudum. Çoğunu da severim fakat en az sevdiğim bu oldu diyebilirim. Ana konu güzeldi aslında ama artık "yok ben bu adamdan nefret ediyorum lakin cazibesine dayanamıyorum" çerçevesinde yazılan kitaplardan da bıktım. Yok illa okuyup bende biraz sinir olayım derseniz. Yorum bırakın bendeki kitap sizin olsun. :)

Soğuk Kazı: Elimdeki Birhan Keskin kitapları bir bir tükeniyor ve yazar yenisini de çıkarmıyor. Hafif depresifim bu hususta... Ah canım Birhan, yine çok güzeldi.

Şeftali Kokan Bir Aşk: Sonunda bu seriye noktayı koydum. Serinin bence en güzel kitabı ilk kitabıymış ama neyleyelim diğerlerini de okudum, yoksa merakımdan duramazdım. Çok fazla para vermediğim için üzgün değilim ve küçük kitap arkadaşıma göndereceğim için onun yaşı itibariyle kıymetini benden daha çok bileceğini düşünerek kendimi avutuyorum.

Bir İdam Mahkumunun Son Günü: Bu ay ki kitap okuma rutinimde her telden çalmışım görüyorsunuz. Klasik olmadan olmazdı. Kitabı bloglardan birinde görüp not almıştım ama affola blogun ismini anımsayamadım. Bu kitabı çok sevdim ve sayfa sayısı itibariyle de yormadığı için bence merak eden herkes okumalı. Zaten konusu isminde aşikar olduğu için çok bir yoruma gerek yok bence.

Aşk-ı Memnu: Bildiğim hikayeleri okumak niyeyse ilgimi çektiğinden almıştım kitabı malumunuz. Bence bu kadar eski tarihte yazılmış bir kitabın dizi uyarlamasını yaparken muhteşem bir iş çıkarmışlar. (Gerçi diziyi de tastamam izlemiş değilim, annemler izlerken aralarda gördüğüm kadarıyla vâkıfım.) Diziyi izlediyseniz kitabı okumanıza gerek yok. Pek az olay, bolca ruhsal durum analizi barındırıyor. Bu tarz okumayı sevmediğim için beni okurken bayıltmasına ramak kaldı diyebilirim.

Tanrı Tavşanken: Sarah Winman ile geçen sene Teneke Adam kitabıyla tanıştım. İlginç bir dili var; çok akıcı, günlük dile çok yakın, çok yalın ve naif. Kendisini okumayı bu nedenle sevmiştim. Bu kitap da beni yanıltmadı. İki küçük arkadaşın çocukluğundan başlayıp günümüzde sona eriyor olay örgüsü. Sarah Winman kitapları biraz farklı değerlendirebilir sanırım çünkü "eh işte" diyecek kimse olmayacaktır diye düşünüyorum. Ya çok seveceksiniz, ya da hiç sevmeyeceksiniz. Arası yok hissi veriyor. Ben seven kısma dahil olduğumdan son kitabını da sepetime attım.

Bu ay okumalar böyleydi işte, biraz o türden biraz bu türden. 
Sizde nasıl durumlar? Neleri okudunuz?

Sevgiyle kalın.

3 Mart 2022

2022 Şubat Ayı Okuma Raporu

 

Şubat ayında İngilizce çalışmalarına ağırlık verecektim sözde, sonra bir de baktım ki okuma çalışmalarına ağırlık vermişim.

12 kitap ile bir önceki ayı da geride bırakarak kendi rekorumu kırdım. İzninizle kendimi bir tebrik edeyim: "Ayy canım kendim, kalp." :)

Sevgiler, Carter: Klasik bir bestseller kitap , ben çok sevdim. Okurken hiç sıkılmadım ve ayrıca eğlenceliydi. Keyifli bir kaç saat geçirip üniversite yıllarınıza doğru uzanmak isterseniz öneririm.

Bağbozumu Şarkıları: Şükrü Erbaş'tan okuduğum ilk kitap, çok sevdim diyemem ama yazarı anlayabilmek için bir kaç kitabına daha baksam güzel olur diye düşünüyorum.

Dünya Üzerinde Sekiz Gün: Ne zaman BKM'den 5 TL'ye bir kitap alsam umduğumdan çok daha farklı yerlere çıkıyorum. Gençlik kitabı diyebiliriz ama anlatım tarzı, olayların gidişatı, hikayenin kendisini ben çok sevdim. 5 TL verip 30 TL'lik keyif aldım diyebilirim.

Kış Gecesi Ejderhaları: Ocak ayında okuduğum Güz Alacakaranlığı Ejderhalarının devam kitabıydı. İlk kitabın anlatımı oldukça yavaştı, bu kitapta ise hikaye aşırı ivme kazandı. Biter bitmez üçüncüye başlamamak için kendimi zor tuttum diyebilirim.

Deli Kızın Türküsü: Bu kitapla beraber Gülten Akın'ın zaten sevebileceğim bütün şiirlerini evvelden okuduğuma kanaat getirdim. Bir üstteki kitabı okurken araya alarak okumuştum. Öyle aman aman olmasa da altını çizdiğim yerler oldu. 

Chanel - Efsanesi ve Hayatı: Chanel kitabı BKM alışverişlerimden birinde hediye olarak gelmişti. Modaya işte kendim kadar ilgiliyim ama Coco Chanel'i duymayan yoktur tabi, benimde bir miktar ilgimi çekince bir ara okurum diyeli tam bir sene falan oldu sanırım. Ayın başından itibaren günde bir bölüm diye yola çıkmıştım ki, ayın ortalarına doğru bitirdim. Çünkü gerçekten kitap bir süre sonra çok ilgimi çekmeye başladı. Biyografi türü kitaplara ilginiz varsa öneririm. Ama demedi demeyin ilk bölüm boyunca dişinizi sıkmanız lazım. Şahsen kitabın en kötü yazılmış bölümü olduğunu düşünmekteyim.

de ki işte: Oruç Aruoba sevdiğimi düşünürdüm ama eseri bir bütün olarak okuyunca kendisine bayıldığımı anladım. Gerçekten çok keyifli bir okuma deneyimiydi, su misali alıp götürüyor kitap sizi. Biraz daha sindire sindire okuyabilmek için bir kaç bölümde bir başka kitaba geçiş yaptım.

Gulyabani: Ne umdum ne buldum a dostlar... Bir kere kitabın Gulyabani meselesi dışında film ile hiç bir benzerliği yok. Ana hikayeyi almışlar ve karakterlerin hepsini toptan değiştirmişler. Kitap ise gerçekten ama gerçekten enfes, bazen okurken gülmekten iki büklüm oldum. Kitabın başında Hüseyin Rahmi'ye yazılan bir mektup ve Hüseyin Rahmi'nin de cevabı var. Buradan anlıyoruz ki gelen mektuptaki ricaya istinaden Hüseyin Rahmi bu kitabı yazıyor. İyi ki de yazmış, filmi aklınızdan atın ve öyle başlayın eminim çok keyif alacaksınız.

Josh ve Hazel'in Sevgili Olmama Rehberi: Son çıkan kitaplara bakarken görüp aldıklarımdan biriydi ve yine bestseller bir eser olduğunu belirtmek isterim. Kitabı çok sevdim, hikayesi çok güzeldi. Okurken bir an bile sıkmadı beni... Kitaba dair en sevdiğim şeyse bambaşka, Hazel biraz egzantirik diyebileceğimiz karakterlerden, ağzının filtresi olmayan, nerede ne yapacağı belli olmayan bir karakter. Yazarın böyle bir karakter yaratmasını ve yaşadıklarına rağmen Hazel'in ben buyum değişmeyeceğim diye düşünmesini çok sevdim. Günümüzde insanlar karşımdaki ne düşünür diyerek şekilden şekile giriyor. Hazel'in olduğu gibi olması çok hoşuma gitti.

Ba: Birhan Keskin işte ne diyebilirim ki, çok seviyorum yazdıklarını... O çok meşhur "Dürtme içimdeki narı, üstümde beyaz gömlek" var dizeleri de bu kitaptaki bir şiirde yer alıyor. Kısacık ama keyiflice bir saat dilerseniz öneririm.

Şeftali Kokan Bir Yaz: Bu kitap bir üçlemenin ilki, seriyi BKM'nin bir kampanyasında 29 TL'ye almıştım. Daha çok bir gençlik serisi gibi duruyordu. Okumaya başlayınca anladım ki ben bu kitabı 21 belki 22 yaşımda iken Büyük Beşiktaş Çarşısı içindeki sahaftan almış ve okumuştum ama bu yeniden okumama engel olmadı tabi ki. Basım tarihlerini kontrol edince yeni basım olduğunu gördüm. Oldukça eski zamanlarda hatta daha cep telefonları bile yokken geçen bir gençlik hikayesi, samimi bir anlatımı var. Ben sadece ilk kitabı okumuştum, seri olduğunu ya da devamı olduğunu bilmiyordum. İşte sahaftan alınca da böyle oluyor, ne yapalım. :) Serinin devamında kızların büyümelerine, üniversite hayatlarına ve iş deneyimlerine tanıklık edecekmişiz. Devamını okumak için sabırsızlanıyorum.

İnsan Neyle Yaşar: Ayın kapanışını şöyle sakince, usulca yapayım diye düşünerek Tolstoy'u seçtim. İçinde 5 ya da 6 hikaye olan (kontrol etmeye üşendi)  bir kitap İnsan Neyle Yaşar. Tolstoy'a aşina iseniz zaten yalın anlatım şeklini bilirsiniz. İçinde sayfalarca betimleme barındırmayan, hikayeleri dupduru ama ilgi çekici bir şekilde yazılmış bir kitap, kitaplığınızda hala okunmadan duruyorsa ben kapağını açmanızı öneririm.

Şubatın sonunda, yıllık hedefime doğru emin adımlarla ilerlediğime dair bir his peydah oldu içimde diyebilirim. Sizde durumlar nasıl, verimli bir okuma ayı oldu mu? 

Şimdiden keyifli Mart okumaları diliyorum.

Sevgiler.

Search

About

Bendenizle ilgili bilgiler için "Kim Bu Kız" sayfasına gidiniz lütfen.